Suriyeliler

Onlara “Suriyeliler” diyoruz. Bu kavramla aslında Suriye’de yaşayan Araplardan, Kürtlerden, Ezidilerden, Süryanilerden, Ermenilerden, Türkmenlerden, Çerkezlerden, Alevilerden, Sünnilerden, Hıristiyanlardan söz ediyoruz. Böylelikle Suriye’nin tüm etnik, kültürel ve inançsal farklılıklarını kabul etmiş oluyoruz. Suriyeliler sorunu, ulusal, sınıfsal, cinsel, etnik, kültürel, inançsal boyutlarıyla esas olarak sığınmacı sorunudur. Sığınmacı sorununun tarihi çok eskilere dayanıyor. Tarihsel boyutu Avrupalı kapitalistler tarafından dünyanın birçok ülkesinin işgal, ilhak ve yağma edildiği yıllara kadar uzanıyor. Geçen yüzyılın iki büyük emperyalist paylaşım savaşından sonra ise uluslararası sorun haline geliyor.

Bugünkü şekliyle ise küreselleşme ve neoliberal saldırıların geçerli olduğu emperyalizmin yeni dönemine tekabül ediyor. Her şey yağma, sömürü ve tahakküme dayalı kapitalist emperyalist sistemin barbarlığından kaynaklanıyor. Afrika, Asya ve Ortadoğu’daki eski sömürgelerden, emperyalizme bağımlı veya yarı bağımlı ülkelerden gelen insanların kapitalist emperyalist sistemin anavatanı olan Avrupa’ya ve Güney Amerika haklarının ABD’ye akın etmelerinin nedeni budur.

Suriyelileri aşağılayarak, dışlayarak, sığınmacı oldukları unutularak sağdan sola geniş bir kesim ırkçılık yapmaktan da geri durmuyor. Halkların Köprüsü Derneği’nden Prof. Dr. Zerrin Kurtoğlu, Suriyeliler üzerindeki ırkçılık için şöyle diyor: “Kültürel ırkçılığın iki temeli var. Biri karşısındakinin kültürünü kendisininkinden aşağı görmek, diğeri de karşıdaki kültürün etkisiyle melezleşmekten korkmak. İlki, yani kültürel hiyerarşiyi esas alan ırkçılık, aynı zamanda emek sömürüsünün de kapısını açıyor. Yani aşağıladığı kültürü dışarı atmıyor ama o kültürün mensuplarını üretim sürecinin en aşağı seviyesinde tutuyor. En kötü işleri, en ucuz ücretle yaptırıyor. Kültürlerin buluşmasını reddeden ırkçılık ise diğer kültürü kendisinden uzaklaştırmak istiyor.  Suriyeliler her iki ırkçılığa da maruz kalıyor.”

Sığınmacılar, etnik, kültürel ve dinsel farklılıkları nedeniyle emperyalist veya emperyalizmle işbirliği halindeki egemen bölge devletleri tarafından iç savaşlara sürüklenerek ulusal, sınıfsal ve cinsel baskıya ve teröre maruz kaldıkları için ülkelerini terk etmek zorunda kalıyor. Bu nedenle kapitalizmin ve emperyalizmin ana vatanı Avrupa kapılarını zorlayarak kendilerini bu hale getiren Avrupa’ya bir tür bedel ödetmeye çalışıyorlar. Üstelik bunu, ülkelerinin bağımsızlık, demokrasi ve eşitlik mücadelelerinde olduğu gibi, her türlü tahakküme ve sömürüye karşı olmanın bilinciyle yapıyorlar.

Sığınmacıların kendileri için güvenli gördükleri bir ülkeye iltica ve insani muamele talep etmeleri insan hak ve özgürlükleri bakımından evrensel bir haktır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 14. Maddesine göre “Herkesin zulüm altında başka ülkelere sığınma ve sığınma olanaklarından yararlanma hakkı vardır.” Türkiye bu sözleşmeyi 1951 tarihinde imzalamış ve on yıl sonra da onaylamış, ancak bir çekince koyarak sadece Avrupa’dan gelenlere mültecilik statüsü veriyor. Bu nedenle Suriyelilere sadece sığınma veya geçici koruma olarak veriliyor. Uluslararası sözleşmeler göre bir statüleri olmadığı için milyonlarca Suriyeliye eğitim, sağlık, barınma gibi hakların tümü geçici koşullara bağlanmış durumda.

AKP-MHP iktidarı sığınmacıların varlığını Suriye’ye yönelik müdahalenin bir gerekçesi olarak kullanıyor. Zerrin Kurtoğlu iktidarın politikalarını şöyle özetliyor: “İktidar bu operasyonları, oradaki savaşını topluma, ‘kontrol edeceğimiz bölgelere mültecileri yerleştireceğiz, onları göndereceğiz’ diyerek kabul ettiriyor. İktidarın, buradaki mültecileri, Suriye’de kontrol ettiği bölgelere nüfus yerleştirmek üzere de elinde koz olarak kullandığını not etmek lazım.”

Türk-İslam milliyetçiliğinin olağanüstü boyutlara ulaştığı koşullarda “Suriyeliler ülkelerine dönsün” diyen muhalefet de, sorunu körün fili tarifi gibi ele alıyor. Suriyelilerin ulusal, sınıfsal, cinsel, etnik, kültürel, inançsal özelliklerini ve farklılıklarını göz ardı ederek yalanlar üzerinden Türk milliyetçiliği ve ırkçılığı yapıyor.

İç savaştan, şiddetten, zulümden, açlık ve sefaletten kaçan insanların acıları, ancak kendi ülkelerindeki savaşların durmasıyla ve demokratik bir toplum kurulmasıyla son bulabilir. Bu nedenle Suriyeliler sorunu demokratik hak ve özgürlükler bağlamında devrimci bir duyarlılıkla ele alınmalı ve koşulsuz olarak desteklenmelidir.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları