Zurnanın Zırt Dediği Yer

Ülkenin balon gündemine önceki gün yine bir bomba düştü; bütün sazanlar da üzerine atladı ve etraf şehir çöplüğü gibi pis pis metan gazı kokmaya başladı yine yine yeniden.

Yurdumun her dem ergen edebiyatı yazarlarından Cezmi Ersöz kendisiyle yapılan bir röportajda evliliğe ve cinselliğe dair hepiciği sütten çıkmış ak kaşık olan yurdum insanını sağcısıyla solcusuyla hop oturtup hop kaldırtan açıklamalarda bulundu. Dileyen, söz konusu röportajı Google’dan bulup okuyabilir.

Sorun Cezmi Ersöz, onun yazar kimliği ya da cinselliğe bakış açısı değil; sorun yine yurdum aydın-solcu-muhalif kesiminin çifte standartlılığı. Ersöz’ün gündeme getirdiği konuda dünyadaki kültür sayısı kadar, yani binlerce birbirinin zıttı doğru ve yanlış var ve sizin dünyanın merkezi zannettiğiniz trışkadan kültürünüz, bunlardan sadece bir tanesi. Şayet çok istiyorsanız şahıslara indirgemeden kaleme alacağınız araştırma ve fikir yazılarınıza malzeme yapabilirsiniz bu farklı yaklaşımları; ama bir insanın savunduğu yaşam tarzını sizin dışınızdaki binlerce kültüre göre çok yanlış olan subjektif doğrularınıza göre yargılayıp o insanı infaz edemezsiniz.

Sorun Cezmi Ersöz’ü tıpkı karşıtınızın sizi yargıladığı gibi yargıladığınız ve sansür uygulamak istediğiniz yerde başlıyor; yani zurnanın zırt dediği yerde..

ZURNAYA KARŞITINIZLA AYNI NOTADA ZIRT DEDİRTTİĞİNİZ HER DURUMDA ONUNLA AYNILAŞIRSINIZ!

Cezmi Ersöz’ü olumladığı olgulardan dolayı yargılamanızın, karşı tarafın sizi seküler yaşam tarzınızdan dolayı yargılamasından hiçbir farkı yok. Siz de, dinci-yobaz kesimin Cezmi Ersöz’lerisiniz. Söz konusu sizin doğrularınız olduğunda onları ağzınızı doldura doldura tutuculukla, baskıcılıkla, sansürcülükle itham ederken; Cezmi Ersöz’ün doğruları karşısındaki bu çifte standartlı duruşunuzun açıklaması nedir? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Kimsiniz siz! Kim tescilledi sizin doğrularınızı?

Etek boyunun sınırı yobaza göre topuklar, sana göre diz üztü, Ersöz’e göre kalçaların hemen altı. Yani yobaza göre sen ahlâksızsın, sana göre C.E. ahlâksız…

Bana göre en büyük ahlâksız hayatın her alanı ahlaksızlıktan çürüyorken ahlâkı asıl araması gereken yerlerde değil, en son aranacağı yer bile olmayan bacak arasında arayan; en büyük edepsiz de başkasının bacak arasına göz dikip, bu konuda kelam edip kalem kıran kişidir.

Dünyada milyonlarca kültür var ve en mutlu, barış içinde, topluluklarında asla taciz ve tecavüz görülmeden yaşayanlar çoğu neredeyse çırılçıplak gezen, cinselliğin hiçbir şekilde tabu olmadığı, Afrika, Kutuplar v.s. gibi uygarlıktan uzak bölgelerdeki kabile insanları, Eskimolar ve diğerleri… Senin ahmakça eminliğinle ve üsttenciliğinle yargılayıp ‘yozlaşma’, ‘ahlâksızlık’, ‘dejenerasyon’ gibi sıfatlarla yaftaladığın şeyler, o vahşi diye beğenmediğin insanlar için mutluluğun, barışın ve huzurun anahtarları.

Tek tanrılı dinlerle iğdiş edilmiş sözde modern dünya ülkelerinde uçkur belasına kan gövdeyi götürüyor! Herkesin çıtası kendi boyu kadar, ötekine zinhar hak tanımıyor. Zihniyetinin yüksekliği 1.50 olan, 170’liğe; 1.70’lik 1.90’lığa “Benim çıtama göre yaşayacaksın; aksi halde bitiririm seni,” diyor.

Hadi buyrun; hiç kuşku duymadan, sorgulamadan, inanılmaz bir eminlikle savunduğunuz öğretilmiş doğrularınıza ve yanlışlarınıza bir de buradan bakın, ne göreceksiniz.

Karşısındakine kendisi gibi düşünmesini ve yaşamasını dayatanlar ve kendilerinden olmayanları yargısız infaz edenler ırkçı faşistler ve yobazlar olduğunda sorun yok; çünkü onların fıtratı bu. Asıl sorun kendini aydın-solcu-muhalif diye tanımlayanlar da onlarla aynılaşıp misyonlarının gereğini yerine getirmemek suretiyle diyalektik süreci altüst ettiğinde başlıyor. Çünkü bir ülkenin aydınlık yüzü olması gereken solcunun sağcı ile aynı iki yüzlü toplumsal ahlâkçı, yasakçı, sansürcü ve linççi paydada buluşması; özellikle cinsiyet ve cinsellik gibi kritik konularda ufak tefek, o da çifte standartlı farklılıkların dışında karşıtıyla tamamen ayrışmaması; hiçbir baskı altında kalmadan bilinçle tercih edilen ve başka insanlara, hayvanlara, doğaya zarar vermeyen her türlü inancın ve özgürlüğün yaşanması hakkını kendisine ters gelse bile savunmaması kadar büyük bir felaket olamaz.

An itibariyle T.C.de olduğu gibi.

Kendi donunun lastiği olmayan ikiyüzlü insanlar, Cezmi Ersöz’ün şahsında başkalarının donuna lastik olmak derdine düştü gene. O akıllı da attığı taşı çıkarmak isteyen kırk akılsız habire her yerde kendisinin adını anarken, yeni çıkacak kitabının o biçim reklamını yapmış oldu.

İlahi komedya!.

Bu kadar trajik olmasaydı, her şey çok komik olabilirdi bu kendini dev sanan cüceler ülkesinde, cidden. Ben bazen güleyim mi ağlayayım mı şaşırıyorum şahsen.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları