Anlatabildin Müslüm Baba

Vizyona girdiği günden itibaren çok insan izledi “Müslüm” filmini, daha da izleyecek. Sinemalarda boş yer yok, belli ki uzun zaman da olmayacak. Tıpkı şimdi geleneksel ve sosyal medyada konuşulduğu gibi, Müslüm Gürses’in yaşam öyküsünü anlatan film daha çok konuşulacak.

Tüm bunlar olurken Müslüm filminden aslında herkes kendi hayatı kadarını, yüzleştiği kadarını, almak istediği kadarını alacak.

Filmde Müslüm’ün hayatının mihenk taşlarından olan hocası Limoncu Ali, Âşık Veysel’in “Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece” dizelerini daha kalpten okuması gerekliliğini anlatırken, herkesin hayat yolunun farklı olduğunu, o yüzden de her sanatçının türküyü kendi yolunu hissederek söylediğinden bahseder. O yüzdendir işte, Müslüm Gürses’in hayatından herkesin kendi hayatına aktığı kadarını alacak olması.

Hayatımın dönüm noktalarından birinde yoluma çıktığı kadarını bildiğim, neden böylesine etkilendiğimi çözemediğim bir adamın hikâyesinde, cam kırıklarının yerine oturup aynayı oluşturmasını görmekti benim için Müslüm filmi. Kendine kırık bir aynadan bakmayan kimse, içini çoğaltamazdı.

“Dağlarda Kar Olsaydım” albümü, 1993 yılında piyasada yerini alır. Hani Türkiye’nin siyasi olarak en karanlık, suç oranın en yüksek olduğu, en can yakan yıllarından biri olan 1993 yılı. Hani yine Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı iken. Tansu Çiller Başbakan iken. Hani 2 Temmuz’da Sivas katliamının yaşanıp ülkenin aydınlarının, şairlerinin, yazarlarının, düşünürlerinin, canımızın yandığı yıl, Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu iken.

Hani 24 Ocak’ta, gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun evinin önünde arabasına konan bombayla katledildiği, buz kestiğimiz yıl. Bir daha hiçbir şeyin aynı olmayacağını anladığımız, haklı çıktığımız o yıl…

Dışarıdan ve içeriden sarsılırken, Müslüm Baba ile yollarımız tam da bu yıl, albümde yer alan “Adını Sen Koy” şarkısıyla kesişir.

Şair Gülten Çiçek Tural’a ait olduğunu o zamanlar bilmediği dizeler ve soluğuna alışık olmadığı adamın “ciğer söken” yorumu; İzmir’den, ilk aşkından, evinden uzaklara, İstanbul’da gurbete gelen genç kızın Bakırköy-Şişli arası okul yollarına, siyah minibüslerin değişmez şarkısı olarak eşlik eder.

“Özlerim ben seni seninle bile
Vuslat mı, hasret mi, adını sen koy
Aşkınla yakıp da düşürdün dile
Sevgi mi, nefret mi, adını sen koy”

Müslüm Gürses genç kızın elinden tutup karanlığın içinden sesiyle, müziğiyle çıkarır, yapar işte bir babalık.

Müslüm filminden herkes, kendin hikayesince bir şeyler alır: 1990’ların “lümpen” olarak adlandırılan hayat mücadelesini en sertinden yaşayan çocukları kendilerini farklı nedenlerle konserlerde jiletlerken, 2000’li yıllarda belki tamamen farklı, belki de benzer nedenlerle “rocker” gençleri, rock düetler eşliğinde kafa sallar.

Bana filmden kalan; Müslüm Gürses’i döneminin arabeskçilerinden farklı yapan insani boyutunun sebeplerini anlamaktır. Sayısız çağrıya rağmen iktidarın ve gücün önünde eğilmeyen, Muhterem Nur’un anlatımıyla, “sadece dinleyenlerinin karşısında ceketinin önünü ilikleyen” Müslüm Gürses, Âşık Veysel’in, Yunus Emre’nin dizeleriyle hayatın acısına katlanmış, “zor ama güzel” bir hayat yaşamıştır.

Endişe etme Müslüm Baba, anlaşılmıştır.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları