Çifte standartlı hukuk ve Hasan Gülbahar

Bir tek kişiye yapılan haksızlık, bütün topluluğa yönelmiş bir tehdittir.

Montesquieu

18. Yüzyılda söylenmiş bu söz, Fransız siyasetçi ve düşünür Montesquieu’ya aittir. 21. Yüzyılını yaşadığımız Türkiye’de 300 yıl önceki karanlık dönemi yaşıyor. Burjuva hukuku ve adalet sistemi sınıflı toplumlarda olduğundan daha fazlasını Türkiye ve benzeri yeni sömürge ve yarı sömürge konseptine giren ülkelerin tümünde yaşanmaktadır. Osmanlı dönemi hukukunu bir yana bırakırsak, ulus devlet olmamızdan bu yana her zaman kişilere hukuk adı altında çifte standartlar uygulanmıştır.

Günümüzde çifte standardın bir öte merhalesi olan hukuksuzluk egemen durumdadır. Adalet sistemi tamamen yozlaşmıştır. Haksızlığa uğrayan bir insanın burjuva hukuku karşısında diğerlerinden farkı ne olabilir ki? Örneğin aynı suçu işlemiş 4 kişiden 2’si serbest bırakılıyor, 2’si tutuklanıyor. Gerekçe de argo tanımla “kaşının üstünde gözün var” deyip, kendisiyle barışık olmayan yargı mensuplarının çifte standardı ve devlet denen organın bu standartsızlığı onaylamasıdır.

Hasan Gülbahar 19 yaşında cezaevi ile tanıştı. Bugün 57 yaşında. Bir buçuk yıllık tahliyeyi dahil etmezsek yaklaşık 35 yıldır cezaevinde. Yani gençliğini yaşayamadı. Bir hatanın, bir hukuksuzluğun, bir vurdumduymazlığın, bir duyarsızlığın kasıtlı bir kurbanıdır.

Gülbahar en uzun süreli tutsaklardan birisidir. Gerekçe de “kaşının üstünde gözünün oluşu” olmalıdır. Ona Türkiye’nin Nelson Mandela’sı lakabı boşuna takılmamış.

1981-1991 arası, 1995-2013 yılları arasında tutuklu kaldıktan sonra, 10 Mayıs  2013 tarihinde 30 yıl yattıktan sonra 4. Yargı Paketiyle tahliye edildi. 17 Aylık süre için özgürlüğüne kavuşan Hasan Gülbahar, Mahkemenin itirazı üzerine 9 Ekim 2014 tarihinde gittiği adliyede tekrar tutuklanarak 7 yıl daha yatacaksın denilerek Mersin Cezaevine konuldu.

30 Ekim 2014 tarihinde bireysel başvuru için Anayasa Mahkemesi’ne gidildi; ancak 5. yılına giren başvuru için bugüne kadar herhangi bir karar çıkmış değildir. Yargı bağımsızlığı şüpheli duruma düşen Anayasa Mahkemesi, sanırım AKP’den herhangi bir sinyal almadığı için dosyayı tamamen sürüncemede bırakmıştır. Bu yıl içinde Anayasa Mahkemesi karar vermezse 6 yıl daha yatmış olacak. Kürt özgürlük hareketinin önderlerinden Cuma Özkan ile birlikte 35 yıldır cezaevinde tutsak bulunuyor. Aynı mahkeme, 8 Ekim 1978 tarihinde Bahçelievler katliamı diye bilinen ve Türkiye İşçi Partisi’ne mensup 7 genci katleden Haluk Kırcı’nın davasına itiraz etmemişti. Bu çifte standart, hani “gözünün üstünde kaşın var” misali bahane arayan yapının ikilem içine girmesi sonrasında ünlü Fransız düşünür Montesquieu’nun dediği gibi “Bir tek kişiye yapılan haksızlık, bütün topluluğa yönelmiş bir tehdittir,”  sözünü doğrular nitelikte haksız ve hukuksuz gerekçeyle tutuklandı.

22 Ekim 2018 tarihinde Hasan Gülbahar’ı T24’te sayfasına taşıyan Hülya Karabağlı’nın verdiği bilgi doğrultusunda HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni, sorunu TBMM’ye taşıyarak Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün cevaplaması istediği soruları gündeme getirmiştir. Yazılı olarak yanıtlanması amacıyla şu soruları sormuştur;

Aşağıdaki sorularımın Adalet Bakanı Abdulhamit Gül tarafından Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğünün 96. ve 99. maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevinde kalan Hasan Gülbahar, 12 Eylül darbesinin ardından yasadışı örgüt üyeliği suçlaması ile 1981 yılında 19 yaşında iken tutuklanmıştı. 1991 yılında şartlı tahliye ile salıverilmiş akabinde 1995’te örgüt yöneticiliği suçlaması ile tekrar tutuklanmıştır. Türkiye’de en uzun süre cezaevinde kalan kişilerden biri olan Hasan Gülbahar 4. Yargı Paketi ile birlikte 2013 yılı Mayıs ayında serbest bırakılmıştır. Ancak, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği tahliye kararını Yargıtay’a götürmüş ve cezasının 7 yıl daha infaz edilmesine karar verilmiştir. Tahliye edildikten sonra işe başlayan ve İnsan Hakları Derneği Mersin Şubesi yöneticisi olan Hasan Gülbahar ise bu kararı Ticaret lisesinde okurken tutuklandığından dolayı tamamlayamadığı eğitim hayatı nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığına suç duyurusunda bulunmak için gittiği adliyede öğrenmiştir. Hayatının 32 yılını cezaevinde geçiren Hasan Gülbahar tekrar tutuklanarak Mersin E Tipi Kapalı Cezaevine gönderilmiştir. Gelinen aşamada Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevinde haksız ve hukuk dışı uygulamalara karşı geldiği ve insanca yaşam için tepkisini gösterdiği için keyfi olarak cezaevi idaresince “infazı yakılarak” salıverilme süresi 30 Kasım 2024 olarak belirlenmiştir. Hasan Gülbahar için 30 Ekim 2014 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunulmuş günümüze kadar bir cevap alınamamıştır.

  • 12 Eylül dönemi mahkumiyetlerinden dolayı 10 yıldır cezaevinde olanların tahliyesini sağlamak için çıkarılan yasadan yararlananlar arasında neden sadece 30 yılını cezaevinde geçiren Hasan Gülbahar için itirazda bulunulmuştur? Bu durumda, Hukuk Devletinin temelini oluşturan Kanun Karşısında Eşitlik ilkesinin ihlal edilmiş midir?
  • Hasan Gülbahar ile aynı durumda olan siyasi tutuklular 4.Yargı Paketi ile serbest bırakıldığı halde, Hasan Gülbahar’ın tekrar tutuklanması ile hukukun kişiselleştirildiğini görüyoruz. Bu çifte standardı gidermek için Bakanlığınız hangi düzenlemeyi yapacaktır?
  • Hasan Gülbahar’a tekrar verilen ceza neden tebliğ edilmemiştir? 12 Eylül mağdurları için çıkarılan yasayla tahliye edilen birine davasının Yargıtay’a gittiği bilgisi neden verilmemiştir? Yasa neden açık bir şekilde uygulanmamıştır?
  • Kısmi Wernicke Korsakoff hastası olan ve kalp rahatsızlığı yaşayan Hasan Gülbahar’ın, tahliye edildikten sonra, demokratik haklarını kullanmasının ve İnsan Hakları Derneği Mersin Şubesi’nde faaliyet yürütülmesinin tekrar tutuklanmasında etkisi var mıdır?
  • 12 Eylül darbesiyle 19 yaşında cezaevine giren ve haksız uygulamalara maruz kalan Hasan Gülbahar’ın mağduriyetinin giderilmesi için Anayasa Mahkemesi’ne yapılan 30.10.2014 tarih 2014/17112 numaralı bireysel başvurunun şimdiye değin sonuçlandırılmaması adil yargılanma hakkının ihlali değil midir

1940’lı yıllardan başlayarak günümüze dek aydınlarımızın başına gelenler, Hasan Gülbahar’ın kişiliğinde yaşatılmıştır. Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaç’tan tutun da Nazım Hikmet’leri, Ahmet Arif’leri, Aziz Nesin’leri, Rıfat Ilgaz’ları yaşamıştır Hasan Gülbahar.Türkiye’nin, hukukla, insanlıkla, adaletle ciddi bir sorunu vardır. Ne yazık ki ulus devlet olduğumuzdan bu yana bu sorun çözüme kavuşturulamamıştır. Hasan Gülbahar, adam öldürmedi, Hırsızlık, soygun, talan ve mafiyacılık yapmadı. 1981 tarihi baz alırsa, 37 yıldır Türk yargısının içinde bulunduğu insanlık utancını Hasan Gülbahar’ın nezdinde insanlığa yaşatılmaya devam ediliyor. 12 Eylül bitmedi, devam ediyor. Küresel yapıda “Çevre ülke” olan Türkiye’de bu insanlık utancının ne ilkidir ne de sonuncusu olacaktır. Siyasal kimliği ve görüşü ne olurisa olsun, 19 yaşından 57 yaşına kadar cezaevinde sessiz çığlık atan ve çığlığı duyulamayan Hasan Gülbahar, direnmenin, cesaretin, güvenin, saygının, umudun ve onurun simgesi haline gelmiştir. O adeta Türkiye’nin Nelson Mandela’sından biri olmuştur.

Hasan Gülbahar gibi haksız ve hukuksuz yere cezaevlerinde çifte standarda uğrayan siyasi düşüncesi ve görüşü ne olursa olsun keyfi olarak rehin tutulan tüm insanlarımız inansınlar ki, “insanım” diyebilen herkesin onuru olduklarına… Geçmişte olduğu gibi günümüzde de haksızlığa ve hukuksuzluğa başkaldırmayanlar her türlü kötülüğe katlanmak zorundadır.

Sözümü Albert Camus’un bir söylemi ile bitirmek istiyorum. “Özgürlüğün olmadığı bir dünyayla başa çıkmanın tek yolu, kendi varoluşunu bir başkaldırı haline getirecek kadar özgür davranmaktır.”

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları