Peki, siz hangi mahalleden siniz?

Dört mahalleden ibaret küçük bir kasaba varmış. Bu kasabanın, biri hariç bütün mahallelerinde, yüzünde ya da bedeninde tuhaf izler olan insanlar yaşarmış. Hangi mahallenin sakini oldukları bu izlerden hemen anlaşılırmış.

1.Mahallede EVET-AMA otururmuş. Evet-ama’lar her konuda ne yapılması gerektiğini bildiklerini düşünürmüşler.

Yapma zamanı gelip çatınca da “Evet ama” diye başlarlarmış konuşmaya; ipe sapa gelmez açıklamalara, mazeretler üretmeye. Suçu başkalarına atmakta usta olan bu mahalle sakinlerinin boynu dik, burnu bükük olurmuş; burnu sola büküklerin ağzı sağa kıvrık, burnu sağa büküklerin ağzı sola kıvrıkmış.

2.Mahallede YAPARIZ’lar yaşarmış. Bunlar gerçekten neyi, nasıl yapacaklarını bilirlermiş. İnce eleyip sık dokuyan tiplermiş, kendilerini yapacakları işe adım adım, uzun uzun hazırlarlarmış. Tam artık yapmaya hazır olduklarında, karar verip harekete geçmeye niyet ettiklerinde de fırsatı kaçırdıklarının farkına varırlarmış. Yaparız‘lar Mahallesinin bütün sakinlerinin dizleri, dövülmekten yara bere içindeymiş. Yaşamı erteleme kararlarını bile ertelerlermiş.

3.M mahallede yaşayan KEŞKE’lerin ise hayatı algılama güçleri mükemmelmiş. Neyin, nasıl, niçin yapılması gerektiğini daima en isabetli şekilde bilirlermiş; bilirlermiş bilmesine de, HER ŞEY OLUP BİTTİKTEN SONA..

-Keşke’lerin de hep başları kanayıp dururmuş, duvarlara vurmaktan!

-Kasabanın yeşil, huzurlu, en aydınlık, ferah evlerin olduğu mahallede ise İYİ Kİ-YAPTIM’ lar otururmuş. İYİ Kİ-YAPTIM’ ar ne istediğini bilen, öz disiplini olan; neyi, nasıl, ne zaman yapacağını planlayabilen ve planlarını da ertelemeden hayata geçiren insanlarmış. Onların bedeninde öyle hemen göze çarpan çok belirgin izler yokmuş.

Onların kusuru beyinlerinde mazeret üretme merkezlerinin olmamasıymış. Yine de hangi mahalleden oldukları yüzlerindeki belli belirsiz, gülümsemeye benzer doyumlu ifadeden anlaşılırmış.
Birgün KEŞKE’ ler, İYİ Kİ-YAPTIM’ ların mahallesinde yürüyüşe çıkar; o ferah ve aydınlık evlerin arasında gezinir, ağaç gölgelerinin altında neşeyle oynayan çocuklara hayranlıkla bakar, “Ah keşke” diye iç çekerlermiş.

YAPARIZ’lar da onlarla birlikte bu mahallede yürüyüşe çıkmak isterlermiş ama bir türlü fırsat bulamazlarmış; nedense hep bir aksilik çıkar, ertelemek zorunda kalırlarmış.

EVET-AMA’ lara gelince; mahallenin güzelliğini görmek yerine, ağaç gölgelerinin yeterince geniş olmadığından, güneşin daha erken saatte doğmadığından şikayet ederlermiş.

İşte bu küçük kasabada hayat böyle sürer gidermiş.

 

Nil GÖNCE
Latest posts by Nil GÖNCE (see all)
Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları