Çekoslovakya işgalini destekleme ayıbımız

20 Ağustos 1968’de Sovyetler Birliği ile Varşova Paktı ülkeleri, Doğu Almanya, PolonyaBulgaristan ve Macaristan orduları tarafından Çekoslovakya işgal edildi. Yaklaşık 300 bin askerle gerçekleştirilen işgal, Alexander Dubček’in “Prag Baharı” adı verilen siyasi liberalleşme reformlarını durdurmak için yapıldı. Sovyet tankları, Prag sokaklarında gençliğin ve halkın direnişiyle karşılaştı. 108 Çek ve Slovak’ın öldüğü işgalde 500 kişi de yaralandı.

Bazı kentlerde Sovyet askerleri ile Çekoslovaklar, özellikle de gençler arasında sert çatışmalar baş gösterdiyse de, halk genellikle işgale çeşitli pasif direniş taktikleriyle karşı koymaya çalıştı: İş bırakma eylemleri yüzünden fabrikalar ve ulaşım araçları felce uğradı. İşgal sonrası Dubček ve diğer liberalleşme yanlısı komünist liderler tutuklanarak siyasi liberalleşme reformları durduruldu.

Leonid Brejnev ve Varşova Paktı’nın liderleri, Çekoslovakya’daki liberalleşmenin yayılmasından, özellikle sansürün ve gizli polis tarafından yapılan siyasi baskı faaliyetlerinin durdurulmasından endişe duymaya başlamışlardı. Reel sosyalizmin asıl korkusu ise, Çekoslovakya’nın bloktan ayrılması ve Doğu Avrupa ülkelerine örnek olma olasılığıydı. Varşova Paktı’na üye ülkeler eğer Prag Baharı’nın durdurulamaması, Sovyetler Birliği’nde EstonyaLitvanyaLetonya ve Ukrayna cumhuriyetlerinde ve ayrıca Romanya, Arnavutluk ve Polonya’daki demokratikleşme çabalarından endişe duyuluyordu.

Askeri işgal, Sovyetler Birliği’nin müttefikleri ile dış ilişkilerinde geçerli bir ilke olan Brejnev Doktrini’ne göre yapıldı. İşgalden birkaç saat sonra Prag’daki Çekoslovak Radyosu’ndan Çekoslovakya Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin “Cumhuriyetin bütün yurttaşlarını barışı korumaya ve ilerleyen ordulara direnmeme” çağrısı yayınladı. Devlet başkanı General Svoboda dışındaki diğer yöneticiler (Dubček, Černík vb.) tutuklanarak Moskova‘ya gönderildi. Ota Šik gibi öteki siyasetçiler ise Yugoslavya‘ya sığındı. ÇinRomanya ve Yugoslavya tarafından kınanan bu askeri müdahaleyi, Fransız ve İtalyan komünistler de eleştirdi.

23 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Svoboda ve Husák bir çözüm yolunu görüşmek üzere Moskova’ya gitti. Anlaşmaya varılmasından sonra Dubček ve öbürleriyle birlikte Prag’a geri dönen Svoboda, Sovyet birliklerinin ülkede kalacağını, siyasal ve kültürel etkinliklerin daha sıkı bir denetim altına alınacağını ve Batı ile başlayan ekonomik işbirliğinin kısıtlanacağını açıkladı.

26 Ağustos Moskova Protokolü uyarınca XIV. Parti Kongresi geçersiz sayıldı. Yeniden iktidara gelen Sovyetler Birliği yanlıları, Sovyet baskısından ve reformcular arasındaki bölünmeden yararlanarak ülke yönetiminde etkilerini artırdı. Bu arada ayrı ulusal meclisleri ve hükümetleri olan Çek Sosyalist Cumhuriyeti ve Slovak Sosyalist Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla federal bir cumhuriyet sistemi oluşturuldu. Dubček, Nisan 1969’da birinci sekreterlikten alındı. Dubček’in yerine geçen Husák, reformların sona erdiğini ve eski düzene dönüleceğini ilan etti.

1968’in değişen dünya ve Türkiye’de koşullarında Avrupa’da gelişen iki önemli olay ve bunun Türkiye’deki etkisi çok derin oldu. Bunlardan biri, Avrupa’da başlayıp hızla Türkiye’ye yansıyan 68 gençliğinin devrimci atılımıydı. İkincisi de Sovyetler Birliği’nin Çekoslovakya’yı işgaliydi.

Çekoslovakya’nın işgali bütün dünyadaki sol çevrelerde yankılanırken Türkiyeli sosyalistleri ve esas olarak da TİP’i derinden etkiledi. Aybar’ın işgale açıkça karşı çıkması parti merkezinde yeni bir ayrışma yarattı. Sadun Aren ile Behice Boran işgali destekleyerek Aybar’a karşı tavır aldı. Onları izleyen FKF yöneticileri de işgali destekledi. Aybar’a ve TİP yönetimine karşı cepheden bir tutum içinde olmalarına rağmen Mihri Belli ve Hikmet Kıvılcımlı işgali destekleyerek Aren ve Boran ile aynı çizgiye düştü.

Eski komünist olmalarından dolayı Mihri Belli ve Hikmet Kıvılcımlı’dan etkilenen devrimci gençliğin militan kesimleri de işgale destek verdi. Gençliğin bu tavrında Küba devrimine sempati duymasının ve Küba lideri Fidel Castro’nun işgali desteklemesinin de etkisi oldu. Daha da önemlisi, Türkiyeli sosyalistlerin o dönemde Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa ülkelerinde sosyalizmin var olduğuna olan inancı ve Stalinist tavrıydı. Oysa o dönemde SSCB, Çin ve diğer reel sosyalist ülkelerde iktidar savaşları vardı. Mihri Belli ve Hikmet Kıvılcımlı 1953’de Stalin’in ölümüne kadar her şeyin yolunda gittiğini söylüyorlardı. Sonuç olarak teorik ve siyasal yetersizliğimizden kaynaklanan bu destek tutumumuz, 68’deki en önemli ayıbımızdan biriydi.

 

 

Şaban İBA