15 Temmuz’dan 24 Haziran’a yeni rejimin kronolojisi

2 yıl önce 24 Temmuz 2016’da yapılan askeri darbe girişimi ile yeni bir dönem başladı.  Bu şaibeli darbe girişimi olmasaydı başkanlık rejimine geçiş mümkün olmayacaktı veya bu kadar kısa sürede gerçekleşmeyecekti. Nitekim Erdoğan Başkanlığını kutlarken sarayda yaptığı konuşmasında; “Darbenin hemen ardından Anayasa değişikliği ile reforma başlamamızı sağlayan milletimize teşekkür ediyorum. 4 yıl sonra bir kez daha aynı duygularla amin diyorum. Bu defa cumhurbaşkanlığı makamına, değişen yönetim sisteminin gereği olarak, yürütme organının tüm yetkileriyle geldik “diyerek bu süreci en özlü bir şekilde özetledi. Başka bir deyişle 2 yıl içinde rejim değişikliği ile sonuçlanan bu süreçte 15 Temmuz’un bir başlangıç olduğunu vurguladı. Aynı şekilde Erdoğan, “15 Temmuz’dan itibaren bizi destekleyen, yeni yönetim sistemimizi hayata geçirebilmemize imkan sağlayan Milliyetçi Hareket Partisi’ne burada başta Sayın Genel Başkan Bahçeli olmak üzere teşekkür ediyorum. MHP ile ülkemizin ve milletimizin menfaatleri çerçevesindeki işbirliğimizi inşallah Meclis’te de geleceğe yönelik sürdüreceğiz” diyerek bu süreçte MHP’nin rolünü de dile getirdi.

Son iki yılda o kadar çok şey oldu ki, yaşadıklarımızı siyasal ve toplumsal bir hareketin normal seyri ile izah etmek mümkün değil. Olaylar, sanki her şey geri planda “birileri tarafından planlanmış bir projenin uygulanması” gibi bir seyir izledi. Bu nedenle ve son derece hızlı yaşanmış olmasından dolayı 142 yıllık tarihi geçmişi olan parlamenter rejimin yerine başkanlık rejimine geçiş süreci hala bilince çıkartabilmiş değil. Rejim kökten değişmiş olmasına rağmen yeni idari, hukuki, kültürel, etik vb düzenlemeler hala eski dönemden kalan alışkanlıklarla hayretle karşılanıyor. Artık geçerli olmayan eski rejimin anayasa ve yasaları ile hak-hukuk-adalet söylemiyle sorgulamalar yapılıyor. Bu bakımdan 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden başlayarak 24 Haziran’da başkanlık rejimine geçiş sürecinin kısa bir kronolojisini çıkarttım. Son 2 yılda yaşadıklarımızı bu kronoloji ile yeniden hatırladığımızda olayların “Ne için, kim için?” olduğunu daha iyi anlayabiliriz.

15 Temmuz 2016: Askeri darbe girişimi oldu. Bu girişimin detayları ve karmaşık ilişkileri hala belirsizliğini koruyor. Gerek yapılış tarzı ve gerekse şu ana kadar ortaya çıkan veya hükümetin iddia ettiği bilgi ve belgeler, 15 Temmuz Darbe Girişimi’ni tanımlamak için yeterli olmuyor. Siyasal gerçeklerin süreç içerisinde ve yargı safhasında ortaya çıkacağı beklentiler şu ana kadar gerçekleşmedi. Eğer darbeciler ya da bir kısmı yargılama sürecinde siyasi savunma yaparak darbe girişiminin amacını açıklasalardı, dünya ve Türkiye kamuoyu tüm gerçekleri öğrenecekti. Ama şimdiye kadar böyle bir şey olmadı. Cemaatin asıl kadroları yurtdışına kaçarken, yakalanan ikinci ve üçüncü derece kadrolar siyasi savunma yapmadı veya kendilerine siyasi savunma yapmamaları telkin edildi.  Bu nedenle aradan geçen 2 yıla rağmen hala birçok soru işareti ile bir darbe muamması devam ediyor. Ancak darbenin “kime karşı, kimlerle ve kimler için” yapıldığı, bu girişimden AKP iktidarının nasıl yararlandığı ve özellikle de bunu bir rejim değişikliğine dönüştürdüğünü biliyoruz.

16 Temmuz 2016: Darbe girişimine karşı parlamentoda grubu bulunan 4 parti bir araya gelerek ortak tutum aldı. TBMM Başkanı İsmail Kahraman, AK Parti Grup Başkanı Binali Yıldırım, CHP Grup Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Grup Başkanı Devlet Bahçeli ve HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken’in imzasını taşıyan “TBMM ortak bildirisi” yayımladı.  Daha önceki askeri darbelere veya darbe girişimlerine karşı mecliste grubu bulunan partilerin ortak tutum alışları olamamıştı. Türkiye siyasi tarihinde ilk kez hem iktidar hem de muhalefet partileri böyle bir bildiri yayınladı. Önceki darbeler irdelendiğinde bu tutumun önemi daha iyi anlaşılmaktadır. 16 Temmuz’da Olağanüstü toplanan TBMM Genel Kurulunda Kahraman’ın okuduğu bildirinin bir bölümü şöyleydi:

“Bizler AK Parti, CHP, HDP ve MHP grupları olarak aziz milletimizin kendisine, milli iradeye, devletimize, özellikle de millet iradesinin temsilcisi olan milletvekillerine, Gazi Meclise yönelik 15 Temmuz gecesi başlatılan ve 16 Temmuz sabahı etkisiz hale getirilen darbe girişimini ve Meclise yönelik saldırıları şiddetle kınıyoruz.” “Meclisimizde bulunan tüm siyasi farklı gruplarının darbe girişimine ortak bir tavır ve ortak bir dille karşı durmaları tarihidir, değerlidir, tarihe geçecektir. Bu ortak tavır ve ortak dil, milletimizi ve milli iradeyi daha da güçlendirecektir. TBMM, tek yürek halinde görevinin başındadır. Milletin Meclisi millete ve egemenliğine yönelik bu saldırıya girişenlere bedelini hukuk içinde en ağır şekilde ödetecektir. Türkiye’de hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının en somut ispatı da işte bu ortak bildiridir. Dört parti olarak, farklı görüşlerimiz olsa da hepimiz tüm milletvekillerimizle, tüm teşkilatlarımızla milli iradenin yanındayız, milli iradeye hep birlikte sahip çıkıyoruz ve ebediyen sahip çıkacağız. Milletimiz müsterih olsun!”

21 Temmuz 2016: Olağanüstü Hâl (OHAL) ilan edildi. Olağanüstü rejim standartlarının uygulandığı OHAL uygulaması ile Cumhurbaşkanı’na yetkiler verildi ve böylelikle başkanlık rejimi fiilen başladı. Onbinlerce kişinin kamudan ihraç edildiği, tutuklandığı, yargılandığı, binlerce kurumun kapatıldığı, DBP’li belediyeye kayyum atandığı OHAL uygulaması ile Türkiye tarihinde hiç olmadığı kadar idari, siyasi, askeri ve huku tasfiyeler dönemi başladı.

8 Ağustos 2016:  Sonraki süreçte “Yenikapı ruhu” olarak lanse edilecek olan “Demokrasi ve Şehitler Mitingi” İstanbul Yenikapı’da yapıldı. HDP dışındaki partilerin katıldığı mitingde ilk konuşmayı MHP lideri Bahçeli yaptı. Onun ardından CHP lideri Kılıçdaroğlu kürsüye çıktı. Onun da ardından Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar konuştu. Akar’ın ardından Başbakan Binali Yıldırım ve daha sonra da TBMM Başkanı İsmail Kahraman konuştu. Mitingin son konuşması ise Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptı. Konuşmacılar müesses nizamın korunması ve kollanması konusunda ortak bir dil kullanarak yeni siyasi operasyonların başlayacağı bir dönemi işaret etti.

24 Ağustos 2016:  Fırat Kalkanı Harekatı başladı. Türk ordusu ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)’nun desteklediği harekat yıl sonu itibariyle, Cerablus-Azez arasındaki 90 kilometrelik bölge ile El Bab’a kadar güneye doğru 45 kilometrelik alan Türkiye’nin denetimine geçti.

11 Eylül 2016: AKP, Kayyım uygulamalarına başladı. İçişleri Bakanlığı,  674 sayılı KHK kapsamında 2’si il, 28 belediyeye kayyum atadı.  Görevden alınan belediyelerin başkanlarından 24’ü DBP ile 4’ü de FETÖ‘yle ilişkilendirildi. DBP’ne bağlı başta Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi olmak üzere 103 belediyenin 83’üne kayyım atanırken, 89 belediye eş başkanı da 27 Mart 2017 tarihi itibariyle tutuklu bulunuyordu.

29 Eylül 2016: Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın Beştepe’deki bir muhtarlar toplantısında sarf ettiği “1920’de bize Sevr’i gösterdiler, 1923’te Lozan’a razı ettiler. Birileri de Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı” sözleri, bir anda politik gündemi değiştirdi. Muhalefet, sosyal medya ve yandaş medya konuyu günlerce gündemde tuttu.

12 Ekim 2016: Başkanlık sistemi için düğmeye basıldı. Başbakan Yıldırım ile MHP lideri Devlet Bahçeli, başkanlık sistemini de içeren anayasa değişiklik paketini görüşmek üzere bir araya geldi ve iki partinin görevlendirdiği isimler paket üzerindeki çalışmalara başladı. İki parti 21 maddelik anayasa  değişiklik teklifi üzerinde uzlaşmaya vardı.

4 Kasım 2016: HDP Eş Başkanları ve vekilleri tutuklandı. 20 Mayıs 2016’da CHP’nin de desteğiyle yapılan anayasa değişikliği ile milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasının ardından ifade vermeye gitmedikleri gerekçesiyle haklarında gözaltı kararı verilen ve aralarında Eş Başkanlar Demirtaş ile Yüksekdağ’ın da bulunduğu 15 HDP‘li vekilden 10’u tutuklandı. 3’ü adlî kontrol şartıyla serbest bırakıldı. HDP yönetimi tutuklamaların ardından TBMM çalışmalarını bir süre durdurma kararı aldı.

10 Aralık 2016: AKP ile MHP arasındaki yeni anayasa görüşmelerinde uzlaşma sağlanmasının ardından teklif, 316 imza ile TBMM Başkanlığı’na sunuldu. 21 maddelik teklif Anayasa Komisyonu’nda yapılan görüşmelerin ardından 18 maddeye düşürülerek kabul edildi. Teklifin Nisan 2017’de referanduma sunulması kararlaştırıldı.

17 Aralık 2017: Kayseri’de çarşı iznine çıkan sivil kıyafetli askerlerin bulunduğu halk otobüsüne bomba yüklü araçla saldırı düzenlendi. Saldırıda 14 asker şehit oldu, 55 kişi yaralandı. Saldırı TAK üslendi.

11 Aralık 2016: İstanbul Beşiktaş stadının yanında bombalı saldırı gerçekleştirildi. Saldırıda çoğunluğunu polislerin oluşturduğu 45 kişi öldü, 166 kişi yaralandı. Saldırı Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) üstlendi.

19 Aralık 2016: Rusya’nın Türkiye büyükelçisi Andrey Karlov, Ankara’da katıldığı bir sergi açılışında uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi. Saldırganın, çevik kuvvette görevli polis memuru Mevlüt Mert Altıntaş olduğu açıklandı. Yayınlanan görüntülerde saldırganın tetiği çekerken, “Halep’i unutma, Suriye’yi unutma” diye slogan attığı görüldü.

30 Aralık 2016: Rusya ve Türkiye, Doğu Halep’teki muhaliflerin tahliyesinin ardından kentin tamamının Suriye ordusunun kontrolüne geçmesi üzerine Suriye’nin tamamını kapsayan bir ateşkes ilan edilmesi konusunda uzlaşmaya vardı. Türkiye ile Rusya’nın garantör olduğu ateşkes anlaşması günü yürürlüğe girdi.

1 Ocak 2017: İstanbul’un ünlü eğlence mekanlarından Ortaköy’deki Reina saat 01.30 sıralarında IŞİD’in bir militanı tarafından silahlı saldırıya uğradı. Saldırıda yerli ve yabancı 39 kişi yaşamını yitirdi, 4’ü ağır 65 kişi yaralandı.

6 Ocak 2017: Ocak ayının 6’sında ve 23’ünde çıkarılan toplam 7 KHK ile 83 dernek kapatıldı, kamudan da 367 kişi ihraç edildi.

21 Ocak 2017:  Resmi literatürde “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” olarak adlandırılan Türk tipi başkanlık sistemi, 18 maddelik Anayasa değişikliği AKP ve MHP’nin 339 oyuyla kabul edildi.

9 Şubat 2017: Devletin bir baskı aracı olarak çıkarılmaya devam eden KHK’nin hedefinde bu kez Barış Akademisyenleri vardı. Toplam 4464 kişinin kamudan ihraç edildiği KHK’si ile 330 akademisyenin görevine son verildi.

24 Şubat 2017: Suriye’de Cerablus bölgesinde cihatçı çetelerle başlatılan  Fırat Kalkanı harekatı, ağır kayıplar verilen El Bab operasyonu 24 Şubat’ta bitirildi. Ancak El Bab’ın işgali sonrası TSK’nin YPG  denetimindeki, doğuda Menbiç, batıda ise Tel Rıfat bölgelerine yönelik tehditleri devam etti.

9 Mart 2017: OHAL KHK’si ile atıldıkları işlerine geri dönmek için 9 Kasım 2016’da Yüksel Caddesi’ndeki direnişlerini sürdüren Nuriye Gülmen ve Semih Özakça açlık eylemine başladı.

29 Mart 2017:  ABD’de gözaltına alınan Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla tutuklandı. Atilla, aynı soruşturma kapsamında, İran’a karşı ABD yaptırımlarını delmekle suçlanan Rıza Sarraf’ın tutulduğu hapishaneye gönderildi.

16 Nisan 2017: Türkiye’de rejim değişikliği tartışmalarına neden olan Anayasa Değişikliği Referandumu gerçekleştirildi. 16 Nisan Referandumu’nda YSK’nin mühürsüz oy pusulalarının kabul edileceği açıklamasıyla, şaibeli 2.5 milyon oyun söz konusu olduğu hile damgasını vurdu.

29 Nisan 2017: OHAL KHK’leri ile, OHAL  ile ilgisi olmadığı açık,  “Radyo ve televizyon yayın hizmetlerinde, arkadaş bulma amacıyla kişilerin tanıştırıldığı ve/veya buluşturulduğu türden programlara yer verilemez” maddesi dikkat çekti. Çıkarılan diğer KHK’lerde de OHAL’le ilgisi olmayan, “kış lastiğinin zorunlu tutulması”,“taşeron çalışma düzenlemesi” gibi maddeler yer alıyordu. İnternet ansiklopedisi Vikipedia, 29 Nisan’da “Türkiye’yi IŞİD ile aynı zeminde gösteren yayınları” bahanesiyle erişimi engellendi.

4 Mayıs 2017: Rusya-Türkiye-İran ittifakının sürdürdüğü Astana Görüşmeleri kapsamında Suriye’de, kalıcı ateşkese hazırlık niteliğindeki “gerilimi azaltma bölgeleri” kuruldu.

23 Mayıs 2017: Açlık eylemlerinin 76. günündeki Nuriye Gülmen ve Semih Özakça evlerine gece yarısı yapılan polis baskını ile gözaltına alındı. Mahkemeye sevk edilen Nuriye ve Semih, aynı gün tutuklanarak Sincan Hapishanesi’ne götürüldü.

15 Haziran 2017: MİT Tırları davasından yargılanan CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’na 25 yıl hapis cezası verilmesi üzerine CHP Genel Başkanı Ankara’dan İstanbul’a ‘Adalet Yürüyüşü’ne başladı. Çeşitli muhalif çevrelerin destek verdiği Adalet Yürüyüşü, 9 Temmuz’da Maltepe’de düzenlenen mitingle sona erdi.

15 Temmuz 2017: Darbe girişiminin yıldönümünde ülkenin her yerinde Türkiye tarihinde görülmemiş düzeyde resmi törenler yapıldı, camilerde hutbeler okundu. TBMM’de “15 Temmuz Özel Oturumu” düzenlenirken Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde miting yaptı.

25 Ağustos 2017: Yeni bir KHK ile, üç dernek, iki gazete ile DİHABER  kapatıldı. Aynı gün çıkarılan bir başka KHK  ile de Başbakan’ın bazı yetkileri Cumhurbaşkanı’na devredildi. Bu KHK ile ayrıca, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Başbakan’dan alınarak Cumhurbaşkanı’na bağlandı. Devletin işleyişindeki değişiklikleri öngören 694  sayılı KHK, Cumhurbaşkanı lehine yaptığı  yapısal düzenlemelerle dikkat çekti. Bu değişiklikler başkanlık rejimine hazırlık adımları olarak değerlendirildi.

14 Eylül 2017: HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk’un cenaze törenine saldırı düzenlendi. Saldırının ardından Hatun Tuğluk’un cenazesi mezardan çıkarılarak Dersim’e  götürüldü. Saldırı sonrası, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, gözaltına alınan saldırganlarla karakolda “hatıra fotoğrafları” yayınlandı.

22 Eylül 2017: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, 13 yıldır aralıksız sürdürdüğü görevinden istifa ettirildi. Benzer şekilde 23 yıldır görevde olan Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek’in de aralarında bulunduğu belediye başkanlarına ileriki süreçte görevden el çektirilerek, Erdoğan’ın daha önce dillendirdiği “metal yorgunluğu” çerçevesinde parti içi tasfiyeler hızlandı.

25 Eylül 2017: Kürdistan Bölgesel Yönetimi tarafından gerçekleştirilen Başur Bağımsızlık Referandumu yapıldı. %93 Oranında bağımsızlık lehine “evet” oyunun çıktığı referandum sonrası bölgede Irak Merkezi Hükümeti, İran ve Türkiye’nin direkt, ABD’nin de dolaylı dahil olduğu gerilim yaşandı. Bağdat hükümeti referandumu geçersiz ilan ederken, Barzani’nin diyalog teklifi kabul edilmedi.

8 Ekim 2017: ABD Büyükelçiliği, Türkiye’den yapılan vize başvurularının süresiz olarak durdurulduğunu açıkladı. Vize Krizi olarak adlandırılan krize, ABD tarafından, konsolosluk çalışanının Gülen Cemaati’ne üye olduğu iddiasıyla tutuklanmasının neden olduğu belirtildi.

16 Ekim 2017: Bağdat’a bağlı askeri birlikler, Haşd-eş Şabi milisleri öncülüğünde Kerkük’ü işgal etti. Bu süreçte Kürdistan Bölgesel Yönetimi, önce 2003, sonra ise 1991 sınırlarına kadar geri çekildi.

28 Kasım 2017: Reza Zarrab Davası olarak bilinen, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının delinmesine ilişkin duruşmalar başladı. Reza Zarrab’ın itirafçı olarak mahkeme ile işbirliği yapması üzerine Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla davadaki tek tutuklu sanık olarak kaldı.

1 Aralık 2017: 193 Günden beri tutsak olan açlık grevi eylemcisi Nuriye Gülmen tahliye edildi. Haklarında adli kontrol kararı verilen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça açlık eylemlerini evlerinde sürdürdü.

8 Aralık 2017: İçişleri Bakanlığı, CHP’nin Man Adası Belgeleri’ne karşı bir hamle olarak “Rüşvet ve yolsuzluk, haksız mal edinme ve ihaleye fesat karıştırma” suçlamaları ile Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’yi görevden aldı.

24 Aralık 2017: Çıkarılan 695 sayılı KHK ile tutsaklara “tek tip elbise” dayatması getirildi. 696 sayılı KHK ile “15 Temmuz’da ve sonraki süreçte muhalif kesimlere eylemli saldırı yapan paramiliter çetelere cezadan muafiyet” öngörüldü. Bu karar 15 Temmuz şaibesi ile AKP’nin mobilize ettiği faşist çeteleri kullanarak iç savaşı kışkırttığı yorumlarına neden oldu.

20 Ocak 2018: TSK, internet sitesinden yapılan açıklama ile Afrin savaşı başladı. TSK savaşın gerekçesini şöyle açıkladı: “Hudutlarımızda ve bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamak maksadıyla, Suriye’nin kuzeybatısında Afrin bölgesinde, PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ’a mensup teröristleri etkisiz hale getirmek ve dost ve kardeş bölge halkını bunların baskı ve zulmünden kurtarmak üzere, 20 Ocak 2018 saat 17’den itibaren “Zeytin Dalı Harekatı” başlatılmıştır.” Efrin’e müdahale bir kez daha Türkiye’nin en geniş milli mutabakatını oluşturdu. CHP, daha önceki dönemlerde olduğu gibi bu kez de Kürtlere karşı BBP, VP, İyi Parti, SP birlikte AKP-MHP’nin savaş cephesini destekledi. Bu harekata karşı sadece HDP ve HDP dışındaki sol ve sosyalist kesimler tavır aldı. Bu nedenle sosyal medyada başlayan savaş karşıtı açıklamalara karşı hükümet yoğun bir şekilde tutuklama ve adli kontrol uygulamaları yaptı.

14 Mart 2018: Siyasi partilerin genel seçimlerde “ittifak” yapabilmesinin yolunu açan kanun teklifi, TBMM’de AKP ve MHP’nin oylarıyla kabul edildi. 26 maddeden oluşan teklif 4 yasada değişiklik içeriyordu.

16 Mart 2018: Seçim yasasında, “Sandıkların birleştirilerek taşınması, aynı mekanda olmalarına karşın seçmenlerin farklı sandıklarda oy kullanması, mühürsüz zarfların geçerli sayılması, sandık başkanlarının sadece kamu görevlileri arasından seçilmesi, sandık başkanı ve üyelerine ait olan güvenlik görevlisi çağırma yetkisinin seçmene de verilmesi,  il ve ilçelerde düzeyinden seçim müdürlerinin değiştirilmesi” gibi çok önemli değişiklikler yapıldı. Efrin savaşı yoğun bir şekilde sürerken, AKP-MHP koalisyonu kendi geleceklerini garantiye alacak seçim yasası değişikliği yaparak her şeyi “Cumhur ittifakı” üzerinden kurgulamaya başladı. Böylelikle AKP-MHP ittifakı Efrin savaşının yarattığı siyasal ve sosyal saflaşma üzerinden bir erken ve baskın seçim planını uygulamaya başladı.

17 Nisan 2018: MHP lideri Bahçeli TBMM grup toplantısında Türkiye’nin daha fazla beklemeye tahammülünün olmadığını iddia ederek genel seçimlerin 28 Ağustos 2018’de yapılmasını istedi.

18 Nisan 2018:  AKP genel başkanı ve Cumhurbaşkanı  Erdoğan, Bahçeli ile görüşmesinin ardından kendi aralarında yaptıkları uzlaşmaya göre seçimlerin 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacağını açıkladı.

19 Nisan 2018: AKP-MHP ittifakının 24 Haziran’da seçim kararına partiler sazan gibi atladı: CHP’den ilk yanıt “hodri meydan” oldu. Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, “Hodri meydan, erken seçime hazırız. Türkiye’yi bu sıkışmışlıktan çıkarmanın yolu seçimdir” dedi. HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan da, “Bir karar aldıysanız, HDP olarak size hodri meydan diyoruz. Biz seçime de varız” dedi. İYİ Parti lideri Meral Akşener de partisinin yasal olarak seçime girip giremeyeceği tartışmalarına ilişkin “Zamanında ya da erken, bizim için fark etmez. Bizim için telaşlanacak bir durum yok” diye konuştu. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da, “Türkiye’nin hakikaten bugünkü şartlarda daha ileriye gitmesi mümkün değildir” diyerek seçim kararına destek verdi.

20 Nisan 2018: 24 Haziran 2018 baskın seçim önergesi Meclis Anayasa Komisyonu’nda AKP, CHP ve MHP’nin oylarıyla kabul edildikten sonra TBMM’ye geldi. “Erken seçime karşı değil, ama dayatmaya karşı” olduğunu söyleyen HDP, Meclisteki oylamaya katılmadı. Böylelikle baskın seçim kararı toplantıya katılanların oy birliği olan 386 oyla kabul edildi.

22 Nisan 2018: 15 CHP milletvekili istifa ederek İyi Parti’ye geçti. Böylelikle parlamentoda 5 milletvekili olan İyi Parti TBMM grubu oluşturabilecek konuma ulaştığı için seçimlere doğrudan katılabilme hakkı kazandı.

26 Nisan 2016: Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu, Abdullah Gül ile görüşmesinden sonra  Kılıçdaroğlu ile Akşener’e, Gül’ün “Çatı” adayı olmasını önerdi. Bu öneriye Kılıçdarolğu’nun olumlu yaklaşmasına karşın, Akşener’in karşı çıkması nedeniyle gerçekleşmedi. Erdoğan ise Genelkurmay Başkanı Akar’ı Gül’e göndererek bu işten vazgeçmesini telkin etti.

6 Mayıs 2018: İttifak yaparak seçime katılma kararı alan siyasi partilerin genel başkanlarının imzalarını ihtiva eden ittifak protokolleri YSK’ye teslim edildi. Seçim ittifakları, AKP-MHP ve BBP’nin oluşturduğu “Cumhur İttifakı” ile CHP-İyi Parti-SP’nin oluşturduğu “Millet İttifakı” şeklinde oluştu. HDP ise kendi adıyla seçime katılma kararı aldı.

7 Mayıs 2018: Türkiye tarihinin en erken ve en kısa süreli baskın seçimi için süreç başladı. 24 Haziran seçiminde HDP dışında oluşan iki sağ ittifak, tekçiliği ve totaliter diktatörlüğü savundu. HDP ise çok kimlikli, çok kültürlü ve çok inançlı demokratik bir toplum savunusuyla diğerlerinden farklı bir rota izledi.

24 Haziran 2018: Rejim değişikliğinin son ayağı olan 24 Haziran baskın seçimi yapıldı. Cumhur İttifakı’nın adayı Erdoğan birinci turda seçildi. AKP-MHP-BBP ittifakı parlamentoda çoğunluğu sağladı. Millet İttifakı başarısız oldu. HDP sadece kendisi için geçerli olan yüzde 10 barajını aşarak başarılı bir tavır sergiledi. Parlamentonun fazla bir hükmünün kalmamasına karşın, yeni rejim döneminde çok sayıda parti temsil edilmeye başladı. Yeni rejimin parametrelerine göre partiler; birinci AKP, ikinci CHP, üçüncü HDP, dördüncü MHP, beşinci İyi Parti şeklinde sıralandı. Partiler arası ittifaklar nedeniyle SP 2, DP 1 ve BBP 1 milletvekili ile parlamentoya girmiş oldu.

 

Şaban İBA