I Like Chopin


1983 yılında Gazebo’nun şarkısında söylediği gibi duygularım karışık. Piyanoyu hatırlıyorum ve hemen müziğe sarılıyorum. Çünkü Chopin’i seviyorum.

Chopin’in popüler bir şarkıya konu olması çok hoş ve adeta eğitici bir ders gibi.

Chopin sevmeyen var mıdır acaba?

Klasik müziği sevmemek benim için mümkün olmayan bir şey. Nasıl sevilmez hiç anlayamam.

Konu galiba gerçekten de anlamak ile ilgili.

Sevmeyenlerin anlamadığı için sevmediğini düşünür konuyu kapatırım.

Biraz besteciler ile ilgili, özel hayatları ile ilgili dedikodu yapsak hoş olmaz mı?

Chopin’i derinlemesine incelediğim yıllarda içimi dökerek çalmaya başladığım eser ateş gibiydi. Çalarken gözlerim dolmaya başladı. Kendi duygularıma baktığımda Chopin karşısında kendimi çok küçük ve aciz hissettim. O yüzden ağladım sanırım.

Ağlamak güzeldir. İnsan kendi duygularını analiz etmeden kendisine nasıl yardım edebilir ki? Önce kendi duygularımızın analisti olmalıyız ki, başkalarını anlayalım.

Chopin’i anlamaya çalışıyorum.

Onun içinde yaşadığı dönemde platonik aşkı olan kadının günlüğünü okuyorum. George Sand’ın Chopin’e acı çektirmek için özellikle, planlı bir biçimde hareket ettiğini anlayıp kadına kızıyorum.

Chopin’in müziğindeki hep mutsuz sonla biten duygular yerli yerine oturuyor.

Bazı eserleri kalbimin bir yerlerine öyle dokunuyor ki, Chopin’le aynı gökyüzünün altında yaşadığımızı düşünerek mutlu oluyorum.

Chopin beni kelimelerle değil, müzikle teselli etmiş adamdır. Gazebo’yu şimdi daha iyi anlıyorum. Belkide Gazebo benim gibi düşündüğü için Chopin ile ilgili bir şarkı yazdı. Kimbilir?

Chopin Paris’te yaşan bir akadaşına yazdığı mektupta şöyle diyordu:

Mallorca adasında, Palma’dayım…

Palmiyeler, çamlar, kaktüsler, narlar arasında. Burası baştan aşağı bir bahçe. Gök safir mavisi, deniz lacivert, dağlar zümrüt, iklim cennet. Bütün gün güneşli, herkes yaz gibi giyiniyor. Hava çok sıcak.

Geceleri Kitara sesleri, türküler duyuluyor. Kısacası bir masal ülkesi.

Arkadaşına mektup ile böyle tasvirler yapan biri, Nocturne’lerinde hangi duyguları anlatıyor acaba?

Bestecilerin aşk hayatlarını merak ediyorum. Aşk gibi sosuz gücü olan bir duygunun bestecilerin müziklerinde var olması, güçlü bir yansıma yaratması kaçınılmaz geliyor bana. Chopin’i çok sevip, Geroge Sand’a ona çok acı çektirdiği için kızıyorum.

Bhrams’a da kızgınım biraz. Hayatı boyunca sevdiği tek kadın Schumann’ın karısı Clara idi.

Schumann Bhrams’ın büyüğü ve çok yakın arkadaşıydı. Kendisi de müzisyen olan Clara, sık sık Bhrams’ın eserlerini çalardı. Kocası Scumann hep Clara’nın yanındaydı. Clara’yı bu şeklde izleyen Bhrams ise tüm hayatını yalnız geçirdi.

Schumann öldükten sonra Clara çocuklarını tek başına büyütmek için çok çabaladı. Küçük oğlu çok hastalanıp öldü. Bu haberi duyan Bhrams ise ona kısa bir melodi yazarak gönderdi.  1 numaralı keman sonatı olan bu eser ile Bhrams Clara’yı teselli etmeye çalıştı.

Bence bizzat ziyaret ederek Clara’ya destek olması daha doğru olurdu. Bhrams insiyatif almayı bilse belkide Clara ile evlenebilirdi. Madem aşık olduğu tek kadın Clara’ydı neden onu yalnız bıraktı?

Clara’da tek başına mücadeleden kurtulurdu.

Sanırım Bhrams için müzik, konuşmaktan daha kolaymış. O zaman tüm hayatını yalnız geçirmeyi de hak etmiş diyeyim.

İnsanın içini kıpır kıpır yapan bir sürü şey var ve bu şeyler zamanla değişiyor, gelişiyor.

Şimdi bu anlattığım detayları bilerek, güzel bir kahve eşliğinde hem Chopin hem de Bhrams dinleyip, içimizde hangi duygu kıpırtılarına sebep olduğunu sorgulamaya ne dersiniz?

Ben yeniden Gazebo’nun I like Chopin şarkısını dinleyeceğim. Gazebo kime aşıktı acaba merak ediyorum…

Gülnur ÜNLÜTÜRK
Latest posts by Gülnur ÜNLÜTÜRK (see all)