Türkiye Siyasetinde Yeni Bir Kara Leke

7 Mayıs Pazar günü Erzurum’da yaşanan olay siyasi tarihimizde kara bir leke olarak anılacaktır. Sadece olayın kendisi değil tabii, iktidarın olaya ilişkin yaklaşımı ve özellikle içişleri bakanının açıklamaları da.

Olayın iktidar tarafından açıklanış biçimi, demokrasinin temel kurallarından ve demokrasi kültüründen inanılmaz derecede uzaklaştığımızın yeni bir kanıtı olmuştur.

Olay aslında tek bir biçimde yorumlanabilecek kadar basittir. Cumhurbaşkanı yardımcısı adayı ve en büyük kentin belediye başkanı bir miting konuşması yapmak üzere geliyor. Erzurum belediyesinin başkanı garip bir engellemeye başvuruyor. Hukuk dışı bir davranış!

Mitingin nerede yapılacağına dair önceden bir uzlaşma sağlanmış valiyle ve önemli bir güvenlik gücü alanda yerini almış. Güvenlik gücü mitingin yeri hakkında herhangi bir uyarıda veya itirazda bulunmamış. Miting başlamış, kısa bir süre sonra fanatik bir grup Ekrem İmamoğlu ve çevresine ve aynı zamanda kitlenin üzerine taş yağdırmaya başlıyor. Hukuk ve insanlık dışı!

Güvenlik güçleri hiçbir müdahalede bulunmuyor ve sadece izliyor. Hukuk dışı ve görev ihmali! Güvenlik güçlerinin tümünün aynı davranışı göstermesi, bu davranış biçiminin önceden belirlendiğini ortaya koyuyor. İmamoğlu ve çevresi isabetli bir kararla mitinge katılanları sakin olmaya çağırıyor ve mitingi bitiriyor.

Bir hukuk devletinde o kentin belediye başkanı, ilin valisi ve emniyet müdürü birinci derece sorumlu, dolaylı olarak da içişleri bakanı. Hiçbiri hukuk devleti anlayışı çerçevesinde bir açıklama yapmıyor. Barbarlık örneği olan olayın kendisi kadar, bu tutum da Türkiye’nin seçimlere giderken ne gibi risklerle karşı karşıya olduğunu açıkça gösteriyor.

İçişleri bakanı olayı ters yüz ederek İmamoğlu’nu provokasyon sorumlusu olarak ilan etmeye girişiyor. Koca koca taşlarla hazırlıklı gelmiş fanatikleri görmek ve konuşmak istemiyor, güvenlik güçlerinin birinci sorumluluğunun tüm yurttaşların can güvenliğini sağlamak olduğunu da dile getirmek istemiyor, olayı siyasal malzemeye dönüştürmeye çalışıyor.

Aslında seçim yaklaştıkça iktidarın demokrasi ve hukuk dışı yöntemlere başvurma olasılığı bir süredir konuşulmakta ve yazılmakta idi. Miting alanlarında muhalefeti PKK ile işbirliği içinde gösterme çabaları, Sultanahmet Camisi’nin avlusunu daha önce hiç görülmemiş biçimde miting alanına çevirme girişimi ve benzeri adımlar milli ve dini temaların alabildiğine kullanılacağını ortaya koymuştu. Zaman zaman kullanılan şiddet dilinin de fiziksel şiddete yol açma olasılığı artıyordu. Iktidarı desteklemeyen herkes terörist olarak hedef gösterilebilirdi. Gezi hareketine katılanlardan Boğaziçi öğrencilerine ve yurt yetersizliğini protesto etmek için parkta yatan öğrencilere kadar genişliyordu liste.

Önümüzde kısa bir süre var. Tabii ki provokasyona gelmemek gerekir, ama bu hiç tepki göstermemek ve olan biteni kabullenmek anlamına de gelemez. Bir süredir iktidar toplumsal desteğini yitiriyor, o nedenle gerilimi artırmayı, “istikrar ve güvenlik” temalarını ön plana geçirmeyi ve desteğini artırmayı öngörebilir. Bu konuda özellikle önem taşıyan bir konu, cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turda olumlu biçimde sonuçlanmasıdır. Aksi takdirde provokasyonlaın ve baskıların artması yüksek bir olasılıktır.

Seçimin birinci turda olumlu bir sonuca ulaşmasını sağlamanın iki koşulundan birincisi katılımı yükseltmek, ikincisi de kazanma şansı olmayan adaylara oy vermeyi düşünenlerin karşı karşıya bulunduğumuz koşulların vahametini kavramalarıdır. Türkiye’de ikinci tur Fransa ve benzeri ülkelerden çok daha kritik bir anlam ve önem taşıyor. Bunu gözardı etme lüksümüz yok.

Burhan ŞENATALAR
Latest posts by Burhan ŞENATALAR (see all)