Gençlik Böyledir İşte*


Aşağıda okuyacak olduğunuz yazıyı 1997 yılının Kasım ayında yazmışım, yani 20 yaşındayken. Okuyunca bir kez daha sordum kendime “Peki neresiymiş orası? Buldun mu olmak istediğin yeri geride bıraktığın 23 koca yıldan sonra?” diye. Çoktan unutmuş olduğum bu soruya cevaben dedim ki: “Ne yangınlardan ne fırtınalardan geçtim. Derede de boğuldum, okyanusta da… Sırılsıklam aşık da oldum, nefretin zehirli sarmaşıklarına da tırmandım… Ne kadar kalktıysam o kadar da düştüm. Her tepetaklak düşüşümde okumaya daha çok sarıldım. Cehaletim okudukça arttı. Ben onu azaltmaya çalıştıkça o yepyeni yönleriyle dikiliverdi karşıma.  İlk başlarda bu işe bozuluyordum ama yavaş yavaş bunun hayatın sırrı olduğunu anladım… Yani lafın özü az gittim uz gittim… Dere tepe düz gittim… Bir de baktım ki olmayı en sevdiğim bendeyim. Ve biliyorum ki önümde daha çoook Elifler var. Hepsini bulacağım, niyetteyim…”

20 yaşımın yanağından kocaman bir makas aldım, onu şefkatle kucakladım ve geçip bilgisayarımın karşısına, 23 sene önce el yazısıyla yazdıklarımı bir de buraya yazdım… “Sularını sebil ettiğim o çeşmelere, koklamadan attığım gül demetlerine” ithafen…

*******

Darmadağınım. Korkunç bir baş ağrısıyla atmışım kendimi eve. Ayakkabılarımı nasıl çıkarmışım, ne zaman soyunup dökünmüşüm de pijamalarımı geçirmişim üstüme bilmiyorum. Bir tek hiçbir şey yapmak istemediğim var bildiğim, onu da zaten bol bol, sık sık yapıyorum. Hiçbir şey yapmıyorum!

Mavi pijamalarım üstümde, kırmızı patiklerim ayaklarımda, sıcacık battaniyenin altında kendimden geçiyorum. Esneyip, gevşeyip, buharlaşıp bir hayal oluyorum. Çok ışıltılı ama çok sakin masmavi bir alemde buluyorum kendimi. Mayıştıkça kopuyorum kendimden, olmak istediğim ben oluyorum. Avunuyorum…

Akşam olunca her güzel şey gibi hayal kurma lüksüm de sona eriyor ev ahalisinin gelmeye başlamasıyla. Mavi bulutlar dağılıyor, arka fondaki sevimsiz gerçekler çıkıyor karşıma sırıta sırıta ve ben dolaşıyorum evin içinde sızlana sızlana. Yapmak istediklerimden ne kadar uzakta olduğumu, başı boşluğumun olmam gereken yerde olmayışımdan kaynaklandığını anlatamıyorum kimselere…

-Neresi orası? Neresidir o olman gereken yer?

-Hep okuyabileceğim, gezip göreceğim; okudukça gördükçe yazabileceğim, okunabileceğim yer.

-Nerede peki o yer?

-Bilmiyorum. Ama bulabilirim!

-?!?!?!…

Ne demek istediğimi anlamıyorlar! Hayır hayır, anlıyorlar anlamasına da beni riske atamıyorlar! Aranıp durmamı istemiyorlar ortalıklarda. Sanıyorlar ki iş arayıp duracağım kendime karnım doysun diye. Oysa bilmiyorlar niyetimin kendimi aramak olduğunu, farkında değiller aslında ne olduğumdan, kapasitemden haberdar olmadığımın.

Anne-babalar böyledirler hep. Hep en pembe hayatları layık görürler çocuklarına. Hep hayatın ne kadar zor olduğunu, ekmeğin aslanın ağzında olduğunu anlatırlar. Haklıdırlar da belki. Yaşayıp görmüşlerdir çünkü. Bu yüzden cesur değildirler, bu yüzden riske atamazlar çocuklarının geleceklerini.

Ama gençler de böyledirler hep işte! Hep çok uzaklardadır onların olmak istedikleri yerler ve nedense hep de bilinmez yerlerdir oralar. O yüzden yani kendileri de bilemediklerinden laf anlatamazlar anne babalarına.

Rizikosuz yaşamayı dünyanın en büyük serveti kabul eden anne babaların rizikosuz yaşamayı kabullenen çocukları… Onların da muhtemelen rizikosuz yaşayacak torunları… Bu terane böyle ne kadar gider bilmiyorum da gördüğüm ve bildiğim hep cesurların daha doğrusu bilinçli cesurların kazandığı…

Aynaya bakıyorum. Yakası esnemiş pijamalarıma, darmaduman saçlarıma, sivilcelerime gıcık oluyorum. Her şey hep aynı! Kaşlarım yine çatık, canım yine sıkkın… “Keşke orada olsaydım” diye hayıflanıyorum. “İyi de neresidir orası, nerededir ‘Orası’ diye yanıp tutuştuğum yer?” Bilmiyorum…Ama bulabilirim. Bir çıksam yola eninde sonunda oraya varabilirim. Belki de şu anda olduğum yerdir orası kim bilir…Döner dolaşır geri dönerim öyleyse. Dönüp dolaşırken okurum, görürüm, öğrenirim. Anlatacak bir sürü hikayem olur insanlara, yazarım…

Yazarım sonsuza kadar, okunurum…


(*) Cahit Sıtkı Tarancı’nın Gençlik Böyledir İşte adlı şiirinden esinlenilmiştir.

            

 

Elif Demirbaş TOPCU
Latest posts by Elif Demirbaş TOPCU (see all)