Entelektüel, Ulema ve Mutasavvıf (2)


Ulema

Aynı başlık altında önceki yazıda entelektüel yanımızı patakladık. Bu yazıda ise ulema yanımıza dokunduralım dedik. Ulema ile kastettiğimiz şey ise, formel yani resmi dinin ve inanışın temsilcisi olarak arzı endam eden din adamları, mollalar ve her boydan kişilerdir.
Ondokuzuncu yüzyıldan başlayarak batı modernizmiyle mecburi bir karşılaşma yaşamak zorunda kalan Ortadoğu toplumları, özellikle oluşum sürecindeki entelektüel zümrenin aracılığıyla, modernizmin siyasal ve kültürel etkisine maruz kalmaktan kurtulamamıştır.
Modern çağ öncesinin entelijansiyası olarak ulema yahut din adamı, mitolojinin, sözlü kültür ve anlatının ve ilmin taşıyıcısı olarak modernitenin kültürel siyasal ve ideolojik saldırılarına karşı direncin de örgütleyicisi olmuştur. (Din adamı diyorum çünkü din erkektir ve kadının dindeki yeri kölenin dindeki yerinden farksızdır. İkisi de müminin malıdır ve malına iyi yahut kötü davranmak müminin ihtiyarındadır.)

Din adamı, modernitenin saldırganlığının karşısına halkın arkaik direncini çıkarmıştır. Devlet desteğinde kendisine rakip olmaya başlayan entellektüelleri, batının taklitçi dinsiz misyonerleri olarak görmüştür. Buna karşılık kendisi de entelektüeller tarafından orta çağın molozu olarak küçümsenmiştir.

Ulemanın entelektüele nispetle muazzam bir üstünlüğü ve avantajı vardır yine de. Entelektüel, referans aldığı Batı düşünüşünün sosyal, kültürel, siyasal arka planından habersizken, ulema kendi referans kaynaklarına hakimdir ve kavramsal çerçevesi nettir. Eskinin suç ortağı ve koruyucusu olarak toplumla köklü bir barışıklık içindedir. Kitleyle arasındaki bağlar tarihidir ve bu bağı korumasını bilir. Kalabalıklar üzerindeki etkisi dolaysızdır. Toplumun psikolojisini, bilinçaltını, tutkularını ve heyecanını seferber etmekte üstüne yoktur. Aynı dili konuşur, aynı esprileri yapar, aynı şeylere ağlar, aynı şeylere güler. Özellikle okur yazar olmayan kırsal kesimdeki ve metropol varoşlarındaki nüfus üzerindeki etkisi muhteşemdir. Onları cehennem korkusuyla titretmekten, korku içinde hüngür hüngür ağlatmaktan büyük bir zevk duyar. Onun bu becerisi televizyon ekranlarında da kendini göstermektedir.

Bilinemezlik kitlelerin kâbusudur ve ulema kitleleri bu kâbustan kurtarır, çünkü elinde kutsal metinler vardır ve onlar aracılığıyla o her şeyin cevabını bilmektedir. Çözümünü bilmedikleri hiçbir mesele, anahtarına sahip olmadıkları hiçbir sır yoktur. Onlar dinin peygamberinin vekilleridir ve bilgileri evrenle yaşıttır.

Yeteneksizlikleri muazzam olsa bile, dinden, örf ve adetlerden ileri gelen bir ağırlıkları vardır. Belagat ve hitabet tarzı ben merkezli ve kibirli tabiatını gizlemeye müsaittir, en bariz bencilliğini, cinsel açlığını, maddi açgözlülüğünü en kutsal kavramların arasında saklamasını bilir. Bu yüzden tüm formel dinlerde seksin en çarpık biçimleri bile dini külliyatın en kabarık ciltlerini oluşturur. (Laf aramızda, modern psikiyatri ve psikoloji klinikleri de ekmeğinin mühim kısmını bu seks işinden kazanır.)

Ulema toplumun arkaik değerlerini sistemle eklemlendirmek ve beslemek zorundadır çünkü modern dünyada sığınabileceği ve tutunabileceği başka hiçbir yer yoktur. Bundan dolayıdır ki sisteme sadakatle bağlıdır. Faşist, demokratik, ırkçı, totaliter fark etmez, sistemin niteliğinden bağımsız olarak, sisteme gelenek yoluyla meşruiyet kazandırmak görevi vardır ve bunu laikiyle yerine getirir. Ulemanın merceğinde, tıpkı totaliter nasyonalist bir ideoloğunki gibi, insan yoktur nizam ve nizama adaptasyon vardır. Onun görevi kutsal olanı siyasal olanla uyumlu hale getirmektir. Bu yüzden ulema, ferdin ruh dünyasıyla onu müesses nizama uydurmak adına ilgilenir.

Ulemanın vaaz düzeyinde kusursuz duran fikirleri, toplumsal gerçekliği karşısında paramparça olmaya adaydır yine de. Bu yüzden onları gerçekliğin darbelerinden korumak için gündelik hayatın sorumluluğunun dışında kalmak ister. Ama eğer özdeşleştiği kesimler kamusal iktidara doğrudan egemen olmuşsa, kamusal kötülük yaratan iblisleri daha da uzakta aramak gerekecektir. Çünkü düne kadar kamuya egemen olan iblisler kovulmuş, onların yerine şimdi kendilerinden olanlar oturmaktadır ve kötülüklerin günahların suçların artık kamudakilerden değil, onların başına musallat olmaya çalışan daha mevhum daha muğlak iblislerden kaynaklandığını vaaz etmek gerekmektedir. Yani ortada bir iblislik varsa bu müesses nizama egemen olmuş olanlardan değil, onlara musallat olan öteki mevhum iblislerden kaynaklanıyordur.

Ne var ki bu denge derin bir değişime maruz kalmaktadır. Bu yüzden ulema takımı kitlelerin kendi sohbetlerine değil de modernitenin temsilcileri entelektüellere, sosyal platformlara, tiktoka, twittera, facebooka ve benzeri başka mecralara göz ve kulak kesilmesine öfkelenir, korkuya kapılır. Çünkü böyle şeyler geleneksel ilişki tarzına sokulmuş birer bıçaktır ve mutlaka kontrol altında tutulmalıdır.

M. Şirin ÖZTÜRK
Latest posts by M. Şirin ÖZTÜRK (see all)