Bir özgürlük tutsağı: “Füruğ Ferruhzad”


“Ben hüzünlü küçük bir peri biliyorum
okyanusta yaşayan
ve yüreğini tahta bir kavalda
usul usul çalan
küçük hüzünlü bir peri
geceleri bir öpücükle ölen
ve sabahları bir öpücükle
yeniden doğacak olan…”
(Füruğ Ferruhzad)

Anılan o peri, Füruğ’un ta kendisiydi. Eril şiddetinin, tahakkümün bedenleştiği bir toplumda kendi deyimiyle zamansız ve mekânsız dönemin masum ve talihsiz bir güverciniydi; kanatları kırık, perişan ama mücadele eden bir güvercin…

Dünya edebiyatında yer edinen ve gencecik yaşta yitirdiğimiz ataerkil yapının ve eril şiddetinin en yoğun yaşandığı bir ülkede bir kadın değerden bahsetmek istiyorum. Bugün, İran’ın şair, yazar ve sanatçısı Füruğ Ferruzad’ın ölümünün 54. yıldönümüdür. Değerli anılarına selam olsun.

Füruğ, çocukluğundan itibaren toplumun kendisine biçtiği rolleri benimsemek istemedi; isyan etti. Doğduğu ve yetiştiği dönem karanlık bir dönemdi, salt kendisi için değil, kadın olarak doğmak, karanlığa boğulmaktı. Belki de bu nedenle Füruğ, karanlığı geceyle, geceyi de karanlıkla özdeşleştiren tek şairdi. Bugünkü söylemle: “Füruğ, dindar ve kindar bir toplumun tüm kurallarına aykırı bir değerdi.” Dönemin toplumsal sarsıntıların bir nevi kurbanı olmuştur.

Yenilik arayan biri olarak, eski denilen toplumsal kurallara, yaşam tarzına, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, eril şiddetine karşı çıkması, reddetmesi, ahlaki yapıları yıkmaya yönelik düşünceleri her zaman göze çarpmıştır. Hassas bir yapıya sahip olmasına rağmen, sıkıntılara yabancı olmayışı, insani değerlerin derinliklerine aşina olması, onu isyankâr bir şahsiyet haline getirmişti. Gerek özel, gerekse toplumsal yaşamında her zaman yenilgiye uğradığı hissine kapılarak başarısızlığa uğraması, kendisine karşı olan güveni kaybetmesi, yaşama tutunması, belki de onu isyana sürükleyen sebeplerdi. Aşağıda belirtildiği gibi bu durum, yani törelere, ataerkilliğe ve ahlaki değerlere karşı isyanı eserlerine açıkça yansımış olacaktır.

Sevenlerin ilham kaynağı olan ve genç yaşta yitirdiğimiz klasik Perst Edebiyatı’ndan, Çağdaş İran Edebiyatı’na geçişte büyük katkılar sağlayan değerli bir şairin kısa hayat hikâyesine değinmek istiyorum.

Yaşamı

Acem diyarından çıkıp, tüm dünyayı aydınlatan, cesareti ve ışığıyla karanlığı gündüze çeviren Füruğ Ferruhzad 5 Ocak 1935 yılında Tahran’da Şah Rıza Pehlevi ordusunda Albay Muhammed Ferruhzad ile gelenek ve törelere bağlı bir kadın olan Turan Veziri Tebar’ın 7 çocuğundan üçüncü sırada dünyaya geldi. Farsça ’da Fürûğ, ışık anlamındadır. Kendi ismine layık ender değerlerden biridir Füruğ Ferruhzad…

