Sokrates Neden Suçlu Bulundu

En önemli şeyin yaşamak değil, iyi yaşamak olduğunu söyleyen şu öbür ilkeyi de inceleyip, bizim için geçerli olup olmadığını dikkate almanı isterim.” Sokrates 

Kriton Diyalogu, Platon.

İÖ 399 yılında Sokrates, 70 yaşındayken, Atina tanrılarını inkâr etmek, yeni bir tanrı yaratmak ve gençleri yoldan çıkarmak suçlarıyla yargılandı ve idama mahkûm edildi. Yunan dünyasında büyük saygı gören, kendisinden sonraki filozofları derinden etkileyen ve güçlü bir felsefi geleneğin öncüsü olan bu filozof, daha önce kendisine söylendiğinde belki de gülüp geçeceği suçlamalarla karşı karşıya kalıyordu; ancak tarihin kaydettiği en görkemli savunmalardan birini gerçekleştiriyor ve sadece bu savunmasıyla siyaset felsefesinin değerli yapıtlarından birine, Platon’un Sokrates’in Savunması kitabına ilham veriyordu.

Kişiliği açısından bakıldığında yumuşak, nazik, ince düşünceli bir insan olarak anlatılan Sokrates’in bu tür suçlamalarla, özellikle de gençleri baştan çıkardığı yönlü suçlamayla karşı karşıya kalması çoğu kişi için şaşırtıcıydı. Öğrencilerinden Ksenophon,  Sokrates’in yaşamı ve düşünceleri hakkında yazdığı, zamanımıza kalan ender eserlerinden birinde [The Memorable Thoughts of Socrates] “Nasıl olur da Sokrates’e böyle bir suçu yüklerler?” diye sorar. Ona göre Sokrates “bütün erkekler içinde en aklı başında olan ve en iffetli kişi”dir. Sokrates konfor içinde yaşamaz ama düşkün birisi de değildir; çok azla yetinmeyi bilir ama her şeye yeterince sahiptir. Hiçbir şeyde aşırılığa kaçmaz. İnsanları ürkütüp korkutmaz. Böyle bir insan nasıl olur da “Tanrılara saygısızlığı, adaletsizliği, açgözlülüğü, iffetsizliği, zevk ve şatafatı” öğretebilir? Ksenophon’a kalırsa, bırakın bu gibi şeyleri, Sokrates erdemi bile öğretmeye yeltenmemiştir: O hiçbir zaman insanlara erdemli olmayı öğretmeyi vaat etmemiştir; olsa olsa kendi varlığıyla, insanların kafasında bir gün erdemli olabileceklerine dair bir umudun doğmasına neden olmuştur.

Diogenes Laertios, onun yüce gönüllü, çelebi kişiliğini küçük anılarla resmeder: “Falanca senin hakkında kötü konuşuyor” diyen birine, “İyi konuşmayı öğrenememiş de ondan” diye yanıt verir. Aiskhines, “Yoksulum, başka hiçbir şeyim yok, sana kendimi veriyorum” deyince, “Bana en büyük şeyi verdiğinin farkında değil misin?” diye sorar. “Atinalılar seni ölüme mahkûm ettiler” diyene “Doğa da onları” der. Karısının “Haksız yere ölüyorsun” demesi üzerine, “Yoksa sen ölümü hak etmemi mi isterdin?” diye karşılık verir.

Bilgeliği ve erdemli yaşayışıyla bilinen, idama mahkûm olduğunu öğrendiklerinde onu yakından ve uzaktan tanıyanların şaşkınlık içine düştüğü, felsefe tarihinin bu ünlü simasının neden suçlandığı ve ölüme mahkûm edildiği sadece düşünce tarihçilerinin değil, genel okurun da merakını cezbeden bir konudur. Hiç yazmamış olan bu filozof üzerine yazılanlardan yola çıkarak Sokrates’in neden suçlu bulunduğu üzerine bazı varsayımlar üretmek, tarihin bu en önemli siyasi davalarından birine yakından bakmak kuşkusuz bir yazının konusunu oluşturabilir. Ancak bu yazıda, bu dava aracılığıyla, bugüne daha iyi bakmak niyeti güdülüyor. Bazı noktalar bu yüzden kasıtlı olarak öne çıkarılıyor; bazı düşüncelerin üzerinden daha kalın çizgilerle geçiliyor. Bazıları ise biraz daha geride ve bulanık bırakılıyor. Sokrates’in başkalarınca sunulmuş olan portresine ve kaydedilmiş dava sürecine sadık kalma ve olabildiğince “gerçekçi” bir yorum sunma çabasından vazgeçilmiyor elbette. Ancak asıl amaç, bire bir Sokrates’in felsefesini ya da dava sürecini anlatmak değil; daha çok, tarihin her döneminde insanların karşı karşıya kaldıkları baskı, bağnazlık, hoşgörüsüzlük, intikam, kaba kuvvet kullanma gibi tutumlarla, bugün nasıl baş edebileceğimize, bunlara karşı nasıl bir tutum takınabileceğimize dair tarihin içinden bir örnek çekip çıkarmak. Ne de olsa, Braudel’in söylediği gibi, “Tarih, çevremizi saran ve bizi işgal eden bugünün sorunları –hatta kaygı ve sıkıntıları- adına geçmiş zamanların sürekli sorgulanmasından başka bir şey değildir.” Bu söylenen, düşünce tarihi için de, belki çok daha fazla söz konusudur.[1]

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları