İş Dünyasından, ilgi çeken manzaralar


İş dünyasına ilişkin araştırma ve anketler yapan üç önemli organizasyonun yaptıkları son çalışmaların sonuçları var ekranımda.

Ortaya koydukları resim oldukça ilginç.

En sonda söylenmesi gerekeni peşinen söyleyip başlayalım. Pandemi öncesini, konvansiyonel ya da haydi biraz daha ağır şekilde söyleyelim, modası geçmekte olan insan kaynakları uygulamalarını özleyen ve uygulamalarını yeniden alışageldikleri yapıda sürdürmeyi hedefleyen şirketler, bundan böyle çok zorlanacak.

Sonuçları detaylı olarak inceleyip satır aralarını okuyunca, bir “refah” ve “esneklik” vurgusunun ön plana çıktığı görülüyor. O kadar ki, iş hayatına yönelik sosyal medya yetkililerinin ifadelerine göre bir iş arayışı sırasında “esneklik”, “refah” ve “kültür”kelimelerine ilanlarında yer veren şirketlerin gönderileri, bu kelimeleri kullanmayan şirketlerin gönderilerine oranla daha fazla ilgi görüyormuş.

Orta yaşlı olup çalışma hayatını sürdüren, bencileyin birçok kişi rahatlıkla aynı görüşü paylaşacaktır. Çok kısa bir zaman öncesine kadar ücret ve kariyer imkanları bir iş arayışında en belirleyici faktörlerdi. Fazlasına pek bakılmazdı. Günümüzde ise durum oldukça karışık görünüyor. Bu faktörlere; kültür, iş arkadaşları, yan haklar, iş-yaşam dengesi, liderlikte şeffaflık, şirketlerin kazandıklarını toplumla paylaşması – topluma da bir şeyler kazandırması ve çalışanın şirket ile ortak değerlere sahip olması da eklenmiş durumda.

Peki neden böyle oldu? Bana göre yanıt iki faktörde yatıyor. Birincisi, pandeminin “hayatın kısa olduğunu” herkese acı bir şekilde hatırlatmış olması. Para kazanmak ve unvan edinmek amaçlarıyla sınırlandırılmış bir hayatın, çetin bir hastalık gibi bir faktör karşısında bir anda anlamını yitirebileceğinin acı bir şekilde anlaşılması. İkincisiyse, kuşak farkı. İtaatkar, koşulları fazla zorlamayan X kuşağının iş hayatındaki ağırlığı azalıyor. Y ve Z kuşakları, iş hayatını domine eder hale geliyor. Özellikle Z kuşağı, çevreye ve dünyanın sorunlarına karşı önceki kuşaklara nazaran çok daha hassas. Bu anlamda baktığımızda, koşulsuz ve geri dönüşsüz kazanmaya dayalı bir düzen, yeni kuşak nezdinde pek bir anlam ifade etmiyor.

Yukarıdaki çalışmalar, her ne kadar teknoloji sektörü çalışanları arasında değerlendirme yapılarak kaleme alınmış olsa da, bence genel çalışan kitlesi açısından da sonuçları ortaya koyuyor.

Toparlayacak olursak; çalışanlar daha iyi maaş, esnek çalışma saatleri ve uzaktan ya da hibrit çalışma olanaklarına öncelik veriyorlar. Ancak, şirketlerin sadece bu imkânları sağlaması tek başına yeterli olmuyor. Çalışanlar, bu üç faktöre ilave olarak kariyerlerini ve yeteneklerini geliştirebilmeyi, refah seviyelerini koruyabilmeyi, yaptıkları çalışmalar için takdir edilmeyi, değerler açısından çalıştıkları şirketle örtüşmeyi ve çeşitliliğin yüksek olduğu bir iş ortamında çalışmak istiyor.

Şirketler, kısaca toparlamaya çalıştığımız yukarıdaki “faktörleri” dikkate almak ve yeni çalışma ortamlarını, ikna olsalar da olmasalar da, bu şekilde şekillendirmek zorundalar. Zira, böyle yapmazlarsa, yetenekli işgücünü şirketlerine çekmek ve çektikten sonra da ellerinde tutmakta çok zorlanacaklar.

Bu da, pandemi sonrasında daha da keskinleşen rekabet ortamında hayatta kalma şanslarını düşürecek.

“Oyun içinde kalmak” isteyen şirketlere tavsiyem. Çalışanlarınızı iyi dinleyip ihtiyaçlarını iyi anlayın. İnsan kaynakları risklerine odaklanın ve riskleri çözümlemeye çalışın. Yoksa, siz farkına vardığınızda tren çoktan kaçmış olabilir.

Özgün ÇINAR