Şeytan dinin neresinde?


Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi, “şeytanla mücadele edecek” yardımcı doçent aradığını belirterek İslam tarihinde yeni bir sayfa açtı; kendilerini tebrik ediyoruz!..

Şeytanla mücadelenin Hristiyanlığın tarihinde ağırlıklı ve kapsamlı bir yeri vardır da bu, İslam’a yabancı bir “garabet”tir.

İncil’de İsa, bir “şeytan-çıkartıcı” (“Exorcist”) olarak da takdim edilir.

Roma Katolik Kilisesi, 1614’te içine şeytan girmiş insanları kurtarma ve şeytanı çıkarıp atma (“cast out”) uğraşında bulunacak rahipler için resmi bir ayin prosedürü (“Rituale Romanum”) kullanıma sokmuştur.

Şeytan-çıkartmaca (“Exorcism”) Protestanlıkta da var. Ama sadece Hristiyanlığa özgü değil. Yahudi inancında da bu karşımıza çıkıyor.

Demek ki insanlara musallat olmuş, onların içine giren, zihnini kontrol eden, bedenini şekilden şekle sokan şeytanla mücadele, Yahudi-Hristiyan geleneğinde “resmen” ve bir uzmanlık alanı olarak söz konusu.

İslam’da ise böyle bir durum yok.

Cinlerle (ki cinler iyi de olabilir; her cin, şeytanla ilişkili değildir) mücadele diye “halk İslamı”nda gözlenen cin-çıkartma pratikleri ve bunları yapan “cinci hoca”lar “kitabî İslam” ve onun temsilcisi ulema tarafından “hurafe” kapsamında sayılır.

Aslında dikkatli bakış, şeytanın İslam’da gayet “lüzumlu” bir varlık olduğunu düşünmeye el verir.

Çünkü şeytan, Allah’ın izni ve verdiği “mühlet”le hareket etmektedir.

O, “İblis” olarak Âdem’e secde etmeyip Allah’ın emrine karşı gelmiş ve Allah tarafından kovulmuştur. Ancak yememiş içmemiş, kıyamete kadar insanları azdırma yolunda Allah’tan izin istemiştir.

Allah da bu izni vermiştir ona! Üstelik onunla güzel güzel konuşarak:

“(İblis): ‘Rabbim! Öyle ise onların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver’ dedi. Allah: ‘Şüphesiz sen süre verilenlerdensin’ buyurdu. ‘Bilinen vaktin gününe kadar.’ (İblis) dedi ki: ‘Rabbim! Beni saptırmana karşılık; andolsun ki ben de yeryüzündeki kötülükleri süsleyip onlara güzel göstereceğim ve onların hepsini saptıracağım. Ancak onlardan ihlaslı kulların hariç.’ Allah: ‘İşte bana varan dosdoğru yol budur’ buyurdu” (Hicr Sûresi: 36-41).

Demek ki şeytan, ne yapıyorsa Alah’ın izniyle, onun bilgisi dâhilinde yapıyor. 
O, Allah’tan aşağıda, ona tâbi şekilde ve insan için bir “imtihan vasıtası” olarak işlerliğe sokulmuş. “Vesvese” ile, hile ile, yanlışı (“bâtıl”) doğru (“hak”) gösterip insanı saptırma ile işlevselleşmekte, o kadar…

Bu doğrultuda İslam’da şeytan, insan üzerinde mutlak hâkimiyet kuramaz, fiziksel yapısına etki edemez, Hristiyanlıkta inanıldığı gibi içine de giremez. O, mücadele edilecek bir varlık konumunda ve derecesinde değildir. Kendisi bile Kur’an’da bunu gayet “mütevazı” ifade eder: “Sizi ancak kendi yoluma davetettim ve siz de geldiniz. Zaten üzerinizde benim bir gücüm yoktu, dolayısıyla beni kınamayın, kendinizi kınayın” (İbrahim Sûresi: 22).

Hristiyanlıkta “Eski Ahid”den “Yeni Ahid”e geçilirken başlangıçta Tanrı’dan daha aşağı konumdaki şeytanın sonra Tanrı’nın rakibi bir kötü güç durumuna geldiği kaynaklarda kaydedilmekte (TDV İslam Ansiklopedisi, “Şeytan” maddesi). Ama İslam’da (Kur’an’da belirtildiği gibi) öyle ahım şahım bir gücü olmayan, hile ve tuzakları zayıf olan şeytanla Hristiyanlıktakine benzer şekilde “hagala-hugala” mücadele yok.

Bir dua okumak, hatta “kelime-i tevhid”i zikretmek (“La ilahe illallah Muhammedün Resülullah”) kâfi şeytanı “kışkışlamak” için…

Hâl böyleyken Karaman’daki üniversite, “Kur’an ve Sünnet rehberliğinde şeytanla mücadele edecek insan eğitimi” üzerine çalışmaları olan bir “yardımcı doçent” ilanı vermiş!..

Bu komik ilanın esbab-ı mucibesi ne olabilir?.. Tahmin yürütelim:

İhtimal, bu başlık altında bir doktora tezi hazırlandı; bu tezde Batı’da yaygın ve Hristiyanlığın “istenmedik yan ürünü” olan “Satanizm” üzerine bir değerlendirmeye gidildi; nihayet, “Satanizmle ancak İslam başa çıkar” şeklinde de bir “sonuç” tesis edildi.

İşte böyle bir “adrese teslim” kadro gibi görünüyor söz konusu ilan… 
Öyle ya da değil, bilemiyoruz ama her ne olursa olsun yazıkgünah; şeytanla mücadeleye bir “Âyet’ül kürsî” okumak yeterken siz üniversitede “kürsü” kurmaya kalkışıyorsunuz!..

Hep diyoruz, ne İslam’la, ne de dinle alâkası var bunların…

Dinbazlık da dinbazlık, işte o kadar!..

Kaynak: Cumhuriyet