Bal Arıları ve Kızılbaşlık

Yıllar önce romanımda kızılbaşlığı şöyle tarif etmiştim… Uçsuz bucaksız, rengârenk çiçeklerin olduğu bir vadide, binlerce arının emeği sonucu oluşan balın, ağız ve mide arasındaki tat ve yolculuğundan sonra vücudun oluşturduğu enerji, bu enerjinin üretime dönüşmesidir… Bu enerji, ne vadiye, ne çiçeğe ne de arıya aittir, kolektif bir üründür. Ama ürünün, insan içinde üretimi gerçekleştirecek enerji olması gerekir. Fakat, bu üretimde en önemli kural rızalıktır. Toprak, su, güneş, hava, tohum, çiçek, koku, arı, rızalık vermiştir!

Geldiğimiz süreçte, binanın köşe taşları sallanmaya, evin direği ekseninden kaymaya başladı. Bu, 40 yıllık süreç içinde iklimsel etmenlerin dışında, hane içindeki insanların katkısıyla hız kazandı…

İşte, şimdi neyin değiştiğini anlatma zamanı bence. Tabi bildiğim yollardan! Yaklaşık bal arasının 10-12 katı büyüklüğünde eşek arıları olur. Bunlar otuzarlı-kırkarlı koloniler halinde yaşar. Hepsinin farklı görevleri vardır, ama bir tanesi var ki onun görevi, yağma ve katliamı oluşturacak yeni avları arayıp, gelip haber vermektir. Çünkü, Bu koloninin yüzlerce yavrusu vardır, doyumsuz, obur… Acıktıkça sert çenelerini birbirine vurarak, feryatlar ederler. Araştırmacı eşek arası hemen, av aramaya gider. Bal arıları ise yaklaşık onbin bireyden oluşan koloniler halinde yaşar. Yaklaşık, yüz kilometre alanı araştırabilen yağmacı, kovanı bulunca oraya bir sıvı bırakır ve hemen gelip koloniye haber verir. O koku sayesinde gidip orayı bulurlar, keskin ve güçlü kıskaç-çeneler sayesinde bir eşek arısı bir dakikada 30-40 bal arısının kafasını koparır. Bal arılarının önce savaşçıları tek tek savaşır, sonra da geri kalanları, fakat kaçınılmaz son yaşanır! Yani bir kısa bir sürede, koca bal arısı kolonisi yok olur. Larvalarla birlikte bu ölüler de eşek arılarının yavrularına yem olur… Kısa süre sonra yeni av kolonileri aranır.

Şimdi bir bal arısı türünden daha bahsedeyim. Bu bal arısı, diğer arılara göre daha miniktir. Öyle fazla balları da yoktur, üretimleri düşüktür, bir hırka bir lokma, kendilerine yetecek kadar. Yine, araştırmacı eşek arısı gelir bu kovanı bulur. İşaret için sıvısını bırakır. Fakat o gelmeden önce, gözcü bal arıları çoktan gelip diğerlerine haber vermiştir ve hepsi kovanın içine gidip saklanmıştır. Eşek arısı durumdan emin olmak için, kovanın içine girer. Bir bal arısı kendini yem ederek, eşek arısının karşısına dikilir. Eşek arısı onun kafasını koparırken, beşyüz ile yediyüz bal arısı eşek arısının üzerine çullanır. Savaşmazlar, yaptıkları şey eşek arısının zayıf noktasını harekete geçirmektir. Eşek arısı, 47,5 C. Derecede kendini imha eder. Bal arıları kanatlarını çırpar ve aynı zamanda eşek arısının hava almamasını sağlayarak, fırının içinde gibi hissettirir. Bu dereceye gelen eşek arısı, kendini imha eder. Ve bal arıları el birliği ile eşek arısının bıraktığı sıvıyı tamamıyla temizler, belayı atlatmış olur.

Binlerce yıldır, bu arılar bu sayede ayakta kalabilmişti, yağmalanmamıştı. Milyonlarca kez belkide evlerinin kapısına, kokulu işaretler yapılmıştı, kovanlarının içine kadar girilmişti. Ama asla sonuç alınamamıştı, nedeni ise tek kişilik savaşta gençlerin kellelerini heba etme yerine, farklı bir yol izlemeleri idi. Eşek arısının zayıf noktasını biliyorlardı. Ve biliyor musunuz, bu ciddi bir riskti üstelik. Yanlışlıkla 49,5 C. Dereceye ulaşmış olsaydı ısı, tüm bal arıları ölecekti. Ne görüyorum biliyor musunuz; eşek arıları topraklarımıza, felsefemize girdi, izlerini bıraktı ve maalesef gidip diğer koloniye haber verdi. Neden mi kovanda onu yok edemedik, çünkü eşek arısı da işin sırrını öğrenmişti, bal arısı kılığında gelmişti…. Sanırım durumumuz bu, koloniler geldikten sonra ise tek tek gençlerimizi attık önüne ve kelleleri koparılıp kenara atıldı, şimdi ise o eşek arılarının doyumsuz aç yavruları büyüdü, onların torunları larva halinde, yem beklemekteler… Sorun şu, bizde onlara atılacak başı kesilmiş genç kaldı mı?

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları