Putin ve “Fan”ları…

Metropoll şirketinin son anketinde “Türkiye, dış ilişkilerinde AB ve ABD’ye mi, yoksa Rusya ve Çin’e mi öncelik vermelidir?” sorusuna verilen yanıtlarda “AB ve ABD” diyenler yüzde 37.5, “Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti” diyenler ise yüzde 39.4 olarak çıkmış. Bugün Hürriyet’deki köşesinde (26 Ocak 2022) bu bilgiyi aktaran Sedat Ergin, “yoksa eksen kayması bu kez Türk toplumunda mı?” diye soruyor.

Aslında yazar böyle bir soru sormakta haklı görünüyor; çünkü tam bir yıl önce yapılan bir araştırmada “AB ve ABD” tercihi yapanlar %40,9 çıkarken, “Rusya ve Çin’e” öncelik verenler %27,6 imiş! Üstelik aynı araştırmada oyunu AKP’ye verecek olanların öncelik sıralamasında fark daha da yüksekmiş! Onlar arasında AB/ABD diyenler %27,1’de kalırken, Rusya ve Çin diyenler %49,4’ü buluyor.

***

Gerçekten de ilginç bir tablo! Ama daha da ilginci bu bulguları aynı konularda Rusya’da yapılan bir araştırmanın sonuçlarıyla karşılaştırmak olabilir. Bu verileri de yakınlarda The Economist dergisinde (13 Kasım 2021) yayınlanan bir makalede buluyoruz.

***

Anlamlı bir şekilde “Vladimir Putin, Otokrasiden Diktatörlüğe Dönüştü!” başlığını taşıyan bu makale, bizlere bu dönüşümün somut kanıtlarını sunuyor. Verilen bilgiler de bizzat Rusya’da yapılmış araştırmalara dayanıyor. Örneğin ülkenin en eski “insan hakları derneği” olan “Memorial”a göre Rusya hapishanelerinde, 1987 yılında ancak 200 kadar siyasi hükümlü bulunurken, bugün bu sayı en azından 410’a yükselmiş. Ayrıca açıklamada, Ekim ayında Moskova’nın seçkin bir lokantasının ünlü “Michelin yıldızı” ile taçlandığı bir sırada, ülkenin en ünlü toplum bilimleri üniversitesi (Shaninka) rektörünün nasıl hapishane ile hastane arasında gidip geldiği de anlatılıyor!

***

Durum bu; son yıllarda Putin Rusya’sında her türlü muhalif “yabancı ajan” sayılıyor ve takibata uğruyor. Nitekim “Memorial İnsan Hakları Derneği” de böyle sayıldı ve geçen Aralık ayında “mahkeme kararıyla” kapatıldı. Belki daha da kötüsü, artık Rusya’da halkın %58’inin devamlı “devlet zulmüne uğramak” korkusu içinde yaşıyor olması! Yıllar önce, 1920’lerde İtalyan faşizmini Rusya’ya model gösteren bir Rus filozofunu övmüş olan, yakınlarda da devlet yönetiminde Çar Petro’yu örnek aldığını söyleyen bir liderle yönetilen bu ülke için hiç de şaşırtıcı olmayan bir tablo!

***

Oysa madalyonun bir de öbür tarafı var. Son dört yıl içinde ülkede Putin’e güvenenlerin oranı da % 60’tan % 30’a düşmüş! Önemli bir kayıp; ama Putin pes etmiyor ve aynı kavgayı sürdürüyor. Nitekim 2019’da da bir kanunla herkesin web sitesini kontrol edebileceği bir mekanizma yarattı ve buna uymayanları susturmak için her türlü aracı mubah görmeye başladı.

Aslında bu elektronik iletişim çağında muhalefeti önlemek her gün biraz daha zorlaşıyor. Nitekim Rusya’da da artık halkın % 80’i internet kullanıyor ve 18-44 yaş aralığındakilerin % 82’si de YouTube izliyor. Bu ülkede 2012, 2017 ve 2019 yıllarında dev gösteriler yapıldı ve halkın bunlara katılımı da giderek arttı. Anketlere göre, 2017 direnişinde halkın % 40’ı polisi, sadece % 27’si direnişçileri desteklerken, 2019’da % 41’i polis şiddetini kınıyordu.

***

Ne var ki Putin yine de pes etmiyor; kavgasını sürdürüyor ve bu arada -devlet bütçesinin % 10’unun güvenlik güçlerine ayrıldığı bu ülkede- tutuklananların sayısı da giderek artıyor. Öyle ki, 2019’da gözaltına alınanların büyük çoğunluğu bir para cezasıyla serbest bırakılırken, bir yıl sonra tutuklanan 11 bin zanlının yaklaşık yarısı iki hafta kadar hapiste kalıyor. Nitekim özgürlük savaşçısı Navalny de bu arada önce zehirle “etkisiz hale” getirilmeye çalışılmış; bu girişim başarılı olmayınca da hapse atılmıştı. En büyük suçu, bir video ile ülkesinde yapılan yolsuzlukları ve Medvedev’in büyük servetini gözler önüne sermesiydi.

Oysa kendi halkı Navalny’nin kavgasına sempati duymuyor; Rusların ancak % 20’si onu destekliyor; büyük çoğunluk ise “Devlet”ten yana tavır alıyor. Bu da pek şaşırtıcı değil; anlaşılan bu ülkede de “Devlet malı deniz!” felsefesi yürürlükte! Ama bizle şöyle de bir fark var: Rusya’da Putin’e güven duyanların oranı hızla düşerken, onun -ve benzerlerinin- Türkiye’deki “fan”ları aynı hızla çoğalıyor!