1 Mayıs 1977 anısı

“1977 yılının, kanlı 1 Mayıs günü, biraz önce olmuş gibi aklımda. O vakitler, 16 yaşında ve çocuk irisi bir yerdeyim daha. İşçi partisi kurucularından, Sivas’a ilk kez tiyatro getiren (Harput’ta Bir Amerikalı) büyük dayım Ali Kepez’in, çok yakın arkadaşı ve memleketlimiz olan, Hasan Hüseyin Korkmazgil’in, koca bebek şiirindeki çocuklardan.

O katliam gününden bir gece önce, alınan karar gereği, Bayrampaşa, Rami, Berec, Gaziosmanpaşa, Küçükköy, Çiftlik civarını afişlerle donatacağız.

Yaklaşık, yüz koca bebek. 1 Mayıs afişleri için, düştük yollara. İçimizde ki çocuksu ve tertemiz duygularla, başladık işe.
O dönemde, bu tür afişler için Valilikten izin alınıyor, bölge emniyetine bildirildikten sonra da afişlerin yapıştırılmasına geçiliyordu.

Çoğu zaman, tek bir izin alınıp o resmi kağıt çoğaltılıyor ve tüm İstanbul’a dağıtılıyordu. Her neyse, o gece Berec’e yakın bir yerde, sarhoş rolü yapan 4-5 sivil polis tarafından üzerimize öldürme kastıyla ateş açıldı ve bir arkadaşımızın hafif yaralanması dışında, mucize kabilinden kimse ölmedi. Kısa süreli bir karşılıklı çatışmadan sonra, iki tarafta dağıldı.

Fakat, polisin üzerimize ilk ateşi sırasında, kendimi yere atarken, kalça kemiğimin üstüne düştüğüm için, feci bir biçimde bacağım ağrıyor. Daha doğrusu, yürümekte zorluk çekiyordum.

Arkadaşların yardımıyla, ağır aksak, Bayrampaşa’daki dernek binamıza döndük. Zaten, sabah oluyordu. Biraz soluklandıktan sonra, aç bilaç Topkapı- Maltepe’deki, toplanma yerimize doğru yürümeye başladık.

Kalçamda feci bir ağrıyla ve topallayarak yürüyordum.
Buna rağmen, bir gece önce, görevini layıkıyla yapmış olmanın gururuyla, içimde tuhaf bir sevinç vardı ve kendimi, burjuva ordularına karşı zafer kazanmış, bir komutanmış gibi görüyordum.

Öyle ya, polis bizi taramış ve ölmemiştik. O günlerde, yaşamak zaten bir şanstı, devrimci insanlar için. Topkapı-Maltepe’den sonra, esas toplanma yerimiz olan ve Taksim alanına yürüyeceğimiz, Fatih Saraçhane’ye doğru yola koyulduk.
Saraçhane’de, bizden başka birkaç örgüt daha bulunuyordu.
Bir de, Disk görevlilerinin, bizleri Taksim alanına almamak için oluşturduğu bir barikat. Arkadaşların, ağabeylerimizin, olağanüstü sabrını hatırlıyorum.

Bizim gibi gençlere kalsa, çok kötü şeyler olacak, büyük kavgalar çıkacak orada. Ama, korkulan olmadı ve işçiler barikatları kaldırarak, geçişimize izin verdi. Karşılıklı bir kucaklaşma hatırlıyorum, Saraçhanede. Ve Taksime doğru, yürümeye başladık.

On binlerce insan, yeri göğü inleten sloganlarla yürüyoruz.
Tarlabaşı istikametinden, Taksim alanına giriş yapacağımız yerde, tekrar bir barikatla karşılaşıyoruz. Arkamızda onbinlerce insan ve tuhaf bir sıkışıklık var. Alanın, tam girişindeyim.
Disk görevlisi işçiler, ikna olmuş durumdalar, hatta bizden bir grup, alana girdi bile. İşte tam o anda, sanki yanımda hissi veren, tek bir el, tabanca sesi duyuldu. Sanırım, Kontrgerillanın o günkü şifresi, bu bir el silah sesiydi.

Sonrası, tam bir cehennem. Çatılarda, insanlar görüyorum. Ellerinde uzun namlulu silahlar. Otelin oradan, çok yoğun bir ateş var kalabalığa. Panzerler, ses bombaları. Yanı başımda patlayan, bir ses bombasından dolayı, geçici bir sağırlık yaşıyorum. Ateş sesleri sürüyor. Ve Panik. Yüzbinlerce insan, kırlangıç sürüleri gibi, oradan oraya dalgalanıp duruyoruz.
Çukulata dediğimiz Yoldaşın, çaresiz çırpınışını görüyorum. Ablamı panzerin üstünden çekip alıyorum. Hepimiz şoktayız fakat, bir müddet sonra toparlanarak karşılık vermeye başladık ve geri çekildi polisler. Biraz nefes aldık. Biz İstiklal caddesindeyiz o an. Daha Kazancı yokuşunu, bilmiyoruz. Asıl ölümler orada. Sokak aralarında, kanatsız kuşlar gibi çırpınıyoruz. Bayramımız, kan gölüne döndü..

Ve saatler sonra, yeniden alana girdim. Bir çanta ve ayakkabı denizi var, sanki yerde. Ve pankartlar. Sayısız pankart. Yerde, panzerin ezdiği hamile genç kadını görüyorum. Üzerindeki entari, sarı bir çiçek gibi dalgalanıyor. İyice yaklaşıyorum yanına. Uyuyor gibi. Yüzü o kadar güzel ve öyle aydınlık ki şaşırıyorum. Sağda solda, hareketsiz yatan insanlar ve kulağımda korkunç bir uğultu var. Sarhoş gibiyim. Taksim alanını, boydan boya geçiyorum. Üst üste yığılmış insanlar, görüyorum Kazancı yokuşunun, alana yakın kısmında. Tuhaf bir şaşkınlık hali var bende, belli ki ilk kez bu kadar çok ölümle karşılaşmanın, şokunu yaşıyorum. Yönümü,Tarlabaşı’na çevirip aşağı doğru iniyorum. Hareketlerim, tamamen kontrol dışı ve kulaklarım hâlâ işitmiyor. Kafamın içinde, büyük bir uğultu var. Hepsi bu. Bir müddet sonra, eve gitmeliyim diye düşünüyorum. Derhal eve gitmeliyim. Yavaş yavaş, kendime geliyorum.

Tepebaşı gazinosunun olduğu noktadan, aşağı doğru yürümeye başlayınca, polis barikatını gördüm orada. İnsanları, rastgele gözaltına alıyorlardı. Gerisin geriye dönüp, bir yere sindim ve beklemeye başladım. Akşam, saat sekiz civarında, belediye otobüsleri gözükmeye başladı. İlk otobüslere binmedim, ileride bekleyen polisler, gözaltına alır diye.
Biraz sonra, otobüsler iyice sıklaşınca, Taksim Topkapı otobüsüne atladım ve oturduğum yerde, bin yıl yaşlandım.

Nihayet Topkapı’ya ulaşıp, Esenler minibüsüne bindim ve dört yol denilen meydanda inerek, eve doğru yürümeye başladım.
Yürürken, nasıl oldu bilmiyorum, birden yere yuvarlandım. İnsanlar, gelip kaldırdılar. Dün geceden kalan, kalçamdaki dehşet acı, bir kez daha, kendini belli etti.

Yürüyüşe katılan, bütün tüm aile fertleri eve dönmüş ama ben gelmemiştim. Nihayet eve ulaşıp, kapıyı çaldığımda. İçeriden yükselen, ağıtları duyuyordum. Ölü sayısı, otuzu geçmişti.
Odaya girdim ve devam eden ağıtlara, ben de katıldım. Aslında o ana kadar, ağıt yakılanların, içinde sanıldığımı bilmiyordum. O kadar yorgun, öyle uykusuzdum ki olduğum yerde, uyumuşum. Annem, kıyamamış uyandırmaya.

1977 yılından bu yana, tam 43 yıl geçti. Katliamın mimarları, hâlâ işbaşında ve karanlığı beslemeye, devam ediyor. O günden bugüne, emek cephesi, hiçbir şey kazanamadı, aksine işçi hareketi ve sendikal muhalefet yerle bir edildi, egemenler tarafından. Ama umudu, bir türlü yok edemedi, sömürgenler.
Umut ve sevgi, soframızdaki ekmek kadar taze.
Anamızın sütü kadar, tertemiz.

Ne demişti, Seyit Rıza. Darağacına yürürken.
“Bizim alnımızda, kara leke yok ciğeram”

Bugün, 1 MAYIS ve 2020.
Yaşasın, Emeğin ve Kavganın şanlı günü.
Yaşasın, 1 Mayıs işçi bayramı..”

Zeynel CAN
Latest posts by Zeynel CAN (see all)
Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları