İçindeki Ejderhaya Bir Su Ver

ŞİDDET öyle bir şeydir ki bazen Allah’ını görürsünüz de, farkına varmazsınız ya da varırsınız da, hayatınızdan ayıklayıp çıkaramazsınız… Benim darbeli şiddet dediğim bu aktif saldırgan şiddette çözüm süreci diğerinden hızlıdır. Çünkü o tür şiddette yani darbeli şiddette taraflardan biri darp edilmektedir ve konu bir şekilde nihayetine ulaşır… Ya biri diğerinin elinde kalır ya da gereken direnci gösterebilir ve içinde bulunduğu ve gerçekten kurtulunması zor olan o alanı terk edebilir…

Ama bir tür şiddet var ki çoğumuz sürekli maruz kalırız ve kurtulamayız… İşte diğer tür şiddet dediğim budur… PASİF AGRESİF ŞİDDET yemede yanında yat bir durumdur.

İşin uzmanı bir doktor olmadığım için konuya ancak sosyal açıdan ve kişisel tecrübelerimle bakabilirim. Ama burnumu kıran bir şiddeti, bu şiddete tercih ettiğimi söylesem yanlış olmaz…

Çünkü bununla yaşamak diğer şiddetle yaşamaktan daha uzun ve kurtulması daha zordur…

Aktif şiddette kişinin zaten tahammül edilecek yanı yoktur ve size ondan kurtulmanız için gereken her şeyi yapar. Ama pasif şiddeti uygulayan kişiler genelde toplum içinde “sevgi dolu, sakin, anlayışlı, naif” kabul edilen, muhtemelen size yakın ve sevdiğiniz insanlardır. Ve en önemlisi bir pasif agresife asla uyguladığının ve yaptığının şiddet olduğunu kabul ettiremezsiniz.

Çünkü yaptığının şiddet değil hakkı olduğunu düşünüyordur.

Bu insanların birçoğu aslında son derece sakin, sağlıklı görünürler. Çoğu zaman dışı seni yakar, içi beni misali sadece yakın oldukları insanlar tarafından anlaşılır bu davranışları. Uzaktan tanıyan biri için tarifi hiçbir şeye karışmayan, karşısındakini istediği gibi özgür bırakan ve hatta çok verici olan insanlardır. Kurduğu baskı ortamı zarafet ve memnuniyetsizlikle karşı tarafı baskılar… Genel olarak memnun olmaları zordur. Beğenmeleri zordur. Sabit fikirlidirler. Birlikte oldukları insanlara yaşattıkları sürekli tedirginlik hissi darbeli şiddetten daha süründürücü ve düşündürücüdür.

Yaptığınız her şeyi yapmanızın onlar tarafından bilinen doğru bir yolu vardır… Bu kişiler birlikte olduğunuz erkek ya da kadın ise sürekli beğenilmeme hissiyatı duymanıza sebep olurlar. Bu kişiler anne, babanız ise hayatınıza bıraktıkları ve derinden etkilendiğiniz bir tedirginlik hissiyatınız vardır… Kız ya da erkek kardeşiniz ise kendinizi sürekli onlar için bir şey yapıp, onları mutlu edemiyorken bulursunuz. Bu kişiler evladınız ise daimi olarak onlar için yeterli fedakârlığı yapmıyor olmakla suçlanırsınız. Onlar için hep uygunsuz ve yetersiz hissedersiniz. En keyifli anınızı bir ufak mimikle, yorumsuzlukla ya da sizi aşağılayacak sözlerle zehir edebilirler. Sizi sürekli bir işe yaramıyor olmakla itham ederler ya da yetersiz hissedeceğiniz bir ruh haline sokmaya çalışırlar.

Çoğu kez onlardan kaçmakla, onlara koşmak arasında bir ruh halinde kalırsınız. Çünkü bu şiddet çoğu zaman sevdiğiniz insanlar tarafından size uygulanır.

Aslında bunlar olaylara doğrudan tepki göstermek yerine dolaylı yollardan öfkesini belli etmeye çalışan insanlardır. Bu gecikmeli ya da yönlendirilmiş tepkiler hem kendileri hem çevreleri için yaşamı çok zorlaştırabilir.

Bu tepkilerin ve savunma mekanizmasının temelinde onaylanma eksikliği yatar. Güçler dengesinin eşit olmadığı durumlarda (misal, çocuk- anne/ baba/ öğretmen, kadın ve koca, patron-çalışan) bir taraf açıktan bilindik öfke tepkisi veremez; sesini yükseltmek, kafa atmak gibi yöntemlerle öfkesini ifade edemediğinden öfkesini içinde büyütür. Ardından içinde biriken ve yavaştan yanardağına dönüşen ısıyı bırakıverme ihtiyacı duyarak, muhatabını kızdıracak/ yaralayacak/ irite edecek davranışlara girişir. En bilindik yetişkin pasif agresif tepkileri; küsme, inat etme, depresyondur.

Depresyon ve mutsuzluk ile karşı taraftakilere adeta cehennem hayatı yaşatılarak pasif intikam özenle alınır… Engelleyen, sürüncemede bırakan, ağırdan alan, geciktiren, erteleyen, inatçı ve yavaşlatan kişilerdir. Her şeyi kendi bildikleri gibi yapma eğilimindedirler. Ve aksi durumda çok gerilirler… Başkalarının denetimi altında olmak ve yönetilmekten hoşnut olmazlar. Ama kimseye de kolay kolay sen beni yönetemezsin demedikleri gibi sanki yönetilmek ister gibi de davranırlar…

Ve şüphesiz baş edilmesi aktif saldırgan yaklaşımdan çok daha zordur. Çünkü karşınızda kendini sürekli mağdur hisseden birisi vardır…

Rutine dönen baş ağrıları, sevilmeyen ve istenmeyen hareketleri farkında değilmişçesine yapmak, özellikle hareketleri yavaşlatmak, iğneleyici ve onur kırıcı hareket ve tutumları ortaya koyup “ne var ki şimdi bunda” demek gibi tavırlarla sizi sürekli tehdit altında hissettirirler. Sanki ortada bir suç vardır ve bu görünmeyen suçun cezası sürekli size kesilmektedir. Bir şey demek için ilk başlarda gösterdiğiniz çaba sonradan yok olur. Çünkü böyle bir konuşmanın sonucunda tek taraflı yükselen sesler, ağlamak, sızlanmak, ayarsız hakaretler, zaten onu anlamadığınızı ve hatta onu kimsenin anlamadığını, sevmediğini söylemek, özellikle sizin sevmediğiniz insanlarla dostluk etmek, onları yüceltmek, en önemlisi sizi kendisinin ve sevdiklerinizin yokluğuyla tehdit edeceği noktaya gelmek işten bile değildir…

En zoru da çoğu zaman bunu bize yapan insanlar sevdiğimiz, vazgeçmek istemediğimiz ve bizim için değerli insanlardır…

Aslında bir bakıma evrensel anne hastalığıdır… Evlada bir ömür yaranamamak ve ne versen yetmemesi evladın ebeveyne her türlü hakareti edebileceğini düşünmesi tam bir pasif saldırganlıktır. Hele yaş büyüdükçe ağzının ortasına iki tane patlatamayacağın yerde küstahlaşması yemede yanında yat bir durumdur.

Arkadaşlıkta ise en korkuncu uzun zaman boyunca size asıl kendini açık etmediği için, size kendisine dair yanlış bir adres vermiş olması ve bir gün aniden kendini çok haklı bularak kum saatini tersine çevirmesidir. Birden fark edersiniz ki an be an onu yaraladığınız anları/günleri saymaya başlar. Her şeyi hatırlıyordur… Ve siz hiçbirinin farkında değilsinizdir. Korkarsınız… Anlayamazsınız çünkü siz başından itibaren sizken, karşınızda sandığınız şeyle değil bambaşka bir şeyle karşılaşmış hissedersiniz… Bu durumda yapılabilecek en iyi şey susmaktır… Zira sizi dinlese bile, hak vermez… Yatışmaz… Hatta siz aşağıdan aldıkça o kantarın topuzu hızla size doğru gelir…

Özetle zordur…

Deşarj yöntemi olarak ara sıra küfür krizine girebilirler. Bu durumlarda kaçarak uzaklaşmak gerekir. Çünkü pasif saldırgan kişilik bir anda canavara dönüşmüş histerik psikozun sınırlarında öfke patlamasına yaklaşmıştır. Bu psikotik durumla karşılaştığınızda ya kaçın ya da kelimeyi şehadet getirin. Yok, onu da bilmiyorsanız en azından Bismillah deyin…

ÇÜNKÜ EJDERYASI AZMIŞTIR MUHTEMELEN…

Aslında böyle kafiyeli mafiyeli çok şirin iki sözcük gibi duruyor…

Pasif-Agresif…

Bir de yakışıyorlar birbirlerine, insan istiyor ki ayrılmasınlar ömür boyu. Ama söz konusu bir insan oldu mu, öyle ekranda durduğu gibi durmuyor insan psikolojisinde bu tanım. Hem etimolojik hem semantik olarak bir paradoks barındırıyor içinde.

Pasifliği agresifliğinin sebeb-i şahanesi, agresifliği pasifliğinin maskesi oluyor…

Bir insanın kendine ve dolayısıyla iletişimde olduğu kişilere yapabileceği en büyük kötülüktür pasif saldırgan olmak. Söyleyemezsin, söylediğinde tam anlatamazsın, bastırmaya çalışırsın, bastırdıkça kendi kendini yersin, en sonunda biriktirip biriktirip içine attıkların yerine sığamadığında patlaması durdurulamaz olur. Tedavi gerektiren bir durumdur. Ancak eğer bu davranışınızı bilip sizi anlayan biri varsa hayatınızda, birine kızıyor olmanın sağlıklı bir his olduğunu bıkmadan usanmadan size anlatarak açılmanızı ve öfkenizi dışarı vurabilmenizi sağlar. Bu da başka bir tedavi şekli olabilir.

Yani ezcümle…

Pasif – Agresif “çeşmeye gitmem demiyor ama testiyi kırıyor da getiriyor” size…

Bazı durumlarda yapılacak en iyi şey “sabır”dır…

Ama unutmamalıdır ki…

Sabır angarya familyasına ait, iç kemirgenleri cinsinden, sonuselametgil’ler sınıfından bir histir. Fıtratta işlenmiştir… Mukavemet arttırıcıdır, olgunlaştırıcıdır, çehrede kırışık fazlalaştırıcıdır.

Eksildikçe tahammül, çoğaldıkça Allahtır…

Sabredenler kendi ejderhasına su vermeyi bilenlerdir…

 

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları