Seyit Rıza

Evlad-ı Kerbela’yız. Günahsızız. Ayıptır! Zulümdür! Cinayettir!
Seyit Rıza

Pir Rıza diye de anılır. 1863 tarihinde Tunceli ilinin Ovacık ilçesine bağlı Lirtik köyünde doğdu. 15 Kasım 1937 tarihinde Elazığ’da idam edildi.

Seyit Rıza söylendiği gibi rejime ve yönetime karşı isyanı başlatmamıştır. Daha doğrusu başlatılmaya zorlanmıştır. Osmanlı döneminde Dersim özerk bir bölgeydi. Osmanlı yönetimi bu yapının iç işlerine pek karışmazdı. Ancak olağanüstü durumlarda bölge yetkilileriyle görüşüp, herhangi bir konuda örneğin asker alımlarında, savaş durumlarında anlaşırlardı. Ancak Cumhuriyet döneminde bu yapı bozulmaya başlandı. Özerklik kaldırıldı. Seyit Rıza’nın aşireti bu yapıya isyan etti. Cumhuriyet yönetimi, İttihat ve Terakki’den gelen gelenek ile ırkçı, tekçi ve azınlıkları asimile etme politikası çerçevesinde 1930 yılında Zilan Deresi’nde 1937 yılında da Dersim’e kanlı bir müdahale yapmıştır.

Seyit Rıza, devletin deyimiyle ne “isyancı”, “derebeyi”, “toprak ağası”, “şaki” ve ne de “Kürt Generali”ydi. Kendi halinde yoksul bir aile reisiydi. Onun dürüstlüğü, sözünün eri oluşu, aşiretler arasındaki anlaşmazlıkları çözümünde gösterdiği çabalar, yoksul ya da zengin olsun bölgede herkesin taziye, düğün, şenlik gibi etkinlikleri katılması nedeniyle büyük bir nüfuza sahipti. Aynı zamanda bölgenin ruhani önderi gibiydi.

Rus işgali sırasında Seyit Rıza, Osmanlı hükümetiyle birlikte, ancak Osmanlı komutanlarının emrine girmeden bağımsız olarak savaştılar.

Yine 1915 Ermeni soykırımında da Dersim’de bulunan ve Dersim’e sığınan Ermenilere kol kanat germiştir. Genelde Dersimliler, özelde de Seyit Rıza Ermeni halkını kardeş olarak kabul etmiştir. 1924 tarihinde Hozat bölgesi de Seyit Rıza’ya tam destek sağlamıştır. Seyit Rıza’nın torunu Rüstem Polat, dedesini şöyle tanımlamıştır: “Dedem, kendisini kurtarabilecek kadar bile Türkçesi yoktu.”

1930’lu yılların ilk yarısında bölgede meydana gelen huzursuzluk, kanlı bir şekilde bastırıldı. 25 Aralık 1935 tarihli 2884 sayılı Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun çıkartıldı. Buna göre Tunceli iline bir askeri vali atanacaktı. Bu valinin askeri ve yargısal yetkileri vardı. Bu vali aynı zamanda genel müfettiş olacaktı. Bu zat Abdullah Alpdoğan idi. Bu zatın sert, otoriter, dediği dekik, astığı astık olması itibariyle Dersimdeki huzursuzluğu, asayişi bozduğu gibi olası bir isyan durumunu da tetikledi. Bu zat aldığı istikrarsız kararlar nedeniyle bazı aileleri il sınırının dışına sürgüne gönderdi. Bu nedenle bölgede güvenlik bir türlü sağlanamadığı gibi otorite de kurulamadı. Dersim isyanını tetikleyen elbette bu ırkçı vali ile birlikte 1937 başlarında Suriye sınırına yakın yerleşim birimlerinde de aynı durumlar yaşandı. Hatay’a bağımsızlık tanıyan Milletler Cemiyeti (Birleşmiş Milletler) kararının ardında, TBMM’de yapılan görüşmelerde Fransa mandası altındaki Suriye’de kışkırtmalar ve provokatif eylemler görüldü. Bu eylemler, Dersim için bir mesaj niteliğindeydi. Başbakan İsmet İnönü, Tunceli ilinde iki yıldan beri izlenen reform programına rağmen direnişin başladığını açıkladı.

Bölgede direniş devam ederken Seyit Rıza, iddia edildiği gibi İngilizlere herhangi bir şekilde mektup yazıp yardım talebinde de bulunmamıştır. Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın 18 Ekim 1937 tarihinde Cumhurbaşkanlığı’na sunduğu belgede Seyit Rıza’nın imzası kullanılarak Suriye’den Yusuf isimli bir kişi tarafından yazıldığı belirtilmiştir.

1937 tarihindeki çatışmalardan sonra barış görüşmeleri yapmak üzere Seyit Rıza ve arkadaşları Erzincan’a çağrıldılar. Seyit Rıza bu görüşmeye giderken 5 Eylül 1937 tarihinde 72 arkadaşıyla birlikte yolda yakalandı. 8 gün askeri mahkemede yargılandı ve 13 Eylül 1937 tarihinde idam cezasına çarptırıldı. 16 yaşındaki oğlunun yaşı büyütülmüş, kendisinin de yaşı küçültülmüştü. Seyit Rıza 74 yaşında idam edildi. Oysa 1960 ihtilalinde Celal Bayar da idama mahkum edildiğinde 77 yaşında (seyit Rıza’dan 3 yaş büyük) yaşı büyük olduğu gerekçesiyle af edilmişti.

Milli Emniyet Hizmeti Riyâseti (MAH) belgelerine göre Seyit Rıza, infaz edilmeden önce Mustafa Kemal ile Elazığ Tren İstasyonu’nda görüştürüldü. Bu belgelere göre Mustafa Kemal, Seyit Rıza’nın af dilemesini istemiş, ayrıca Dersim’i Türkleştirmesi için işbirliğinde bulunmasını ima etmişti. Ancak Seyit Rıza, bunları kabul etmemiş. Görüşme sonunda Mustafa Kemal’e karşı “ben sizin hilelerinizi anlayamadım, onlarla baş edemedim, bu yüzden görüşmek için geldim. Ölüme gidiyorum, bu bana dert olsun, ama ben de size boyun eğmedim, bu da size dert olsun” dediği belirtilmiştir.

15 Kasım 1937 tarihinde Elazığ Buğday Pazarı Meydanı’nda tüm ısrarlarına rağmen ve evlat acısını birkaç dakika yaşamak istememesine rağmen önce oğlu, gözleri önünde, sonra da kendisi infaz edilmiştir.

14 Kasım 2009 tarihli Bianet’te çıkan yazıda Seyit Rıza’nın idamı ihsan Sabri Çağlayangil’in anılarında şunlar aktarılmıştır:

“Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı. ‘Asacaksınız’ dedi ve bana döndü; Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin? Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü. Savcı, namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk. Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz, dedi… Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti. Evlâdı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir, dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi. Oğlu yaşında bir subayı öldürecek kadar katı yürekli olan bir insanın bu mukadder akıbetine acımak zor…” [1]

Seyit Rıza’yı idama götüren ve bilinç altında yatan nedenler nelerdi?

• Dersim’de Sünnileştirme ve Türkleştirme politikası gereği (Türkleştirme bizzat Mustafa Kemal tarafından Seyit Rıza’ya aktarılmış ve ondan yardım istemiştir),

• Seyit Rıza Dersim coğrafyasında büyük bir nüfuza sahipti, tüm aşiretlerin içinde önder kişiliği ile yörenin büyük güvenini kazanmıştı. Bu önderin, halkın gözünde düşürülmesi gerekiyordu,

• T.C. yok olan merkezi otoriteyi kurmak ve temel paradigması olan ulus devleti inşa etmesi gerekiyordu. Seyit Rıza, buna engeldi.

• Dersim, Osmanlı döneminden beri özerkti. Bu özerkliğin kaldırılması ve merkezi sisteme bağlanması gerekiyordu.

Seyit Rıza, bu temel gerekçeler ile, T.C.nin muktedir yapısının ispatı için feda edilmeliydi. Ancak onun yakalanış biçimi etik değildi. Hem görüşmeye çağıracaksın ve hem de tutuklayacaksın. Bu şark kurnazlığı ve ahlaksızlık, başka uluslarda da zaman içinde görülen, fakat dürüst olmayan eylem biçimdir.

Bu bilge insanımızı ve beraberinde devletin bekası (!) uğruna idam edilen 72 insanımızı ve savaş bahanesiyle katledilen 13 bin 160 insanlarımızı saygıyla ve minnetle anıyorum.


[1] Dersim’i Çağlayangil ve Batur’dan Dinliyoruz (bianet, 14 Kasım 2009)

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları