“Aidiyet” Ait Olmanın Tadının Kaçtığı Şeyler

Aidiyet; el değmemiş bir hassasiyettir. El değince, örtüsü bozulur…

Ait olmanın tadının kaçtığı şeyler bunlar…

Bir gruba, bir dine, bir aileye, bir ülkeye, bir insana ait olmanın, onsuz kendi olamamanın acıları hep bunlar…

Özgürlüğün baş düşmanı, cehaletin başat düzenleyicisidir aidiyet.

  • hangi dine mensupsun?

  • hangi ülke/şehirdensin?

  • hangi ırktansın?

  • hangi takımı tutuyorsun?

  • hangi siyasi görüştensin?

Gider bu böyle, insan kendi başına birey olamadığı sürece sürer… Var olmanın yanlış yere konuşlanmasıdır bünyede… Günümüzün asosyalleşen, birbirinden uzaklaşan ve soğuyan bireyinin kendini yaşamda hissetme yoludur belki de…

Aidiyet duygusunun ilk alıp götürdüğü şey rasyonalizmdir.

Gerçeği görmeyi kaybeder önce insan… Ait olduğunu zannettiği şey olmaya başlar… Ona uyumlanır, ona göre şekillenir. Dili, yaşamı o olur…

Uğrunda rezil olur, uğrunda cani olur, uğrunda katil olur, uğrunda boşa kürek sallar…

Özgürüm dediğin hayatının gizli öznesidir…

Ait olmamak özgür olmaktır.

Aidiyet kısa vadeli mutluluk, uzun vadeli kısıtlanmışlık, mutsuzluktur.

Yetinmektir, gençliği sömürmektir.

Rahattır, uyku haliyle yaşamaktır. Karanlık tünelin sonundaki ışığın gözleri rahatsız etmesidir.

Aidiyetin kökeninde meta olmak vardır, sahiplik vardır. Sahip, mülkü üzerinde dilediği gibi tasarruf edebilir… Onu kendi için savaşa gönderir, ölüme gönderir…

Aidiyet neyi neden yaptığını göremediğin körlüktür.

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisini bilmeden aslında bu duyguya çok doğru bakabilmek de mümkün değildir. (Maslow’un bu teorisi ile ilgili olarak hissiyatımı yazmadan geçemeyeceğim; aslında ters çevrilip kapitalist sistemin uygun yerine 10’luk duvar çivisi ile monte edilmesi gereken hiyerarşidir.)

Bir toplumu dize getirmek kolay değil, diz çök deyince çökmezler… Ama aidiyet duygusu insana, topluma çok şey yaptırabileceğin gizli bir silahtır… O sebeple sistem tarafından körüklenir, desteklenir ve yaşamın gerekliliği haline getirilir.

Ait hissettiğiniz şeye dikkat edin… Belki de kendi istediğimi yapıyorum sanıyorken birilerinin çıkarının kuklası olmuşsunuzdur.

Her türlü iktidar sizi ait kılmak ister… İster birey olsun, ister bir grup, ister devlet… Ait olun kendinizi önemli, harika hissedin pazarlamasıdır durum… Ticari, siyasi, dini ve kültürel her türlü pazarlama faaliyetinin istismarına davet çıkaran bir benlik tatminidir.

Sosyal bir varlık olan insanlığın; sosyo-kültürel, politik, ekonomik olarak en çok istismar edilen duyguların başında gelir aidiyet duygusu.

İnsanlığın bu zaafının, aynı zamanda en temel ihtiyaçlarından biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor tüm söylediklerim. Sıkıntı da burada başlıyor.  En çok önemsediğimiz, üzerine titrediğimiz şeyler, en büyük zaafımızdır da aynı zamanda. En çok onlara karşı aidiyet hisseder ve en öldürücü darbeleri oradan alırız hep. Hayatın insanlığa attığı en büyük kazıklardan biridir bu çelişkiler barındıran duygu…

Cümle içinde kullanalım şimdi;

Benim AİDİYET duygum alındı bu günlerde…

Zaten sıkıntılı bir durumdu… Bana ait hissettiklerime karşı sahip olduğum, kendimi bir yere ait hissedemediğim ruh halim daha da depreşti…

Çünkü aidiyet hissedebileceğiniz şeyler ya da durumlar, size olumlu duygu ve düşünceleri yaşatan yerler ve kişiler olmalıdırlar… Bakıyorum… Bir daha bakıyorum…

Ülkemdeki şuursuz biat ve gidişata bakıyorum…

Yaşadığım şehrin sözde medeni, gerçekte ticari ve siyasi yaklaşımına bakıyorum…

Bildim bileli gidip oy verdiğim partiye bakıyorum…

İçinde olduğum gruplardaki hırs, ego ve öne geçme çabalarına bakıyorum…

Kalmış üç beş arkadaşın neler yapabildiğine bakıyorum…

Daha saymalı mı gerisini bilmem…

Ama gerisi size kalsın…

Ben bu çirkinliğe, vatanına, şehrine, ailesine, dostuna düşmanlığı “an la ya ma dı ğım” için kendimi bir yerlere ait hissetmiyorum…

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları