AKP’nin Yolsuzluk, Soygun ve Talan Düzeni

Güç yozlaşma doğurur. Mutlak güç, mutlak yozlaşma demektir.
John Dalberg-Acton

 Türkiye’de uluslararası sermayenin ve onun emrindeki yerli ve milli burjuvazinin taşeronluğunu yapan AKP iktidarı, kapitalist küreselleşmenin bir sonucu olan neoliberal politikalar ekseninde [1] yaşadığı değişim süreciyle dizginsiz özelleştirmeye, kuralsız ve bağımlı bir çevre ülke olarak mevcut yapıyı pekiştirdiğini göstermiştir.

Uluslararası sermayenin emrindeki tüm üçüncü dünya ülkeleri analiz edildiğinde rüşvet, yolsuzluk, soygun ve talanın meşrulaştırıldığı görülür. Yolsuzluk endeksine bakıldığı zaman Türkiye’nin de bunlar arasında son dönemlerde adeta yarıştığına tanık oluyoruz. Özellikle neoliberal politikalar uygulayan üçüncü dünya ülkeleri, sömürge ve yarı sömürge tipi ülkelerde ekonomiden, siyasi yapıya ve günlük yaşama kadar her şey sermayenin konseptine uygun olarak sil baştan düzenlenmiştir. Türkiye’de 12 Eylül 1980 sonrasında başta ANAP olmak üzere kurulan tüm iktidarlar içinde emperyalist odaklardan aldığı güçle en çok değişimi yaşayan AKP iktidarıdır. Ekonomi SOS sinyalini vermiş, istihdam verileri aşağıya çekilmiş, işsizlik oranları gayri resmi rakamlara göre % 25’lere yükselmiş, yasalarla kazanılan tüm haklar budanmış, büyük sanayi yatırımcıları birer birer konkordato ilan etmiş, küçük işletmeler ve KOBİ’lerin büyük bir kısmı iflas etmiş, Sosyal değişimin diğer bir göstergesi de özgürlüğü tehdit altına alınan kadınların yaşam biçimine yapılan müdahale ile hemen hemen her geçen gün taciz, tecavüz ve cinayetler işlenmiş, yargı, hınç alan bir kurum haline getirilmiş ve ülke tüm kurumlarıyla tarikat ve cemaatlere terk edilmiştir.

OECD üyeleri içinde yolsuzluğun en çok görüldü ülke sıralaması aşağıya çıkarılmıştır: (Yıl 2018)

  1. Meksika (35 puan)
  2. Türkiye (42 puan)
  3. İtalya (44 puan)
  4. Yunanistan (46 puan)
  5. Slovakya (51 puan)
  6. Macaristan (51 puan)
  7. Güney Kore (56 puan)
  8. Çek Cumhuriyeti (56 puan)
  9. İspanya (58 puan)
  10. Slovenya (60 puan)
  11. İsrail (61 puan)
  12. Polonya (62 puan)
  13. Portekiz (63 puan)
  14. Fransa (70 puan)
  15. Estonya (70 puan)
  16. Şili (70 puan)
  17. Japonya (70 puan)
  18. İrlanda (75 puan)

Daha alt sıralarda 91 puanla Danimarka yer almıştır. Danimarka dışında Finlandiya, İsveç, Yeni Zelanda, Hollanda, Norveç ve İsviçre yolsuzluk listesinin en “temiz” üyeleridir. 2018 itibariyle de “şeffaflık” endeksinde ise  118 ülke arasında 41 puanla 78. Sırada yer aldı.

Türkiye 2016 yılı itibariyle OECD ülkeleri arasında Meksika’nın ardından yolsuzluğun en çok görüldüğü ikinci ülkedir. 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonu her ne kadar iktidar partisi tarafından fetö iftirası diye savunulduysa da başta Avrupa ülkeleri olmak üzere Türkiye ile ilişkileri olan ülkeler Erdoğan’ın mazeretine inandırılamadı. Yolsuzluğun ayyuka çıktığı ülke olarak görüldü. Yolsuzlukta Avrupa’da birinci, dünyada ikinci sıradayız. [2] 2016 itibariyle yolsuzluk adeta yapısal bir kurum haline getirildi.

 denetleyen siyasi, hukuki, idari ve cezai altyapı büyük ölçüde tahrip edildi. [3]

AKP reisi otoritesini kullanarak, siyasal iktidarı ile ilgili yolsuzlukları gündemin dışında tutmaya çalıştı. Geçmiş dönemlerde araştırılan ve hükümetleri düşüren medya tamamen sindirildi. Gerektiğinde başta örtülü ödenek olmak üzere devletin tüm harcama kalemlerinin hesabını soran ve denetleyen parlamento, devre dışı bırakıldı. Yolsuzlukları araştırmakla görevli olan Sayıştay gibi önemli bir yargı kurumu siyasallaştırılarak denetim altına alındı.

Türkiye’de yolsuzluk bir sistem sorunu haline geldi

Türkiye, Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün açıkladığı Dünya Yolsuzluk Algısı endeksinde 75. sıraya gerilemiştir. Diğer bir deyişle tablonun gerisinde yer alan ülkeler, başta Türkiye olmak üzere yolsuzluk olgusunu bir sistem haline getirmiştir. Yani yolsuzluk yapısallaşarak [3] siyasi, ekonomik ve toplumsal sistemin bir parçası haline gelmiştir. Zarrap davasından tutun da belediye başkanlarının istifa süreçlerindeki olaylar yolsuzluğun kurumsallaştığını göstermiştir. Siyasi otoritenin yolsuzlukları örtbas etme çabaları inandırıcı olmamakla birlikte Cumhuriyet döneminden bu yana görülen bu vahim tabloyu sergilemiştir.

Konuyu biraz daha irdelediğimiz zaman, yolsuzluğu yapısallaştıran sorunun temelinde üç öge ön plana çıkmaktadır. Bunların en önemlisi rejimin otoriteleşmesidir.

Otoriteryanizmde liderin dokunulmazlığı ve hesap vermezliği ön plandadır. Bu olgu salt Türkiye’ye özgü değildir. Tüm otoriter rejimlerde yolsuzluk yapısallaşmıştır. Örneğin Gabon liderinin 1 milyar dolarlık serveti araştırılamamıştır, 1980’li yıllarda Ekvator Ginesi lideri Mbasogo’un yolsuzluğu; Sudan lideri Ömer El Beşir’in 9 milyar dolarlık serveti araştırılamamıştır. Yine Zimbabwe lideri Robert Mugabe, Tunus’un sabık Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali, Yemen’in dokunulmaz sabık devlet başkanı Ali Abdullah Saleh’i, Endonezya’nın Suharto’sunun servetleri dudak uçuklatır duruma gelmiştir. Örnekler çoğaltılabilir. Tüm bunlara bakıldığı zaman bu liderler, otoriteryanizmin hüküm sürdüğü ve küresel ekonomide yeni sömürge tipi ülkelerin devlet başkanlığını yapmış, yolsuzluğu kurumsallaştırmış halk tabiri ile haramzadelerdir.

Dünya Yolsuzluk Endeksi’nde Yeni Zelanda, Finlandiya, İsveç, İsviçre ve Norveç üst sıralarda yer almaktadır. Sudan, Suriye, Yemen, Afganistan, Libya gibi ülkeler Türkiye ile yarışır duruma gelmiştir. Diğer bir deyişle yolsuzluğu en yoğun yaşayan ülkeler otoriter rejimlerle yönetilen diktatörlüklerdir. Yani otoriterleşme, yolsuzluk ile paralel yürümektedir.

İkinci sırada Rant Ekonomisi yer almaktadır. Türkiye gibi ülkelerde kaynak dağıtım yöntemleri ve sistemi keyfi, kişisel ve merkezi bir durum arz ediyorsa, devlet yönetiminde liyakat ilkesi çökmüş ve bunun ikamesi partizan yaklaşımlarla ikame ediyorsa, ekonomik güç, siyasi elitler, kurumsal ve özel çıkarların önüne geçmek mümkün olmamaktadır. Türkiye’de görülen de budur. Yani doğal ve kurumsal kaynakların tümü öncelikle iktidar elitlerini zenginleştirmek için kullanılmaktadır. Kamusal ve özel çıkarlar adeta iç içe geçmiştir. Bugün itibariyle ülkenin tüm kaynakları keyfi olarak yabancı tekelci şirketlere, cemaat mensuplarına, AKP’nin önde gelen zevatına ve işbirliği içinde bıyığı yeni terleyen devlet eliyle zenginleştirilmiş, burjuvalaştırılmış şirketlere peşkeş çekilmektedir. Bunun hesabını soracak parlamento ve yargı organları tamamen işlevsizleştirilmiştir.

Üçüncü sırada Denetimsizlik yer almaktadır. Bugünkü siyasal yapı, denetimden kaçan “sorumsuz” bir iktidar profilini çizmiştir. Bilindiği gibi ülkemizde yolsuzluğun önlenmesinin temel koşulu siyasi, idari, adli ve toplumsal denetimdir. AKP iktidarı bu denetimi yapan kurumları büyük ölçüde etkisizleştirmiştir. Sayıştay ve TBMM pazifize edilmiştir.

Siyasal denetim tamamen zayıflatılmıştır. Siyasal otorite kendisi ve organlarını denetlemekle görevli kurumları birer birer tasfiye etmiştir. “Hesap verebilirlik” ilkesi aşındırılmıştır, denetleme mekanizmaları zayıflamış ve toplum üzerindeki siyasi baskılar yoğunlaştırılmış olması yolsuzluğu dizginlenemez [3] boyutlara ulaştırmıştır. Burjuva demokrasilerinde yolsuzluğun önlenmesi için demokratik sistemin temeli olan kuvvetler ayrılığı ve hukukun üstünlüğü ülkeleri yürürlükte olmalıdır.

AKP güçlendikçe, siyasi gücünü tekelleştirdikçe muhalefetin ve sorumlu kurumların mücadele kapasitesi aynı oranda düşmektedir. CHP’nin bir ana muhalefet olarak tavrı bunu doğrulamıştır. Yasama denetiminin unsurları olan Meclis araştırması, gensoru, sözlü ve yazılı soru türü mekanizmaların etkinliği büyük ölçüde kısıtlanmıştır. Yasal düzenlemelerin temel direği olan Meclis komisyonları devre dışı bırakılmıştır. OHAL sürecinde KHK ile Meclis işlevsiz hale getirilmiştir.

Siyasal iktidarın harcamalarını denetlemekle görevlendirilen teftiş kurulları bugün tamamıyla işlevsizleştirilmiştir. TMSF, BBDK ve Merkez Bankası’nın özerkliği kaldırılarak siyasi otoriteye bağlanmıştır. TBMM, artık bütçe yapamıyor, Sayıştay, denetleyemiyor. Bunların devre dışı bırakılması devlet harcamalarını denetimden kaçırmak demektir. Kamu kaynakları kuralsız, rastgele, dengesiz ve keyfi dağıtılmıştır.

(Devam edecek)


[1] AKP iktidarının tahribatı, Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği (Haziran, 2011, sayfa 43)

[2] Türkiye yine zirveyi zorluyor: Yolsuzluk sıralamasında dünya ikincisi! (İleri Haber, 08.06.2016)

[3] Prof. Dr. Sencer Ayata, Türkiye’de yolsuzluk nasıl yapısallaştı (T24, 31 Ekim 2017)

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları