Sarah Hegazi’ye…

Ben ağaçların soyundanım
Ve bu “bayat” havayı solumak kederlendiriyor beni,
Ölen bir kuş, uçuşu unutmamayı öğütledi bana.
Furuğ Ferruhzad

Bazen bazı gidişler vardır, tüm dünyaya bir tokat çarpar. Bazen bazı gidişler vardır, restini çeker gibi gider bu dünyadan. Nefessiz kaldığı bu atmosfere iki çift cümleyi bırakarak gider. O iki çift cümle cam kırıkları gibidir. Hani cam kırıklarını toplarken önce büyük parçaları doldurursunuz avuçlarınıza, sonra küçük parçalar inceden bir sızı bırakır parmaklarınızda… Hani o an anlarsınız parçalanan şeyin nasıl dağıldığını… Elinizden damlayan kanın ılıklığı sarar bedeninizi… İşte o ince sızı… Küçük cam kırıklarının ellerinizi parçalayan o ince sızısı…

Dünyadan usulca çekip gidenin, geriye bıraktığı o iki çift cümlenin kelimelere yüklediği anlamları toplarsınız, cam kırıkları gibi… Kelimelere yüklenmiş acılar, parmaklarınızdan damlayan kanın ılıklığı gibi sarar yüreğinizi… Sarah Hegazi’nin intihar ederken bıraktığı not tıpkı cam kırıkları gibi…

Ben de birçok kişi gibi ölüm haberinden sonra tanıdım onu. Şöyle yazıyordu “kara puntolu” haberler: Mısır’da bir konser esnasında gökkuşağı bayrağı kaldırdığı için tutuklanan, işkence gören ve cinsel saldırıya uğrayan LGBTİ aktivisti ve insan hakları savunucusu Sarah Hegazi, baskılar nedeniyle gidip yaşamını sürdürdüğü Kanada’da hayatına son verdi.

Hayatına son verirken, bir not bırakmış bu gaddar ve ceberrut dünyaya. Yüreğine sığmayan, yaşamına son verecek kadar içinden taşan acıyı dünyaya bir şamar gibi çakarcasına… Şu notu bırakmış Sarah:
“Kardeşlerime,
hayatta kalmaya çalıştım ve başarısız oldum, affet beni.
Arkadaşlarıma,
deneyim acımasızdı ve ona karşı koymak için çok zayıftım, affet beni.
Dünyaya,
çok acımasızdın ama affediyorum.”

Dünyaya seslenmiş Sarah, “çok acımasızdın ama affediyorum.” İnsan yaşadığı hiçbir duyguyu unutmaz. İnsanın yaşadığı iyi yahut kötü duygular, ruhunda iz bırakır. Affettin mi gerçekten? Yoksa bazen insan öyle bir noktaya varır ki affetmek ile affetmemek arasındaki fark belirsizleşir, önemini kaybeder. Belki de böyle bir duyguydu yaşadığın… Yaşadığın o korkunç işkencelerin üzerine bir de insanların ikiyüzlülüğünü görünce, en yakınındakilerin acımasız gerçek yüzünü görünce intikam duygusu bile alır başını gider. Her şey o kadar kirlidir ki, hani ne yana dönsen katran gibi bir kir dökülür… Sen insanlığından utanırsın da canını yakanların yüzünde zerre kadar göremezsin o ifadeyi… Affetmek ya da affetmemek o noktadan sonra anlamını yitirir ya hani…

İstanbul’da bir kadın arkadaşım vardı. Paris’teki sürgünlük yaşamımda da irtibatı hiç kesmedik. Şimdi erkek oldu. Trans bir birey. Ameliyat süreçlerinde çok zor günler yaşadı. Gülüşü bile donuklaşmıştı bir zamanlar… Oysa öyle içten bir gülüşü vardır. Bir gün bana şöyle dedi: “Bu süreçte toplumun tüm kesimlerindeki ikiyüzlülüğü gördüm. Herkesten soğudum. İnsanların abuk sabuk sorularından bıktım. İnsanların gerçek yüzünü görünce bir daha eskisi gibi ilişkilenemiyorsun.” Yalnızlığın derinliğini keşfedenlerdendi. Son zamanlarda daha iyi, tekrardan eski mizah duygusuna kavuştu.

Sarah’ın, gökkuşağı bayrağını salladığı o fotoğrafa bakıyorum, ne kadar da güzel gülüyor. Lakin hayatı ona zindan etmişler. O güzel gülüşünü soldurmuşlar. Bir yanda devlet baskısı, bir yanda toplum baskısı… Bilemeyiz, acılarının boyutunu… Yine de sen ölmemeliydin be canım kardeşim. Kötüler güçlü olduğunu sanır ama aslında zayıflıklarını gizlemek için kötülüğün saldırganlığına başvururlar. Zayıf olan sen değildin Sarah. Zayıf olan ikiyüzlü ahlak anlayışının pençelerinde kıvrananlardır. İntiharın çözüm olmadığını savundum her daim. Ama yalan yok, şu dünyaya restini çekip gidenlere de yargılayıcı sözlerle itham etmedim. Vladimir Mayakovski, intihar etmeden önce şöyle yazmıştı son mektubunda: “Aşkın küçük sandalı hayat ırmağının akıntısına kafa tutabilir mi!
Dayanamayıp parçalandı işte sonunda…
Acıları, mutsuzlukları, karşılıklı haksızlıkları hatırlamaya bile değmez,
Ödeşmiş durumdayız kahpe felekle.
Ve sizler mutlu olun yeter.”

Aşkın küçük sandalı, hayat ırmağında nice fırtınayla boğuşuyor. Hatta bazen kasırgalarda sandalın her yanı kırılıyor. Ama… Ama yine de aşkın küçük sandalı hayat ırmağında yol almaya devam etmeli… Varsın gözlerinin orta yerine otursun gördüğün işkencelerin kederli izleri… Varsın canını acıtsınlar… Lakin her zaman bir çözüm yolu vardır. Varsın tünelin ucu görünmesin ama her karanlığın bir sonu vardır. Senin gibi insanları yaşatamanın vebali hepimizin boynundadır.

Sarah’ın ahı, acısının rengi, sesinin yankısı bize kaldı. Kötülüğün hüküm sürdüğü bu dünyaya sığmak zor. Koca dünyaya sığdırmazlar işte… Oysa bu dünya hepimize yeter!

 

Arzu TORUN
Latest posts by Arzu TORUN (see all)
Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları