Faşizm (15) / Franco Dönemi

“Bir çiçeği öldürebilirsiniz ama baharı öldüremezsiniz.” (Che Guevara)

Geçen Bölümde İspanya İç Savaşı’nda faşist güçleri başta Nazi Almanyası olmak üzere İtalya, İngiltere’nin desteklediği ve bir yerde Fransızların tarafsız kaldığını, Fransa başbakanın istifa ederek yerine Hitler’in desteklediği Georges Bonnet ile Dadalier’in geçmesi ile İspanya’daki cumhuriyetçilerin karşısında emperyalist ve faşist blokun bir bütün olarak dikilmesini sağladığını yazmıştık. ABD, Almanya ve İtalyanların silah, mühimmat, asker, petrol, uçak, yiyecek ve ilaç yardımında bulunduklarını, İngilizlerin parasal yardım konusunda iç savaşı adeta finanse ettiklerini belirtmiştik. İspanya iç dinamizminde küçük burjuva kaypaklığını, iç savaşın faşistlerin galibiyetiyle sona erdiğini, Francisco Franco’nun İspanya’yı 36 küsur yıllık bir faşist yönetimi ihdas ettiğinden bahsetmiştik.

Franco 1939 yılından başlayarak 1945 yılına kadar ülkeyi katı bir faşist rejim ile yönetmeye devam etti. 1945 İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda iki ana müttefiki olan Almanya ve İtalya’nın yenilmesinin ardında gerek savaş döneminde İspanya’nın savaşa katılmaması ve en azından tarafsız gibi davranması imajını göstermesi ile tüm faşist rejimlerinin yıkılması ardında kendisine dokunulmadığı, OHAL kapsamında halkına karşı biraz daha müsamahakâr (kontrollü) davrandığını, yasaklanan bazı kitle örgütleri ile siyasi partilerin sınırlandırılmış faaliyetler kapsamında çalışmalarına izin verdiği, işçilerin sınırlı greve gitmesine göz yumduğu ve böylece faşist ve tek adam yönetiminin uzun yıllar devam etmesini sağladığını görüyoruz.

İç savaşın ardında kurulan Falanjizm esaslarına dayanan İspanyol rejimi, milliyetçiliğe, radikal Katolik inanca ve anti komünizm görüşlerine dayanmaktadır. İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı ardında en iyi iki müttefikini kaybetmesi ile birlikte dinsel kurumları ön plana çıkararak falanj (yarı askeri siyasal örgütlenme) esaslarını etkin hale getirmiştir.

İkinci emperyalist paylaşım savaşının bitiminden sonra başlayan soğuk savaş döneminde faşizmi bir yerde simgesel olarak korumuş, uluslararası arenada yalnız kalmamak için çeşitli girişimlerde bulunmuştur. Bu nedenle 1960’lı yıllarda teknokrat kadroları işbaşına getirmiştir. Anayasanın ortadan kaldırıldığı 1939 tarihinden başlayarak soğuk savaş dönemi boyunca ülke sadece Kanun Hükmende Kararname (KHK)’lerle yönetildi. Buna göre yapılan rejim değişikliğini şu şekilde sıralayabiliriz:

  1. Anayasasız bir yönetimde siyasi görevler atama yoluyla yapılıyordu. Faşist rejim genel oy hakkını gaspetti. Liberalizmi reddediyordu.
  2. Gruplar halinde caddelerde, sokaklarda yürümek için yerel yönetimlerden izin alınması zorunlu kılınmıştı. Bu da bize İspanya’da hala toplanma ve örgütlenme yasağının yürürlükte olduğunu gösteriyordu.
  3. Farklı siyasi partilerin kurulması yasaklanmıştı. Çünkü farklı siyasi partiler toplumun bölünmesini simgeliyordu. Bu nedenle iktidardaki parti dışında başka partilerin kurulmasına izin verilmedi.
  4. Genel oy kullanma ve millitvekili seçimi yasaktı. Tüm atamalar Franco tarafından yapılıyordu. 1942 yılına gelinceye kadar meclis lağvedilmişti. İktidar, tek elde toplanmıştı.
  5. Silahlı kuvvetler, polisin tüm yetkilerini elinde toplamıştı. Toplumsal düzeni, silahlı kuvvetler sağlıyordu.
  6. 1939 yılından başlayarak 1966 yılına kadar basın, sansüre tabiydi. Gazeteler, radyolar, televizyonlar ve diğer iletişim araçlarında sadece diktatörlüğü öven haber ve yorumlara izin verebiliyordu. Basın ve yayın üzerinde mutlak kontrol sağlanmışitı.
  7. Kitap ve dergiler basıldıktan sonra sansüre tabi tutuluyordu. Diktatorya ile ilgili bir eleştiri bulunduğu takdirde tüm basım ve yayınlar durduruluyor, mevcutlar da piyasadan toplatılıyordu.
  8. Taban örgütlenmesinde işveren ile işçiler aynı seviyede yer alıyordu. Sınıf farklılığı reddedildiği (!) için de işçilerin grev yapması yasaklanmıştı. Tüm ideolojiler ve farklılıklar, diktatörlüğe hizmet etmek amacıyla kullanılıyordu.

İspanya’da iç savaşın bitmesinden sonra ülkede ekonomik anlamda bir anarşi düzeni yaşanıyordu. Savaşla birlikte nüfusun büyük bölümü üretim yeteneğini yitirmişti. Diktatörlüğe ve yasaklamalara rağmen bir kaos ortamı yaşanıyordu. Franco, hiçbir kurumu yerli yerine oturtmadan, ekonomik anlamda gerekli tedbirleri almadan İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı çıktı. Bu savaş, mevcut kötü durumu daha da kötüleştirmişti. İspanya, her ne kadar tarafsızlığını ilan etmiş olsa da dolaylı olarak savaşa katılmak zorundaydı. İç savaş süresince kendisini yalnız bırakmayan Hitler ve Mussolini’ye yardım etmek zorundaydı. Özellikle Sovyetler Birliği’ne karşı savaşmak üzere binlerce İspanyol gönüllüyü Mavi Tümen adı altında doğu cephesine 50.000’e yakın asker ve subay gönderdi. [50] Almanya, İtalya, Japonya, Bulgaristan, Macaristan ve Romanya’nın yer aldığı mihver devletlerden yana tutumu, savaşın bitimiyle uluslararası alanda yalnızlaşmasına ve tecrit edilmesine yol açtı. Çünkü, soğuk savaş döneminde ABD’nin her ülkeye sağladığı ekonomik yardım adı altındaki Marshall planı kapsamında İspanya ve Portekiz yararlandırılmadı.

Direnişçi grupların 1936 tarihinde başlattıkları vur-kaç taktikli gerilla savaşı, 1950’li yılların sonuna doğru çözüldü. Direnişçiler, Fransa topraklarına doğru çekildiler. Bu dönemde ekonomi, tamamıyla otokrasinin tekelindeydi. Temel ürünlerinin fiyatlarını devlet belirliyordu. İspanya bu dönemde kendi yağında kavrulmaya başlamıştı. Yaşanan kıtlık ortamı ve devlet müdahalesi ister istemez karaborsayı hortlatmıştı. Genel yolsuzluk ve yozlaşmanın yanında, devletin ithalat iznini Franco’ya yakın kişilere verilmesi de yasadışı yöntemleri beraberinde getirmişti.

Ekonomide yaşanan otokrası fazla ömürlü olamadı. Yaşanan kaos ortamı nedeniyle fiyatlar, bazı alanlarda serbest bırakıldı. Ticaretin ve malların serbest dolaşımı kısmi olarak dahi olsa yaşanan kaos ortamını gevşetti. 1952 yılında gıda kalemlerinde uygulanan karne uygulamasına son verildi. İkinci paylaşım savaşı sonrasında müttefik olmakla birlikte ABD ile SSCB arasında soğuk savaş dönemi başladı. Kapitalist ülkelerin korkulu rüyası komünizmin kendileri için bir tehdit olarak görmeleri üzerine ABD’nin İspanya’ya bakışı da değişti. ABD tarafından İspanya’ya askeri üs kuruldu, ekonomik yardımlar yapıldı, parlamenter rejim Franco tarafından reddedildiği için ekonomi devletin tekelinden alınıp, teknokratlara devredildi. Bu da uluslararası kapitalist devletlerin komuoyunu rahatlatmak amacıyla yapılmıştı. Bir Katolik örgütlenmesi olan Opus Dei örgütü, Franco’yu destekliyor ve ona bağlıydı. Bu örgütün üyeleri, Franco ile birlikte çalışıyordu. Bunların tamamı teknokrattı. ABD’nin isteği doğrultusunda bu teknokratlar, teknokrat hükümetine dahil edildiler. Çünkü IMF devredeydi.

1973’lü yıllarda dünyada “petrol krizi” yaşanmaya başladı. Bu krizden İspaniya da nasibini aldı. İspanya ekonomisini çok daha fazla etkiledi. Ülkede büyümeyi durduracak önemli bir krizdi. Bu dönemde yasak olmasına rağmen ilk kez büyük çapta işçi eylemleri ve grevler başladı. Franco’nun torunu Juan Carlos’un naibi Amiral Luis Carrero Blanco, ETA örgütü tarafından düzenlenen bombalı saldırıda öldürüldü. Yönetim yavaş yavaş çözülmeye başladı. Halkın artık baskıcı rejimi kabul etmemesi, Avrupa’da görülen kısmi bile olsa burjuva demokrasisi örnekleri ile batı Avrupa’da çalışan İspanyol işçilerinin yönetime karşı tavır alması, İspanya’da yeni bir dönemin geleceğini çağrıştırıyordu.

Batı Sahra’daki Polisario Cephesi, bağımsızlık savaşını vermeye başladı. 1974 Temmuz’unda Franco, hastalandıı ve yaşam destek ünitesine bağlandı. 20 Kasım 1975 günü 82 yaşındayken öldü. Yerine Juan Carlos, İspanya karalı olarak geçti. Carlos’un ilk işi otokrasiyi tamamen ortadan kaldırmak ve kapitalist ülkelerde görülen burjuva demokrasisine geçmek olmuştur.

17 Mart 2006 tarihinde toplanan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi’ne tavsiye niteliğinde Franco’nun uluslararası alanda mahkum edilmesi yönünde tavır almasını istedi. Konsey, İspanyol hükümetine bazı adımların atılması için telkinde bulundu. Bunlar:

• Ulusal bir komitenin oluşturulması ve Franco döneminde işlenen insan hakları ihlallerinin araştırılması,
• Baskı dönemine ait askeri ve sivil arşivlerin araştırılması,
• Diktatörlük döneminde yer alan simge ve işaretlerin kaldırılması.

Bunların dışında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi 1939-1975 dönemine ait Franco rejimi tarafından yapılan insan hakları ihlallerini kınamıştır[50].

Rejim altında idam edilen kişiler arasında öne çıkan isimler: [50]

• Manuel Formiguera İspanyol hukukçu, Katalan siyasetçi
• Lluís Companys Katalonya Cumhurbaşkanı
• Alexandre Bóveda Galiçyalı siyasetçi
• Antonio Escobar Huertas Cumhuriyetçi albay
• Etelvino Vega İspanyol Komünist Partisi üyesi siyasetçi ve asker
• Josep Lluís i Facerias CNT yöneticisi
• Cristino García İspanyol direnişçi
• Federico García Lorca İspanyol şair, sanatçı
• Julián Grimau İspanyol komünist
• Blas Infante Endülüslü siyasetçi, yazar ve tarihçi
• Joan Peiró Katalan anarşist
• Salvador Puig Antich İspanyol anarşist
• Ramon Vila Capdevila Katalan anarşist ve direnişçi

Ünlü İrlandalı yazar Ian Gibson’un, ünlü İspanyol şairi Federico Garcia Lorca’nın ölümü (1936 tarihinde İspanyol faşistleri tarafından öldürülmüştü) üzerinden başlattığı titiz araştırma onu aynı zamanda Granada ve çevresinde gerçekleştirilen diğer toplu infazlara da götürmüştü. Bilanço en iyimser verilere göre şöyle çıkmıştı:

  • Granada ve civarı: 4.500
  • Guadix, Loja ve Baza’da: 1.500
  • Sahil şehirleri Motril, Saobrena ve diğer kentlerde: 1.000
  • Eyalete bağlı diğer şehir ve köylerde ise: 2.000

Lorca şiiri, Franco ile birlikte bütün falanjist fanatikleri çileden çıkaracak cinstendi:[51]

Sivil Muhafız Baladı:

Karadır atları, kapkara
Nalları da kapkara demir.
Pelerinlerinde parıldar
mürekkep ve mum lekeleri.
Ağlamak nerede onlar nerede
hepsinin de kurşundan beyni.
Yoldanağrı çıkageldiler
gönülleri cilalı deri.
O çılgınlar, o gececiler
boğarlar geçtikleri yeri
zamk karası bir sessizliğe
ve bir dehşete kum incesi…

Franco, 600.000 ile 1.000.000 insanın ölümünden ve milyonlarca insanın yerinden edilmesinden sorumludur.

İspanya, hala Franco döneminden kalan cadde, bulvar, semt ve yapıların isimlerini değiştirmeye çalışıyor. Öylesine bir yıkım bırakmış ki, bu yıkımı temizlemek 40 küsur yıldır devam ediyor.

Bugün şehitler vadisi, barışın değil, faşizmin sembolü bir mekan olarak kalmaya mahkûmdur.

Franco ve benzerleri birer utanç simgesidir.

< Bir önceki bölüm                                              Sonraki bölüm >


[50] Wikipedika, özgür ansiklopedi, Franco Diktatörlüğü
[51] Ercüment Akdeniz, (Ölüm Mangaları, Evrensel Gazetesi 4 Aralık 2016)

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları