1 Mayıs: Kutlama ve Anma!

Bugün 1 Mayıs, İşçi Bayramı; büyük kazanımların olduğu gibi büyük kavgaların, büyük acıların da tarihi. Bu yüzden “bayram” kutlamalarının yanı sıra, bir “anma günü” olarak da yaşansa belki daha uygun olur!

Aslında bu bayramın hayli uzun bir geçmişi var. Daha Fransız Devrimi sırasında, egemen ideolojinin “terör” adını verdiği dönemde, Saint-Just’ün önerisiyle “20 Ocak” günü “Emek Bayramı” ilan edilmiş ve birkaç yıl da kutlanmıştı. Oysa bayram kısa sürmüş ve giyotinler daha da hızlı şekilde işlemeye başlamıştı. “İşçi Bayramı”nın bugünkü şeklini alması için daha uzun süre beklenecek ve bu arada bir ütopyacı sosyalistin Fransa’da kurduğu bir çeşit komünist sanayi toplumu (1867) deneyimi de yaşanacaktı. İlginç bir rastlantı; tam da Hamburg’ta, Marx’ın “Das Kapital” başlıklı dev eserini yayınladığı yılda! On beş yıl sonra, 5 Eylül 1882’de de New York’lu emekçiler, bütün bunlardan bağımsız olarak, ilk kez bir gösteri yapacaklardı. On bin kadar işçi Belediye binasından Sendikalar Meydanı’na kadar yürüyor ve “Emek Günü”nün ilk adımını atıyordu.

Gerisi de geldi.

***

Aslında “İşçi Bayramı”nın başlangıcı tartışmalıdır ve bu konuda genellikle iki benzer isim (M. Maguire ve P-J McGuire) “kurucu baba” iddiasıyla çatışır. Ama biz bu konuda kimin haklı olduğunu saptamayı Amerikan tarihçilerine bırakalım ve sadece şu notu düşelim: ABD Çalışma Bakanlığı kayıtlarına göre ilk “Emek Günü” (Labor Day) önerisi, “ham doğayı işleyerek tüm güzellikleri gözler önüne serenleri onurlandırmak amacıyla” Marangoz ve Doğramacılar Birliği genel sekreteri tarafından yapılmıştı. Bu yüzden bugün onları sevgiyle anarken, tarihteki en acımasız emekçi kırımlarını anımsamadan da geçmeyelim. Örneğin 11 Kasım 1887’de ABD’de yaşanan “Kara Cuma”yı..

***

1886 yılının 1 Mayıs’ı bütün Amerika’da coşkuyla kutlanmış ve yüz binlerce kişi greve gitmişti. Üstelik Şikago’da grev sonraki günlere de sarkmış ve üç grevci öldürülmüştü. Ne var ki bu arada bir de bomba patlamış ve bir polisin ölümüne yol açmıştı. Bombayı kimin ateşlediği belli değildi; buna rağmen bazı sendikacılar da hızla tutuklanmıştı.

Bunlardan beşi idama, üçü de müebbet hapse mahkûm edildiler. İdam mahkumlarından dördü 11 Kasım 1887 (Kara Cuma) günü sehpaya götürüldü; beşinci ise hayatına zaten kendisi son vermişti.

***

Dava, savcı J. Grinnel’in şu “iddianame”si ile açılmış ve aynı zihniyetle yürütülmüştü:

“Bu sekiz kişinin kendilerini izleyen binlerce kişiden daha fazla suçlu olmadığını biliyoruz; fakat onlar elebaşı olarak seçildiler. Sayın jüri üyeleri onları ibret olarak ipe gönderin! Bu şekilde toplumu ve kurumlarımızı kurtaracaksınız!”.

“Adalet” adına işte böyle hükmedilmişti ve bu iç karartıcı iddianame aslında tüm zulüm rejimleriyle, onlara uşaklık eden “mahkeme”lerin iç yüzünü aydınlatıyordu. Ve bu nedenle bizlere de her yıl 1 Mayıs’ta işçi kazanımlarını kutlamakla yetinmememiz ve işçilerin tarihte uğradıkları zulüm ve haksızlıkları lanetlemekten geri durmamamız gereğini hatırlatıyordu!