Edebiyatın zaman ve mekânını aşan bir güce sahip olan şair, İran’ın Şah rejiminin despot Albay’ı olan babasının baskılarından kaçarak 16 yaşında kendisinden bir hayli yaşça büyük sanat dünyasında isim yapmış Perviz Şahpur’la İran’ın varlık içinde yokluk çeken kenti Ahvaz’da evlendi. Bir yıl sonra Kāmyār adını verdikleri erkek çocuğu dünyaya geldi. Çocuğun doğumundan bir yıl sonra şiddetli geçimsizlik sonucu eşinden ayrıldı. Henüz emzirme çağındaki çocuğundan ayrılmış olması, Füruğ’un çektiği acılar için bir çığlıktı. Bu çığlık, şiirlere yansımış, dizelerde görülen hüzün, acılı dil ve gerilim, hiç şüphesiz ki şairin yaşamında imgeler aracılığıyla ifadesini bulmuştur. Ataerkil yapı tahakkümünün bulunduğu bir ülkede çocuğun velayeti elbette babaya verilecekti, şeriat kanunları da bunu gerektiriyordu. “Günah” adlı şiiri bahaneydi… “Günah” adlı şiir Perviz Şahpur için bir koz niteliğindeydi. Çocuğunu belki de hayatının sonuna kadar annesine göstermeyeceği bir koz!..  Şahpur, yasal prosedüre uygun, ancak insan olma meziyetinden yoksun kişilik hakkını kullanmaktan çekinmemişti.

Şiire olan tutkunluğunu 1954 yılında babasına yazdığı bir mektuptan öğreniyoruz.

”Gecem gündüzüm hiç kimsenin şimdiye kadar söylemediği yeni ve güzel bir şiir söylemenin düşüncesiyle geçiyor. Kendimle baş başa kalamadığım ve şiir düşünmediğim gün, bana boşu boşuna geçen bir günmüş gibi geliyor. Belki şiir beni mutlu edemez gibi görünüyor olabilir ama ben mutluluğu başka bir şekilde algılıyorum. Benim için mutluluk güzel elbiseler, iyi yaşam ya da güzel yemekler değil, ben ruhen huzurlu olduğumda mutlu oluyorum ve şiir ruhumu huzurlu kılıyor. Eğer, insanı hırslandıran güzel şeylerin hepsini bana verip şiir söyleme kudretini benden alırlarsa; kendimi öldürürüm. Siz bana bir zaman izin verin, bırakın diğerlerinin gözünde mutsuz ve derbeder olayım; göreceksiniz, asla hayatımdan sızlanmayacağım.”

Füruğ, 1952 yılında “Esir” adlı şiir kitabı yayınlandı. 1954 yılında İngiltere’de ikamet eden İran asıllı yönetmen İbrahim Gülistan ile tanıştı ve bir müddet Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde kaldı.

1956 yılında İtalya’dan döndüğünde “Hafız” ve “Sadi”nin şiirlerini derinliğine inceleme imkânını buldu.

1957 yılında “Duvar” adlı ikinci kitabı, 1959’da üçüncü kitabı “İsyan” yayınlandı. Füruğ bu tarihte İngiltere’de kaldı. 1960 yılında İran’a döndüğünde şiirden ayrı olarak sinema ve tiyatroyla uğraşmak istedi.

1960’larda İranlı Cüzzam hastalarını ve onların sorunlarıyla ilgili Tebriz kentinde bir film yayınladı.

1962 “Bir Ateş” adlı belgesel filmiyle İtalya’da “İtalya Belgesel Film Festivali”nde birincilik ödülünü aldı.

1963 yılında çektiği “Kara Ev” adlı film, Almanya’da “Oberhausen Film Festivali”nde in iyi film ödülünü aldı.

1964 yılında “Yeniden Doğuş” adlı eseri yayınlandı. Bu tarih aynı zamanda şiirde olgunlaşma dönemidir. Bu dönemde sanatsal açıdan yükseldiğini görüyoruz. “Yeniden Doğuş” adlı eseriyle İran edebiyatında oldukça etkileyici ve derin değişikliklere imza atmıştır.

1965 yılında UNESCO Kültür Birimi tarafından  Bernardo Bertolucci yönetmenliğinde Füruğ’un hayatını konu alan otuz dakikalık bir belgesel filmi hazırlandı. Kendi ifadesi ile yalnız bir kadın olan, kocasından ayrılmasıyla daha da yalnızlaşan, şiiri ve sinemayı sanat hayatının bir sırdaşı olarak algılayan yaşamını konu alıyordu.

13 Şubat 1967 yılında henüz 32 yaşındayken yağmurlu bir kış gününde geçirdiği şaibeli trafik kazasında aramızdan ayrılacak, sanat ve edebiyat dünyasını yasa boğacaktı, İran yönetimi, mollalar ve eril erkek tahakkümü hariç… Yaşantısı boyunca Füruğ, İran edebiyatına bir deprem etkisini yaratacaktı.

Füruğ, “cehaletin en büyük korkusu kadındır” sözünün doğruluğunu sağlayan olaylardan en çok etkilenen cesur bir insandı. Bir dergide yayınlanan “Günah” adlı şiiri ile sanata ve kadına birer potansiyel suçlu gözüyle bakan mollalar tarafından mimlenmişti. “Cenaze namazı kılınmaz” fetvası çoktan verilmişti bile.

İranlı şair Sohrâb Sepehrî’’nin yazdığına göre Füruğ’un cenazesi “günahkâr” olduğu gerekçesiyle iki gün bekletildi. Hiçbir imam, onun cenaze namazını kılmadı. Ortada kalan cenaze İranlı yazar Mehrdad Samadi tarafından kıldırılarak defnedildi.

Ölümünden sonra çalışmaları “Soğuk Mevsim” adlı yapıtta toplandı. 1999 tarihinde İran’ın Nuri Bilge Ceylan’ı olarak tanıdığımız Abbas Kiyarüstemi tarafından “Rüzgâr Bizi Sürükleyecek” filmi, şairin dizesinden bir alıntıdır. Değerli yazarlarımızdan Şebnem İşigüzel, “Yaralarım Aşktandır” tiyatro oyununda şairin yaşamını konu almış ve bu rolü Nazan Kesal canlandırmıştır.

Sanat anlayışı ve edebi kişiliği

Çocukluğunda Albay olan babasının kütüphanesinden yararlanarak derin bir kültürel altyapı oluşturmuştu. Füruğ, Çağdaş İran Edebiyatı’nın temsilcilerindendir. Çağdaş İran Edebiyatı’nda Sadık Hidayet, Sadık Çubek, Bozog Alevi, Celal Al-i Ahmed, Samed Behreng, Rıza Behrami, Nima Yusiç, Sohrab Sepehri, Ahmet Şamlu, Mehdi Ahavan Sales gibi özgün isimleri görüyoruz. Füruğ, Onar Kutlar’ın deyimiyle 1940 sonrası modern İran şiirinin genç yaratıcılar kuşağındandır.

Füruğ Ferruhzad ile Sylvia Plaht, aynı dönemin iki ayrı dünyasında yaşamış ve 30’lu yaşlarda ölmüş ayrı coğrafyanın ayrı iki nadide şairleridir. Gelenek ve görenekleri, yaşam tarzları ve toplumsal yapıları farklı; ancak kaderleri aynı. Hayatlarındaki aile yapısı, eril tahakküm figürleri ve yaşam tarzının getirdiği olumsuz etkileri neredeyse birbirine benzer. Her iki şairin de depresif ruh haliyle şiirleri eleştirel biçimde ele aldıkları görülmektedir. Her iki şairin doğumu da trajik ölüm tarihleri de, yaşamlarında çektikleri sıkıntılar da, onları etkileyen olaylar da neredeyse benzer bir şekilde sergilenmiştir. Her iki şair de topluma ve toplumun kurallarına, eleştiri olarak yazdıkları şiirlerinde, hissettikleri duygu yoğunluğunu, karamsarlığı ve hayata adeta küsmüşlüğü, kırgınlığı ve öfkeyi dışa vurmak amacıyla esenliksiz başlıklar, sözcükler ve imgeler kullanmışlardır.

Sylvia Plaht’ı başka bir makaleye konu ederek Füruğ Ferruhzad’a dönelim… Füruğ’un şiirleri, sevda, arzu, sevgi ve ölüm bileşenleri üzerine kuruludur. Bu bileşenlerin somutlaşmış halidir. Kendisinin de ifade ettiği gibi şiir, günahın, hazzın ve ölümün basit içeriğini aşmış ve sanata somut bir biçim veren zihinsel dolambaçlıktan gelen bir ulaktır. Şiirlerindeki hayat, mutluluk, umut ve doğanın güzelliği gibi evrensel temalar seçilmiş olsa da ölüm, keder, toplumsal baskı, hayatın çirkinlikleri umutsuzluk, kadın sorunları öncelikli ve baskın [1] konulardır.

Füruğ, sanat anlayışını iki dönem halinde kısacık ömrüne sığdırmıştır. Birinci dönemde (1952-1959) yılları arasında romantizmin etkisinde kalmıştır. Bu dönemde modern İran şiirinin kurucusu sayılan ve efsane şair olarak nitelendirilen Nima Yuşic’in etkisinde kaldığını görüyoruz. Füruğ, romantizmin etkisinde kaldığı ve eserlerini de bu tarzın etkisiyle kaleme almış olduğu dönem olarak kabul edilir. Çağdaş İran şiirinde Nima Yuşic’in “Efsane” adlı şiiriyle başlamış, gelişerek romantizmin takipçileri arasında devam etmiştir. Bu dönemde şair, toplumdan ayrılmış, sosyal faaliyetleri bir kenara bırakarak doğaya sığınma ve yalnızlık, yani inzivaya çekilerek “Efsane”de kendisini bulmuştur. Efsane, bir bakıma romantik şiirin manifestosudur. Bu dönemde Füruğ açık, duygularını içten geldiği gibi yansıtan dizelerine aktarmış ve kendisine özgü başkalarının el atamadığı bir dünyada yaşamış olduğu duygularına kapılarak şiirlerini kaleme almıştır. Bu dönem şiirleri toplum tarafından kolay kabul edilmemiştir. Çünkü şair, klasik İran şiir tarzını, gelenek ve görenekleri, töreleri hiçe saydığı, ahlaki yapıya ve toplumsal kurallara isyan edercesine kaleme almış, adeta haykırmıştır.

Klasik İran şiirleri genellikle bestelere konu olması itibariyle “aruz vezni”yle yazılıyordu. Hatta Türkler, İslamiyet’i kabul ettikten sonra Klasik İran Edebiyatı’nın (Fars Edebiyatı) uzun süre etkisinde kalmıştı. Klasik Fars şiirinin kalıplaşmış bu vezinlerle yazılan şiirleri az olmakla birlikte genel anlamda Füruğ’un şiirleri serbest vezin türündendir.

Bir kadın olarak eşinden ayrıldığı yıllarda daha çok içine kapanık duygularla kaleme aldığı şiirlerinde kadınsı duyguların hüküm sürdüğü, incelik ve duygusallık dönemidir. Tek başına kaldığını hissettiği dünyada “Divar” adlı yapıtında şiirlerindeki ana tema kendisini gösteriyor. Rüya adlı şiirinde artık yorulduğu, usandığı, hayatın acı dolu dünyası ön plandadır. Bu dönemin sonlarına doğru gelen “İsyan” adlı şiirinde özgün şiir atmosferini yakalamaya [2] çalışmıştır.

İkinci dönem dediğimiz 1959-1966 yılları arasında şiirde olgunlaştığı ve dış dünyayla ilgili sosyal, felsefi ve toplumsal konuların ön plana çıktığı dönemdir. Tevellud-i Dîger adlı eserinde aynı adla yayınlanan şiiriyle bütün bir geçmişin üzerinde bıraktığı etkilerden, sıkıntı ve dağınıklıktan kurtularak yeniden dünyaya gelmiş olduğunu dizelerine yansıtmıştır. Dolayısıyla İran çağdaş edebiyatı üzerinde önemli etkiler bırakmıştır.

Füruğ’un şiirde olgunlaşma yolunda felsefi ve sosyal konulara eğilmiş, şiirlerini bu tarzda ele almıştır. “Tevellud-i Dîger”de Füruğ, hem içerik hem de manzum açısından daha önce yazmış olduğu ilk üç şiir kitabından tamamen farklı tarzda kaleme almıştır. O, artık “Esir” değildir. Şiirlerini olgunlaşmış bir aşk ve dinmiş heyecanla [3] söylemektedir. Bu dördüncü kitabı ile kimi yazarlara göre İran edebiyat tarihinin en yaratıcı olayını sergilemiştir. Bu kitap Türkçeye “Bir Başka Doğuş” adıyla çevirisi yapılmıştır. “Divar” ile geçmişin heveslerinden, tutku ve arzularından sıyrılmış, adeta yeniden doğmuştur. Kitap, Çağdaş Fars edebiyatı tarihinde şairce düşünce tarzının yeni ve benzeri az görülen bir yüzüyle, şiirsel derinlikleriyle ortaya koymuş bir yapıttır. Bu yapıtta yer alan şiirlerin çoğu konuşma diline yakın bir dilde ve modern kalıplarda kaleme alınmış, tasvirler, terkipler ve manzumların bir kısmı diğer şairler tarafından da kullanılmıştır. Bu yapıt çağdaş İran Şiiri’nde adeta bir devrim niteliğindedir.

“Füruğ hep aşıktı ama en büyük aşkı ise kuşkusuz şiirdi” diyen Hüsrevşahi’nin cümlesi basit görünebilir. Ancak onu çocukluğundan son anına kadar anlatma biçimi, sırları, cevapsız soruları ve bütün açıklığıyla zor olan bir “hayat hikâyesinin” içtenlikli ve gerçek ifadesinin mümkün olduğunu gösteriyor. [4] Aşkı, umudu, masumiyeti, özlemi, çaresizliği ve isyanı kısacık yaşamına sığdıran Füruğ, sadeliği ve estetiği imgelerine taşımıştır. “Kuş ölür, sen uçuşu hatırla” adlı şiirinde yaşama olan tutunmayı bariz bir şekilde görebiliyoruz. “Keşke bir güvercin olsaydım, bu dünyayı sevmek için çok küçük…”

Sonuç

Füruğ Ferruhzad’ın sanat ve edebiyat alanındaki görüşlerini nesir ve şiirleri aracılığıyla aktarılmaya çalışılması beraberinde dilde sadeleşmeyi, İran Edebiyatı’nda düzyazı ve şiirinin yeni kelimelerle tanışması, klasik şiirinin biçim ve içeriğinden kopuşların yaşanmasını sağlamıştır. İran şiirine özgürlük, eşitlik, insan haklarının girmeye başlaması, yeni içerikler vezin gibi geleneksel biçimleri de kırmayı gerektirmiştir. [5] Sanatçının toplum üzerinde sorumluluğunu ve edebiyatçıların sosyal, politik ve sanatsal sorunlarına bu perspektiften bakmalarını sağlamıştır.

Füruğ’un lirik tarzda yazdıkları şiirlerde hissettiği hüzün, acı ve isyan gibi duygular açıkça göze çarpmaktadır. Onun dildeki anlatım rahatlığı, geniş bir dünya görüşüne sahip olması, samimiyeti ve yaşadığı toplumsal yaşamın sıkıntılarını şiirlerine yansıtması, çok sayıda İranlı şairi etkilemiş ve İran şiirinde son yarım yüzyılın en büyük temsilcilerinden birisi haline getirmiştir. Toplumsal sorunları, ölüm ve yokluk, aşk ve yaşam türü kavramlara şiir dilinde ağırlık vermiş, kadın erkek eşitsizliği, eril tahakkümü konularından içindeki isyanı şiirlere yansıtmıştır. Gerek şiirlerinde ve gerekse sinemayla ilgili çalışmalarında insan olmanın gerektiği hak ve özgürlüklerin kullanılmasına karşı çıkanların, insanların yaşam arzularını kısıtlayanların her zaman karşısında olmuştur. Füruğ’u “Füruğ” yapan ve bizim anladığımız anlamda olmasa bile onu “devrimci” bir çizgiye getiren de budur.

Füruğ Ferruhzad, şiirleriyle salt İranlı kadınların değil, Asya, Afrika’ya, Güney Amerika’da, velhasıl otoriter rejim ve kısıtlamalar altında yaşayan tüm dünya kadınlarını etkilemiş ve hala etkilemeye devam ediyor. Eril dilin baskın olduğu İran’da asi, direngen söylem ve yazılarıyla özgürlük arayan bir şair olarak ortaya çıkmıştır. Dayatılan ve öğretilen dili reddeden, kendine özgü dişil dili özgürce kullanma cesaretini sergilemiştir.

Haşim Hüsrevşahi’nin söylemiyle “Füruğ’un ölümü, dili kesilmiş İran kadınlarının ölümüdür.” Çoğu kadının düşünce ve duygularını Füruğ koskusuzca ifade ettiği için İran toplumunda belli bir kitle tarafından hazmedilemedi, hak etmediği pek çok hakareti gördü, iftiraya uğradı, yeri geldi psikolojik tedavi görmek zorunda kaldı. Adının anlamı olan ”ışık”tı birilerini rahatsız eden… Işık, ortamdaki kimi gözlere kaçmış, fazla gelmişti. Füruğ’un düşüncelerini özgürce dile getirmesine ve Fars Edebiyatı’na farklı bir renk katmasına engel olmaya çalışanlar, ölümünden yıllar sonra bile onun dünyaca anılmasını, konuşulmasını engelleyemediler. [6]

Duruşu, kararlılığı, mücadelesi, sanat anlayışı ve düşünce dünyasıyla dönemin birçok entellektüelinden oldukça farklı bir konuma sahipti. Cesur, yaratıcı ve üretkenliğiyle İran’da uzun süre unutulmayacak derin izler bırakmıştır. Kısacık yaşamına koskoca bir dünya sığdıran Füruğ Ferruhzad, toplumsal cinsiyet eşitsizliğin hüküm sürdüğü egemen eril zihniyetine karşı mücadelesini şiirlerine taşımış, modern İran Edebiyatı’nın inşasında kendisinden beklenenden çok şeyler katmıştır. Edebiyatta kadına kendini ifade etme alanını daraltan eril edebiyat anlayışındaki tüm ezberleri bozarak modern İran şiirine kadının sesini taşımıştır.

Tüm acımasızlığa, kötülüğe ve hakir görülmeye rağmen Füruğ, İran Edebiyatı tarihinde ve giderek dünya edebiyatında hak ettiği yeri çoktan almış olacaktı. Önemli bir sözü hafızalarda kazınmaya devam edecekti: “Keşke ölseydim ve yeniden dirilebilseydim ve dünyanın başkalaştığını, dünyanın bu denli acımasız olmadığını (…) görseydim.

Değerli anılarına selam olsun…

Eserleri
Kitapları
Tutsak (Esir) (1952)
Duvar (1957)
İsyan (1959)
Yeniden Doğuş (1964)
İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına (Bu kitabı tamamlayamadan 1967’de öldü.)
Ödülleri

1962 yılında yaptığı belgeselle İtalya Belgesel Filmler Festivali’nde birincilik.

1963 yılında “Kara Ev” filmiyle, Almanya’daki Oberhausen Film Festivali’nde en iyi film ödülü.

Füruğ Ferruhzad’ın Yeniden Doğuş adlı eseri 1964 tarihinde yayınlanmıştır. Bilindiği gibi bu eser, ikinci dönemin sanat yaşamında yeni bir doğuşun başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Yeniden Doğuş, hem şairin kendi hayatında hem de Çağdaş Fars Edebiyatı tarihinde düşünce tarzının yeni bir yüzüyle, benzeri az görülen şiirsel derinlikleriyle ortaya koyduğu eserdir. Bu eserin “Gecenin Soğuk Caddelerinde” adlı şiiriyle bitirmek istiyorum.

Gecenin Soğuk Caddelerinde

Pişman değilim
Düşünürken yenilgiyi, o acı yenilgiyi
Çünkü ölüm tepesinin doruğunda
Öptüm yazgımın çarmıhını
Gecenin soğuk caddelerinde
Hep tedirgin ayrılıyor çiftler
Birbirlerinden
Bir tek fısıltı duyuluyor: Hoşçakal! Hoşçakal!
Gecenin soğuk caddelerinde

Pişman değilim
Zamanın ötesinde akıp gidiyor benim yüreğim
Yaşam yeniden doğuracak onu
Yeniden yaşatacak beni rüzgârların
Göllerinde yüzen haberci gülü

Bak, görüyor musun
Nasıl çatlıyor beynim
Süt nasıl oluşuyor mavi damarlarında soğuk memelerimin
Nasıl filizlenmeye
Başlıyor kan
O çok sabırlı çizgisinde belimin?

Ben senim
Seven
Ve kendi içinde olan kimse o
Belli belirsiz bir bağlantı buluyor birden
Binlerce garip ve belirsiz şeyle
Koyu isteğiyim ben toprağın
Yeşersin diye uçsuz bozkırlar
Kendine çeken bütün suları

Uzaklardan gelen sesimi dinle benim
Gör beni koyu sisinde sabah dualarının
Ve aynaların dinginliğinde

Bak, gene de nasıl dokunabiliyorum
Kalıntısıyla ellerimin karanlık düşlerin dibine
Nasıl bir dövme yapabiliyorum yüreğime kan lekesi gibi
Suçsuz mutluluklarından yaşamın?

Pişman değilim
Benden konuş ey sevgilim bir başka benle
Gecenin soğuk caddelerinde
Gene aşk dolu gözlerini gördüğün
Benden!
Ve hatırla beni, kederle öperken o
Gözlerinin altındaki çizgileri…

(Çeviri: Onat Kutlar ve Celal Hosravşahi)


[1] Soner İşimtekin, Füruğ Ferruhzad ve Sylvia Plath’ın şiirlerinde kullanılan esenliksiz kelimeler üzerine (Van, 23,09,2017 Edebiyat Fakültesi, Doğu Dilleri ve Edebiyat Bölümü, sayfa 62)

[2] Nimet Yıldırım, Furûğ-i Ferruhzâd ve Şiiri, (A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi sayı 12 Erzurum 1999)

[3] Nimet Yıldırım, a.g.e

[4] Esra Yalazan, Kendini doğuran Furuğ Ferruhzad’ın dünyasında yolculuk (Ahval, Türkçe, Erişim 27 Ekim 2019)

[5] Mehmet Kanar, Çağdaş İran Edebiyatının Doğuşu ve Gelişmesi (Say yayınları)

[6] Selva Trak Ulupınar, Şiirin ve kadının cesur ışığı: Füruğ Ferruhzad (edebiyathaber.net)

Mazhar ÖZSARUHAN
Latest posts by Mazhar ÖZSARUHAN (see all)