Ukrayna-Rusya Savaşı İçin Haklı Savaş düşüncesi Bağlamında Bir Değerlendirme

Haklı savaş düşüncesi savaş dahil her türlü şiddet kullanımını ahlaki ve dini gerekçelerle olumsuzlayan barışçı/pasifist tezle, çatışmaları şiddet yoluyla çözmenin insan doğasına uygun olduğunu savunan savaş yanlısı militarist tez arasında bir yerde durur. Erasmus, Tolstoy, Gandhi gibi örneklerde kristalize olan salt barış yanlısı çizgi en kötü barışı en iyi savaştan üstün görür. Onlara göre savaş eyleminde telafi edilmez bir kötülük vardır. Militarist bakış ise ne savaşı ne de diğer şiddet biçimlerini değer yargılarına göre yorumlar. Güçlü olan haklıdır. İnsanın gücünün yettiği her şeyde de bir doğallık vardır. Hegel ve Sartre gibi filozoflar ile anarşist düşüncenin bazı temsilcileri şiddeti daha akılcı, dürüst ve sağlıklı bir dünya için elzem görür. Tarihin ebesi olan şiddet gerçek insanın doğumuna yardımcı olur.

Haklı savaş kuramı savaşı bir zorunlu kötülük hali olarak tahayyül eder. Bu temel varsayıma atıfla hangi savaşların adil olduğu ve savaşta neleri yapmaya izin verileceği gibi meseleler haklı savaşın muhtemel içeriğini belirler. Bu metnin öncelikli amacı ise savaşı ölçütlere bağlayarak sınırlayan haklı savaş düşüncesindeki bazı temel savları Ukrayna-Rusya savaşı bakımından yeniden düşünmektir.

Öncelikle ilan koşulunu değerlendirmek isterim. Haklı savaşın biçimsel koşullarından biri resmi bir otorite tarafından savaş ilanıdır. Bu gereklilik Rusya-Ukrayna çatışmasında tam anlamıyla gerçekleşmemiştir. Rusya Ukrayna’yı işgale başlamış, ama bu ülkeye resmen savaş ilan etmemiştir. Bu anomik durum savaş hukukunun uygulanmasını imkansız hale getirmektedir. Savaş hukukunun olmadığı yerde ise devletleri yürüttükleri şiddet eylemlerinin insani ve siyasi sonuçları nedeniyle yargılamak güçleşmektedir.

Haklı savaşın en önemli gerekçesi meşru müdafaadır. Savunma savaşı yürüten her ülke, bu örnek olayda Ukrayna’nın yaptığı üzere yaptığı savaşta haklıdır. Rusya’nın eylemi ise saldırıdır. Kural olarak saldırı savaşı yürüten ülkeler haklı bir savaş yürütmüş olamazlar. Bu genel kuralın ciddi istisnaları vardır. Ama istisnanın kuralın yerine geçmesi, saldırgan tarafın da en az savunan ülke kadar meşru olabilmesi için birden fazla koşulun aynı anda tartışılması gerekir.

Bu son hatırlatma bağlamında geçmişte yaşanan adaletsizliklerin düzeltilmesi savına değinilebilir. Ukrayna’yı işgale kalkışan Rusya’nın temel tezlerinden biri Ukrayna toprakları ve nüfusunun hatırı sayılır bir kısmının aslında Rus/Rusya’ya ait olduğu yönündedir. Rusya’nın işgali geçmişte Rusya’dan haksız bir şekilde kopartılan bazı toprakların ve etnik açıdan Rus olan nüfusun tekrar Rusya’ya dönmesi için yapılan bir düzeltme işlemidir. Bu savda en azından etnik Rus nüfus ve 20 yüzyıldaki bazı gelişmeler bakımından bir haklılık payı olduğu açıktır. Ancak Ukrayna’nın bir kısmının geçmişte Rus toprağı olması ve (veya) Ukrayna devleti vatandaşların bir bölümünün Rus etnik kökeninden geliyor olduğu gerçeği Rusya’nın eylemini tek başına meşru hale getirmez. Bu noktada bir başka ölçüte atıfta bulunmak yerinde olur.

Haklı savaşın temel argümanlarından biri ölçülülüktür. Yürüttüğünüz savaşla sizi savaşa götüren gerekçe arasında ve savaş başlamışsa savaşta yaptığınız eylemlerle savaş amacınız arasında ölçülülük ilkesinin gözetilmesi gerekir. Tarihte yapılan bir adaletsizliği gidermek için Ukrayna’ya saldıran Rusya’nın yürüttüğü çatışmada bu ölçülülük koşulu muğlak kalmaktadır. Çünkü Rusya ordusu sadece Rusların yoğun olarak yaşadığı bölgeleri değil, başta Kiev olmak üzere tüm Ukrayna’yı işgale kalkışmıştır. Kendilerinin de saklamadığı üzere Rusya’nın amacı Kiev’deki rejimi değiştirmek ve Ukrayna’nın siyasi bağımsızlığına son vererek ülkeyi kendisine bağlı bir uydu cumhuriyet haline getirmektir. Sonuç olarak geçmişte bir adaletsizlik olmuşsa bile, Rusya tek taraflı güç kullanarak bu adaletsizliğin hukuk ve siyaset düzleminde tespit edilerek müzakereler yoluyla çözülmesine olasılığına kapıyı kapatmış durumdadır. Ayrıca Ukrayna’daki Rusların Rusya’yla birleşme isteğinin şiddet kullanımından bağımsız bir şekilde, uluslararası gözlemcilerinin onayladığı bir prosedürle demokratik bir şekilde tespiti gerekir. Dahası Rusya’nın tüm Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı askeri hareketi geçmişte yaşanan adaletsizliği önleme amacının çok ötesinde sonuçlar doğurmakta, bu bağlamda yeni adaletsizlikler ortaya çıkmaktadır. Ölçülü olmayan bir şiddet eylemi adalet için yapılsa dahi meşru olamaz.

Rusya’nın saldırı savaşının bir diğer gerekçesi Ukrayna’nın NATO üyeliği olasılığının kendisi için yarattığı güvenlik kaygısıdır. Bu durumu ileride ortaya çıkacak bir tehlikeyi önleme adına savaş ilanı kategorisinde değerlendirebiliriz. İnsanların ve devletlerin geleceklerini düşünmesi ve olası olumsuz seçeneklere karşı bugünden tedbir alması şüphesiz ki yerindedir. Ancak savaş örneğinde açıkça görüldüğü üzere bir devletin uzun erimli bir riske dayanarak şimdiki zamanda insanların ölümlerine yol açacak bir karar alması makul sayılamaz. Rusya’nın yarına dair kaygısı bugünün dünyasında çok sayıda Rus ve Ukraynalı asker ile Ukraynalı sivilin ölümüne yol açmıştır.

Savaşın ileride çıkacak bir tehlikeye dayandırılarak meşrulaştırılması daha önce de deneyimlediğimiz bir olguya karşılık gelir. ABD’nin ileride kullanılması muhtemel kimyasal silah kullanımı nedeniyle Irak’ı işgali, milyonlarca Iraklı ve binlerce Amerikalının ölümüne yol açmıştır. Sonuçta rahatlıkla diyebiliriz ki, önleyici savaş teorisi, savaş için makul bir sebep değildir. Savaşın haklılaşması için şimdiki zamanda gerçekleşen çok daha somut bir tehlikeye atıfta bulunulması beklenir. Eğer Rusya’nın elinde Ukrayna savaşına gerekçe olarak gösterebilecek düzeyde bir soykırım veya ağır insan hakları ihlali hikayesi olsaydı, mesela Ukrayna devleti Rus etnik azınlığı öldürseydi, savaşın meşruluğuna yönelik bakış tümüyle değişebilirdi. Ancak böyle bir şey söz konusu değil.

Sivillerin ölümü haklı savaş teorisinin sınırları bağlamında önemli bir meseledir. Rusya’nın iki aya yaklaşan Ukrayna saldırısı ciddi düzeyde sivil kayba yol açmıştır. Ayrıca 4 milyondan fazla insan ülke dışına çıkmış, evlerini ve yerleşik düzenlerini terk ederek mülteci konumuna düşmüştür. Rusya’nın kentler tam anlamıyla boşaltılmadan askeri operasyona devam etme kararlılığı sivil kayıplarını daha da arttırmaktadır. Bunun dışında, Ukrayna’nın yürüttüğü savunma savaşı da sivillere zarar vermektedir. Kentlerin savunmasında önemli bir rolü olan aşırı sağcı paramiliter güçler kendilerince Ukrayna’daki rejime yeterince sadık görmedikleri kişileri cezalandırmakta ve sivillere karşı terör uygulamaktadır.

Haklı savaş tartışmasını haklılığın sınırlanması noktasındaki bir uyarıyla bitirmek yerinde olur sanırım. Savaşan taraflar haklılıklarına sonuna kadar inanır ve hiç taviz vermezlerse, savaş ancak çatışan unsurlardan birinin mutlak yok oluşuyla biten bir sıfır toplamlı oyuna dönüşür. Bu bağlamda haklı olmakla haklı kalmak arasındaki farka dikkat etmek ve savaşı durdurmak için haklı olduğun konularda bile müzakereye ve tavize açık olmak gerekir. Sonuç olarak, Rus orkestra şeflerini işinden edecek kadar radikalleşmiş bir Rus kültürü karşıtlığı da, ülkesini savunan Ukraynalı milliyetçileri topyekün bir şekilde NAZİ ilan eden indirgemeci bakış da sorunludur. Haklı savaş bir intikam savaşı haline dönüşmemeli, en kötü barışın en iyi savaştan daha iyi olduğu gerçeği hiçbir zaman unutulmamalıdır.

Armağan ÖZTÜRK