Sahi biz bir toplum muyuz?

Hemen yazayım, (yukarıda) sağdaki resimde yer alan adama göre, soldaki resimde görülen kadın “seküler dünyasallaşma rüzgârına kapılmış, dinlerin teselli gücünden faydalanmadığından hastalığı düşman gibi gören” birisi. Bu satırların yazarına göre ise sağdaki herif “makam koltuğununun rüzgarına kapılmış, bilimin gücünden faydalanamadığından insanları düşman gibi gören” biri. Soldaki ise pırıl pırıl, cıvıl cıvıl bir genç kadın. Dürüstçe söyleyin, farz edelim ki bir apartmanda oturuyorsunuz ve yukarıda resimleri bulunan iki kişi de sizin komşunuz. 5 yaşında bir kızınız var ve acilen evden çıkmanız gerekiyor. Kızınızı emanet etmek için hangi komşunuzun zilini çalardınız, sağdakinin mi soldakinin mi? Haydi rektörler ve psikiyatrlar bunu da açıklasın?

 

Bu başlık altında, her hafta bir yazı ya da cesîm bir kitap yazılabilirim. Son yılların Türkiye’sinde yaşadığımız birçok olay bana “görüş farklılıkları” kavramlarıyla açıklamakta zorlandığım, “topum olma”, “bir toplumda yaşıyor olma” vasıflarımızı sorgulamama neden olan olaylarla dolu. Geçtiğimiz yıl, iş görüşmesi için çağırıldığı gittiği Yelken Plaza’dan atılarak öldürülen Şule Çet ile ilgili haberleri okuduğumda da benzer duygulara kapılmıştım.  Genç bir kadın öldürülüyordu ama biz -yani kendisine hâlâ -belki de sadece alışkanlıktan! – “Türkiye toplumu” demeye devam eden bu topluluk- öldürülen kadının alkollü olup olmadığını, hesabına para yatırılıp yatırılmadığını konuşuyor, mütebessim kızın “seksi”(!)  fotoğrafları eşliğinde olayın bir “aşk”(!) cinayeti olup olmadığını tartışıyorduk.

Biz kendini hâlâ utanmadan sıkılmadan “toplum” diye tanımlayan Türkiye “güruhu”, Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi asistanlarından Ceren Damar’ı öldüren öğrencisi ile hocanın aralarında duygusal bir ilişki olup olmadığını da tartışmıştı.

Geçtiğimiz günlerde vefat eden Neslican Tay ile ilgili sosyal medyadaki paylaşımlar da tıpkı yukarıda sadece birkaç örneğini sıralamakla yetindiğim olaylar gibi bana, yeniden, bir toplum olup olmadığımızı, kendimizi bir topum olarak tanımlamayı hak edip etmediğimizi düşündürttü. Cevabımı yazmaya bile utanıyorum.

Sosyal medyadan videolarını izlediğim pırıl, pırıl bir genç kadın Neslican; hastalığı ne gözlerindeki ışıltıyı çalabilmiş ne de sesindeki cıvıltıyı. Yoksa geçmiş zaman kipinde mi yazmalıydı bunları. Çünkü geçtiğimiz günlerde…

Evet 21 yaşındaki o rengarenk kadın artık aramızda değil ama Üsküdar Üniversitesi Üniversitesi Rektörü ve psikiyatrist Nevzat Tarhan ne yazık ki hâlâ aramızda yaşıyor.  Şöyle demiş yüce hocamız: “Neslican kızımız seküler dünyasallaşma rüzgârına kapılmasaydı, dinlerin teselli gücünden faydalansaydı hastalığı düşman gibi görmezdi!” Sesli küfür etmeyeyim, tazminatına param yetmez.  Ama yine de yazmazsam olmaz: “Makam koltuğununun rüzgarına kapılmayıp bilimin gücünden faydalansaydın insanları düşman gibi görmezdin”

Gazete Duvar’ın haberine göre “Nesl-i Han” isimli Twitter hesabından yapılan paylaşımda bulunan Akferaset isimli bir sahte hesap da “Neslican Tay ölmüş. Herkes cennete kavuştu diyor. Orasını Allah bilir. Yalnız bu çıplaklıkla biraz zor…” diye mesaj atmış

Sahi biz bir toplum muyuz?

Keyifli Pazarlar

 

 

Mete Kaan KAYNAR

1972 yılında Ankara’da doğan Mete Kaan Kaynar, lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde tamamladıktan sonra aynı bölümde yüksek lisans ve doktorasını yaptı. Bir süre Westminster Ünivesitesi’nin Demokrasi Çalışmaları Merkezi’nde misafir araştırmacı olarak çalışan Kaynar, 2009 yılında siyasal hayat ve kurumlar alanında doçentlik unvanı aldı.

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları