TİP’in dramatik tarihinden notlar-2

1968’de Avrupa’da meydana gelen iki olaya/olguya karşı TİP yönetiminin takındığı tavır, parti içindeki ideolojik ve siyasal farklılıkları derinleştirdi. Bu olaylardan biri Batı Avrupa ülkelerinde önce kendiliğinden başlayan, sonra isyana dönüşen gençlik eylemlerinin Türkiye’ye yansıması ve Ankara’da başlayıp İstanbul, İzmir ve diğer üniversitelere üniversitelerde işgal, boykot ve sokak gösterilerinin yayılmasıydı. Kısa zamanda düzene/sisteme karşı direnişlere dönüşen 68’in devrimci dalgası, TİP’in gençlik örgütü gibi faaliyet sürdüren FKF’yi aştı. TİP yönetimi yükselen bu devrimci gençlik isyanı karşısında adeta çaresiz kaldı, daha doğrusu hızlı bir şekilde devrimci gençlik kitlesinden tecrit olmaya başladı.

İkinci olay, Çekoslovakya’nın Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı tarafından 20-21 Ağustos 1968’de işgaliydi. Bütün dünyadaki sol çevrelerde yankılanan işgal, Türkiye’yi ve esas olarak da TİP’i etkiledi. Aybar’ın işgale açıkça karşı çıkması parti merkezinde yeni bir ayrışma yarattı. Aybar’a karşı, Sadun Aren ile Behice Boran işgali desteklediler. Bu işgali Mihri Belli, Hikmet Kıvılcımlı ve FKF yöneticileri de desteklemişti. Mihri Belli ve Hikmet Kıvılcımlı’dan etkilenen devrimci gençliğin militan kesimleri de işgali destekledi. Küba lideri Fidel Castro tarafından işgalin desteklenmesi de, o zamanlar Küba devriminden etkilenen Türkiye devrimci gençliğin tavrında etkili olmuştu.

Türkiye sosyalist hareketinin tarihi boyunca yaşadığı en önemli ayrışma ve saflaşmanın 1966-70 döneminde yapılan ve sonraki dönemi temel hatlarıyla belirleyen MDD (Milli Demokratik Devrim) ve SD (Sosyalist Devrim) tartışmalarıydı. Türkiye’de ilk kez “Nasıl bir devrim?” sorununu gündeme getiren bu tartışma etrafında birçok sorun (örgütlenme, mücadele biçimleri, ittifaklar vb.) tartışıldı. Dogmatizmin ve ekonomizmin egemen olduğu bu tartışmada temel ayrımlar ülkenin ekonomik ve sosyal yapısına göre yapıldı. Ancak bu konudaki kaba tahliller eldeki şablonlara uydurulmaya çalışıldı.  MDD’ciler ülkeyi yarı feodal ve yarı sömürge olarak nitelendiriyor ve Çin benzeri bir devrimi öngörüyorlardı.  SD’ciler ise ülkeyi kapitalist olarak niteliyor ve sosyalist bir devrimi savunuyorlardı.

Sınıfların devrimdeki mevzilenmesi ve iktidarın ele geçirilme yöntemi üzerine karşılıklı tezlerde şöyleydi:  MDD’ciler devrimde işçi sınıfının devrimdeki öncülüğünün ideolojik olacağını, köylülüğün ise temel güç olacağını, iktidarın kırlardan şehirlere doğru gelişen ve şiddete dayanan bir mücadele ile ele geçirileceğini öne sürdüler.  SD’ciler ise, işçi sınıfının fiili öncülüğüyle ve iktidarın demokratik yollardan (%51 çoğunluk sağlanarak) ele geçirileceğini savundular.  Bu tartışmalar daha ileriye götürülemedi ve bir noktada tıkanıp kaldı. Savunulan tezler dar kalıplar içine hapsedildi. Taraflar arasında sosyalizm anlayışı temelinde bir ideolojik ve teorik hesaplaşma yapılamadı. Her iki kanatta da egemen olan sekterizm ve eklektizm taraflar arasında hızlı bir ayrışma yarattı.

Pratik mücadele alanında ve kişiler etrafında kesin bir kopuşla başlayan süreçte her iki kanat içinde de yeni ayrışma ve saflaşmalar oldu. SD’ciler sosyalist devrimden vazgeçtiler ve reformlar uğruna mücadeleyi kendilerine temel aldılar. Sosyalizmi ve devrimi nihai bir hedef olarak tekrarlamaya devam ettilerse de bunu bilinmez bir tarihe ertelediler.  MDD’ciler ise, kendi aralarında daha yoğun tartışma ve ayrışma süreçleri yaşadılar;  önce, nüanslarda başlayan saflaşmalar giderek temel sorunlarda ve pratik mücadele alanında hızlı ayrışmalara dönüştü. 12 Mart Direnişi’nin devrimci önderleri ve üç önemli örgütlenmesi (THKO, THKP-C, TKP-ML) bu süreçte ortaya çıktı.  Bu örgütlerin kurucuları ve kadrolarının hepsi TİP’li, FKF’li ve Dev-Genç’liydi. Reformizm ile devrimciliğin kesin hatlarıyla birbirinden ayrışmasına yol açan ve sosyalist hareketin tarihsel süreci bakımından çok değerli bir aşama olan bu dönem, sonraki dönemi olağanüstü düzeyde etkiledi.

MDD muhalefetine karşı Aybar-Boran-Aren arasında 2.Büyük Kongre’de yapılan geçici ittifak, yaklaşık 2 yıl sonra bozuldu ve özellikle TİP merkezi organları içinde ortaya çıkan hizipler dönemi başladı. 1968’den itibaren oluşan Aren-Boran-Aybar klikleri arasında parti içi iktidar kavgasının sürdüğü bu dönemde parti içindeki tartışmalar ve tabandaki saflaşmalar arttı. Bu saflaşma ilk dönemde Boran ile Aybar arasındaki taktik farklılıklardı. Sadun Aren ise, her ikisine karşı olan bir tarafı oluşturuyordu. Ancak Aybar’a karşı partinin merkez kurullarında Behice Boran, Sadun Aren, Nihat Sargın, Şaban Erik ve Minetullah Haydaroğlu tarafından 5’li bir blok oluşturulmuştu.

Parti içindeki tartışmaların ve tabandaki saflaşmaların arttığı bir ortamda 3.Büyük Kongre toplantı. 9 Kasım 1968 günü Ankara’da toplanan 3.Büyük Kongre’ye bu kez parti bölünmüş olarak gitti. Bu kongredeki tartışma konuları şöyleydi: 1- Sosyalizmin “hürriyetçi sosyalizm” ve “hürriyetçi olmayan sosyalizm” diye ikiye ayrılması. 2- Üstyapı-altyapı ilişkisi. 3) Sosyalizmin tekliği-çokluğu konusu. 4- Türkiye’ye özgü sosyalizm tezi. 5- Kitlelere bilinç götürülmesi ve onların kendiliğinden bilinçlenmesi sorunu. 6- Parti içi demokrasi ve kişisel yönetim sorunları. Ancak kongrede muhalefet ortak bir tutum sergileyemedi. Muhalefetin iç çelişkilerini aşamaması, dağınık ve ilkesiz tutum sergilemesi yapılan seçimlerde Aybar’ın listesinin kazanmasına neden oldu.

3.Büyük Kongre sonuçları muhalefeti harekete geçirdi. Muhalefetin sözcülüğünü yapmaya soyunan Ant Dergisi “Toplayıcı Muhalefet “ adıyla TİP üyelerine, bir grup üyenin imzaladığı bir çağrı yayınladı. “Türkiye’nin temel sorunları, örgütlenme ve parti içi sorunları” adıyla yayınlanan bu çağırı ile olağanüstü bir kongre toplanması istendi. Çağrı yerini buldu ve Genel Yönetim Kurulu, 3.Kongreden 45 gün sonra 28-29 Aralık 1968 günlerinde Ankara’da seçimli olağanüstü kongreyi topladı. Kongrede 3 saat 15 dakika süren bir konuşma yapan Aybar, ”Biz anayasa çizgisi içinde sosyalizmi gerçekleştirmek için mücadele eden bir partiyiz. Sosyalizmi tüzüğümüz ve programımız nasıl tarif etmişse, öylesine uygulayacağız. Bunun dışında filan kitap böyle yazar, falan kitap böyle yol gösterir, gibi sözler bizi ilgilendirmez” diyerek muhalefete karşı net bir tutum aldı.

Kongre, Arenciler, Borancılar, Kürtler ve MDD’cilerin konuşmalarıyla renklenmesine karşın, dağınık olan muhalefet ortak bir liste çıkaramadı. Seçimlerde Aybarcılar, Muhalefet ve MDD’ciler üç ayrı liste ile seçime girdiler. Seçimler sonunda MDD’ciler pek bir varlık gösteremedi. Diğer listelerden Genel Yönetim Kurulu’na Behice Boran, Nihat Sargın, Şaban Erik, Hüsamettin Güven, Bekir Yenigün, Osman Sakalsız, Sadun Aren, Hayrettin Abacı, Naci Eren ve Güney Dinç olmak üzere 11 kişi girebildi. Bu kongrede Kürt delegasyonu Aybar’ı destekledi. Bu nedenle her iki kongrede Aybar Kürtlerin desteğiyle başarı kazandı. Aybar-Boran-Aren arasındaki hizipsel çekişmeler sürecinde Kürtler,  bir bütün olarak Aybar’ı destekleyerek Kürt sorununun ideolojik ve politik boyutuyla parti içinde tartışılmasında önemli bir unsur haline geldi.

Kongreden sonra parti merkezinde ideolojik farklılıklar ve kişisel çelişkiler devam etti. MDD’ciler parti tabanında ve parti dışında örgütlenmelerini sürdürerek güçlenmeye başladı. Üniversitelerde yükselen devrimci hareketinin kentlerde işçilerle, gecekondularla ve kırsal alanda üretici köylülerle kurduğu ilişkiler TİP’in tabanını MDD’cilere doğru kaydırdı. TİP yönetimi partiye yeni üye almayarak veya sıkı bir denetimle (referans ve mülakat gibi yöntemlerle) MDD’cilerin partiye sızmasını engelledi. Parti içindeki MDD’cileri ise Disiplin Kurulu kararları ile partiden atmaya başladı.

12 Ekim 1969 genel seçimlerinde partide tam bir şok yaşandı. Seçimler sonunda sadece İstanbul’dan M. Ali Aybar ile Rıza Kuas meclise girdi. Bu seçim başarısızlığı bir anlamda Aybar’ın sonunu hazırladı. 15-16 Kasım’da toplanan Genel Yönetim Kurulu’nda Aybar muhalefeti suçlayarak istifa etti. Ardından genel sekreter Tarık Ziya Ekinci olmak üzere Merkez Yürütme Kurulu da istifa edince Merkez Yürütme Kurulu için seçimler yapıldı. İki adayla girilen seçimde Nihat Sargın’a karşı M. Ali Aslan Genel Başkan oldu. Ancak Genel Yönetim Kurulu’nun bir türlü toplanamaması üzerine M.Ali Aslan istifa etti. Genel Yönetim Kurulu’nda 21 Aralık’ta yapılan yeni bir bu kez Şaban Yıldız Genel Başkan oldu. Bu seçimden sonra M. Ali Aybar, Yaşar Kemal, Samim Kocagöz ve Kemal Aksoy Genel Yönetim Kurulu’ndan istifa ettiler. Genel sekreterliklere işçi kesiminden Hüsamettin Güven, aydın kesiminden Behice Boran getirildi. Böylelikle partiye Aren-Boran grubu egemen olmaya başladı.

Bu süreç devrimci gençlik hareketini ve örgütlerini de etkiledi. Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF), Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu(Dev-Genç)’e  dönüştü. İstanbul’da ise FKF, TİP’lilerin elinde kaldı. MDD’ciler FKF’den ayrılarak Devrimci Öğrenci Birliği(DÖB)’ni kurdu. Bu arada SD’liler,  Ankara’da Sosyalist Gençlik Örgüt(SGÖ)’nü kurarak, eski FKF’nin rolünü üstlenmeye çalıştı.

 

Ana Sayfa   1  /  2  /  3

Bunları da beğenebilirsin