Emperyalizm ve savaş

Birinci Dünya Emperyalist Paylaşım Savaşı, İtilaf Devletleri ile Almanya arasında 11 Kasım 1918’de imzalanan ateşkes anlaşması ile bitmişti. Savaşı resmi olarak bitiren “Ateşkes Günü”nün 100.yıldönümü için Paris’te Zafer Takı ve Meçhul Asker Anıtı’nda bir anma düzenlendi. Anmaya belli başlı emperyalist ülke liderlerinin yanı sıra, kapitalist emperyalist sistemin tüm uzantıları denilebilecek ülke devlet ve hükümet başkanlarından oluşan 70’in üzerinde devlet ve hükümet başkanı katıldı. Etkinlik boyunca, dünyayı yeniden ve yeniden paylaşarak milyonlarca insanın ölümüne, açlık ve sefaletine neden olan savaşları hala kutsayan emperyalistler liderler ve onların peşinden giden ülke liderleri timsah gözyaşları döktü.

Bu vesileyle 20.yüzyıl boyunca Marksistlerin en çok tartıştıkları konulardan biri olan emperyalizm konusunda sırasıyla Hilferding, Kautski, Rosa, Lenin, Buharin ve Troçki tarafından birbiri ardına kitaplar yayınlandı ve tezler öne sürüldü. Bu yazarların görüşlerini ve aralarındaki tartışmaları bir yana bırakarak, bu yazıda sadece Lenin’in emperyalizm ve savaş tezi üzerinden durmak istiyorum.

Emperyalizmi, “Kapitalizmin En Yüksek Aşaması” olarak niteleyen Lenin, kitabının “Emperyalizmin Tarihteki Yeri” bölümünde, “Serbest rekabet zemininde doğan tekel, kapitalist düzenden daha yüksek bir toplumsal ve ekonomik düzene geçişi ifade eder” vurgusunu yaptıktan sonra, tekelci kapitalizmin yeni döneminin ayırt edici özelliğini dört noktada ele almıştır.

1.Tekel, çok yüksek bir gelişme aşamasına ulaşmış üretimin yoğunlaşmasından doğmuştur.

2.Tekeller, kapitalist toplumun özellikle tayin edici sanayi dallarında (kömür ve demir) en önemli hammadde kaynaklarına el konmasına yol açmıştır.

3.Eskiden mütevazi birer aracı olan bankalar, bugün mali sermaye tekellerine dönüşmüşlerdir. Mali oligarşi, bu tekellerin en çarpıcı tezahürüdür.

4.Tekel sömürgecilik politikasından doğmuştur. Mali sermaye, sömürge politikasının bir sürü ‘eski’ dürtüsüne, hammadde kaynakları, sermaye ihracı, ‘nüfus bölgeleri’, yani karlı işler, ayrıcalıklar, tekel karları ve nihayet genel olarak ekonomik önem taşıyan topraklar için mücadeleyi de eklemiştir.

Dünyanın tamamen paylaşıldığı noktada, kaçınılmaz olarak bir sömürge tekeli çağı açılmış, bunun sonucu olarak da dünyanın paylaşılması ve yeniden paylaşılması yolunda son derece şiddetli bir mücadele başlamıştır. Bu nedenle kapitalist tekeller, mali oligarşi, “özgürlük eğilimi yerine egemenlik eğilimine”, küçük ya da zayıf ulusların, “zengin ya da güçlü birkaç ulus tarafından sömürülmesine” yol açmıştır. Giderek “artan ölçüde sermaye ihracından gelen kazançlar ve ‘kupon kırpmak’la yaşadığı ‘rantiye devlet’, tefeci devlet” emperyalizmin eğilimlerinden biri olarak” ortaya çıkmıştır. Bütün bunlar emperyalizme, “onu asalak ve çürüyen kapitalizm olarak nitelememize yol açan özellikler” kazandırmıştır. Ancak bu çürüme eğiliminin, “kapitalizmin hızlı gelişmesini dışladığını sanmak” yanlıştır. Genel olarak kapitalizm, “eskiye göre çok daha büyük bir hızla” ve “eşitsiz bir şekilde” gelişmektedir. Bu  “eşitsiz gelişme” kendini sermaye bakımından en zengin güçlerin (İngiltere) çürümesine” de yol açmaktadır.

Lenin’in bu temel tespitleri yaptığı yeni dönemde Batı Avrupa’da devrim beklentileri vardı. Bu nedenle Lenin özellikle “ileri” kapitalist ülkelerin işçi hareketi üzerinde emperyalist burjuvazinin oynadığı oyunlara dikkat çekmekteydi.  Zengin ve güçlü bir avuç devletin elde ettiği “muazzam ekstra kârla (Kapitalistler bu kârı ‘kendi’ ülkelerinin işçilerden sızdırdıkları kâra ek olarak elde etmekteydi) işçi önderlerinin ve işçi aristokrasisinin üst kesiminin satın alınabileceğini” ve bunu “doğrudan ve dolaylı, açık ve örtülü binlerce yöntemle” yapabileceğini açıklamıştı. Lenin’e göre,  “Yaşam tarzıyla, geliri itibariyle, tüm dünya görüşüyle tamamen dar kafalı bu burjuvalaşmış işçiler ya da işçi aristokrasisi katmanı”, işçi hareketi içinde burjuvazinin gerçek ajanları, kapitalistler sınıfının işçi uşakları, reformizmin ve şovenizmin gerçek taşıyıcılarıydı.

Lenin’in tezlerinde önemle üzerinde durduğu bir olgu, emperyalist savaşların kaçınılmazlığıydı. Bu bağlamda yaptığı belirlemeler şöyleydi: Emperyalizmin “iktisadi temeli varlığını sürdürdüğü” sürece, emperyalist savaşlar kaçınılmaz” hale gelecektir. Savaşlar “genel devrimci krizlere yol açacak” ve bu krizlerin “geçireceği serüvenler ne kadar uzun ve yorucu olursa olsun” birçok yerde “proleter devriminin zaferiyle” sonuçlanacaktır. Emperyalizm dönemi aynı zamanda “proletaryanın toplumsal devrimleri” çağıdır. Ekim devrimiyle birlikte dünyada proletarya devrimleri dönemi başlamıştır.

Lenin’in bu tezleri uzun tarihsel süreçte genel olarak doğrulanmıştır. Ancak, Lenin’in ortaya attığı emperyalizm teorisi, emperyalist döneme ilişkin kimi vurguları ve çıkardığı siyasal sonuçlar, Lenin’in izleyicileri tarafından şematize edilen ve yanlış algılanan kavramlar haline getirilmiştir. O zamanlar emperyalizm yüzerine yapılan tartışmalar ve farklılaşmalar Lenin’in muhalifleri tarafından her dönemde yeniden üretilerek günümüze kadar taşınmıştır. Lenin’den sonra (ve bugün) dünyada ve emperyalist sistem içinde meydana gelen kimi değişiklikler, emperyalizm teorisinin ciddi bir şekilde çarpıtılmasına neden olmuştur.

Bu bağlamda, bir kesim tarafından Lenin’in kapitalizmin yeni bir aşaması olarak yaptığı çok değerli emperyalizmin teorisi “asalaklaşan, çürüyen ve can çekişen kapitalizm” olarak kavramlaştırılmış ve dolayısıyla özüyle değil lafzıyla kavranılmıştır. İkinci bir kesim tarafından da Kautski’nin “ultra emperyalizm” teorisi temel alınarak ve yeni versiyonları üretilerek devrim ve sosyalizm mücadelesi bilinmez bir tarihe ertelenmiş, anti-emperyalist ve anti-kapitalist mücadele perspektifi iyice çarpıtılmıştır. Oysa Lenin bu tezleri şematize edilecek kadar basit ve yüzeysel değildi. Tarihi materyalizme göre hem kapitalizmin ve hem de onun en yüksek, yani en gelişmiş biçimi olan emperyalizmin ortaya çıkışı ve tarihsel süreci henüz çok yeniydi.

Bugün bile üretim biçimi ve devlet tipi olarak kapitalizmin ortaya çıkışının yaklaşık 500 yıllık, onun “en yüksek aşaması” olarak emperyalizmin yaklaşık 100 yıllık tarihi, toplum biçimlerinin uzun tarihsel süreci dikkate alındığında çok fazla değildir. Ancak, farklı yaklaşımlar, (yani emperyalizmin “gebermek üzere olan bir hayvanın fizyolojik debelenişine” benzetilmesi) kapitalist-emperyalist sistemin giderek keskinleşen iç çelişkileri, derinleşen ekonomik krizleri, paylaşım savaşları vb bir süreçte 20.yüzyılın sonuna kadar yıkılacağı beklentilere yol açmıştır.

Lenin’in ekonomist ve dogmatik tarzda algılanmasından ve yorumlanmasından kaynaklanan bu tezler Lenin sonrasında Stalin’den Troçki’ye, Mao’dan Brejnev’e kadar birbirlerinin versiyonu olarak devam etmiş, bu süreçte emperyalizme ve kapitalizme karşı devrim ve sosyalizm için mücadele biçimleri sorunu, uluslararası sosyalist hareketin en önemli saflaşmalarını ve ayrışmalarını yaratmıştır. Troçki’nin İkinci Dünya Emperyalist Paylaşım Savaşı’ndan sonra “Dünya devrimi” beklentisinde, Stalin’in İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında müttefik ülkelerle Avrupa sınırlarını belirlemesinde ve Komünist Enternasyonal’i feshetmesinde, Çin-Sovyet ayrışmasının temelinde ve bugün Rusya ve Çin’in dünyanın iki emperyalist gücü haline gelmesinde vb gelişmelerde, bu tahlillerin büyük payı olmuştur.

 

Şaban İBA