Paris Komünü Kararı ve Laiklik ­

Paris  Komünü, Paris Proletaryası ve Paris halkı.  “Fransa Cumhuriyetinin ilkesi Özgürlüktür. Özgürlüklerin başında da Vicdan Özgürlüğü gelir… başlığı ile, “Ruhban  sınıfının Monarşinin  işbirlikçisi  ve onun yanında özgürlüğün düşmanı.” Girişi ile  3 Nisan 1871 de 4 maddelik bir kararla “Laiklik” olayını bitirmişti. Marksist olmadan Marksizm’in “Din ve Kurumlarına Karşı tavrını” açıklamış  belirlemiştir.

“1-Kilise Devletten ayrılmıştır.

2- Dini kurumlara devlet yardımı kaldırılmıştır.

3- Ruhban sınıfının (Kilise ve din adamlarının) tüm  varlıkları , servetleri  bina, mal, arazı..vs kamulaştırılmıştır.

4-Din adamları ve kurumlarının servetlerini nasıl edindiklerin tespiti ve belirlenmesi için kurulacak  soruşturma komisyonu ile araştırılıp halkın bilgi ve görüşlerine sunulacak.

2 Nisan 1871 Paris Komünü.”

150 Yıl önce “Bitirilmiş” olan sorun bugün Marksistlerin sorunu olamaz, değil de. Ayrıca,  2000’li yıllarda nasıl laiklik Marksistlerin sorun değil ise “Dine Özürlülük” de onların sorunu değil.

 “İnançlara  karşı tarafsızlık” ile “Din(lere)e Özgülük” savunusu ayni şey değil.,

 Marksistler farklı inanç  sahiplerinin  inançları çerçevesinde yasamalarına “Müdahale etmez”  Ancak o inançları savunmak -Onlara ÖZGÜRLÜK- Marksistlerin işi değildir… Onlara eşit  düzeyde yaklaşmak da bir yönetim davranışıdır. O inançlar –  kendi inanç ve dini vecibelerini kendileri finanse ederek yaşata bilirler. Marksistler ne destekler ne de baskı uygular. O kadar.

 19 -20 yy. Boyunca kapitalistlerin ideolojik silahları ne olduğu anlaşılmayan “demokrasi” idi… 21.yy da Din özellikle Sünni İslam Milyarderlerin Tank, Top, Misil, Uçak kadar güçlü bir silahı oldu. Marksistler Kapitalizm tahliline  ve buna karşı proletaryanın karşı-atağında sadece  19.ve 20. yy dan hareketle bakmazlar. “SOMUT DURUM “havada dönene teorik tartışmaların laf kalabalığı değildir.

 Bugün Din ve ideolojisi  Devletin ve onun 2000 li yıllardan sonra DİREK Kontrole yönelen sermaye sınıfının, sömürülen sınıflara karşı kullandığı SOMUT hakiki bir baskı  aracı haline gelmiştir. Tüm İslam dini egemenliğindeki devlet ve toplumlarda, gelişmiş toplumlardaki Milli eğitim, dil bürokrasi  vs düzeyinde -gücünde- (İdeolojik aygıtlar olarak) yeniden yerini almıştır.

Gelişmiş kapitalist ülkelerde de Din (Hristiyanlık) tıpkı Dil, Kültür, Demokratik kurum ve kuruluşlar gibi “sivilizasyon” olarak savunulması gereken kurumlara dönüştürülmüştür.

Marksistler dine özgürlüğü savunacak ise “Dinsizleri” ne yapack? Bugün Marksistler bu nedenle “Dinlere Özgürlüğü “savunmaz, sorunları da değildir. Tıpkı laikliği savunup sorunları olarak görmedikleri gibi.

 Ayrıca Türkiye Laik bir ülke değildir. Laikliği de AKP-Erdoğan ortadan kaldırmadı. Olmayan şeyi nasıl kaldırabilir ki.

Devletin kendisine bağlı bir Dini Kurum ve otorite kurup onu da ülkede yaşayan tüm yurttaşların kazançları ile maaşa bağlar ve Polis, Asker, Öğretmen, Vergi Memuru… gibi Devlet Memuru statüsü verirse, üstelik bu “Devlet Memuru” hakkını  sadece bir dinin bir mezhebine ait olanlara verir ise, bu yönetime “Laik” diyemezsiniz.

Bu durum  AKP-Erdoğan iktidarı ile oluşmadı. Bu iktidarla oluşan Bugünün  Türkiye’sinde tüm sermaye guruplarının (Koçlar, Sabancılar, Eczacıbaşı vs)  da çıkarın savunan “Yeni bir milyarderler gurubu” olarak iktidarını yürütmede Yoğunlukla ve güçlü bir ARAÇ olarak kullanmasındandır!.

En fazla söyleyebileceğimiz, daha önceki iktidarların Milliyetçi- İslamcı  politikaların İslamcı-Milliyetçi politikalara dönüştüğüdür. Din ve dini söylemle halkın  iktidar tarafından daha kolay baskı altına alındığının ifadesidir. Yarın “Milliyetçilik ya da Özgürlük- Demokrasi” bu işlevi daha iyi yapar ise  AKP-Erdoğan sermaye gurubu, hiç kimsenin şüphesi olmasın ki  Laikliğin ve Din -Devlet ilişkisinde MESAFE konması konusunun en ateşli savunucusu olacaktır.

 Bu 2020 yılında bir “Barış” ifadesi değil “Halkı, milyarderlerin kölesi yapma savaşında Milyarderlerin  tarihten gelen şövalyelerinin görünümüdür.…

Not: Mehmet Polat’ın E-COMİTE.COM da ki yazısına da atıf.