back to top
Ana SayfaYorumYaşanmış Bir Öykü – Noel Ateşkesi

Yaşanmış Bir Öykü – Noel Ateşkesi

Yaşanmış bir öykü… 1914 yılında, Birinci Dünya Savaşı’nda savaşmış bir askerin, Herman’ın öyküsü:

Patlamalar, haykırışlar, kan ve ölüm arasında yalnızca dehşetin yaşandığı cephede, Herman’ın da katıldığı bir savaş tüm şiddetiyle devam ediyordu. Askerler her türlü insanca duyguyu unutmuş gibiydiler. Düşmanlarını öldürmeden önce bir an durup onların gözlerine bakıyorlardı. O gözlerde gördükleri korku ve acıdan etkilenmiyorlardı. Kendi korkuları her şeyin ötesindeydi. Kazanmak yaşamak demekti, kaybetmek ise ölüm. 

Herman, kazdıkları derin siperde sürekli tetikte olmanın gerginliği içindeydi. Her gün en yakın arkadaşları gözünün önünde yaralanıyor, ölüyordu. Her gün acımasızlığa, nefrete, kine şahit oluyor ve ülkesi için o da buna katılıyordu. Her gün benliğinden bir parçanın daha kopup gittiğini hissediyor, eksiliyordu… Hepsi, haftalar boyunca savaşmaktan bitkin düşmüşlerdi, acı ve pislik içindeydiler. Herman, yaşadığı bu durumdan bezmişti artık. Ne tarihin ne de saatin farkındaydı. Zamansızlığın boşluğunda günü kurtarmanın derdindeydi sadece. Derken bir gün, bir şey oldu. Komutanlar, o günün Noel olduğunu ve savaşa bir gün ara vermek için düşmanla bir anlaşma yaptıklarını söylediler.

O gün savaşa gerçekten 12 saat ara verildi. Hiçbir patlama ya da çığlık duyulmuyordu. Kulaklara sağırlık gibi gelen bir sessizlik hakimdi etrafa. Gece olduğunda Herman, düşman siperlerinde yakılan ateşlerin ışığını gördü, bu onların daha önce hiç yapmadığı bir şeydi. O anlaşmalı barış anlarında askerler ısınmak için ateş yakmaya cesaret etmişlerdi. Herman’ın bulunduğu siperde de aynı şey yapıldı; ateşler yakıldı, insanlar toplandı. Her iki taraf da birbirlerinin silüetlerini görebiliyordu. Sonra, şarkılar söylenmeye başlandı. Ayrı dillerde, aynı şarkıları söylüyordu askerler; Herman’ın çocukluğundan beri bildiği, tanrıyı, sevgiyi ve barışı anlatan şarkıları… Herman, onların neşelendiğini hissediyor, yemeklerinin kokusunu duyuyordu. Daha bir kaç saat önce kıyasıya savaşan, ölümün vahşetini saçan insanlar, aralarında bir kaç metre mesafe olmasına rağmen tedirginlik hissetmiyor, kendilerine sunulan bu anların keyfini çıkarıyor, hatta birbirlerine sigara fırlatıyorlardı. Herman ise savaşın nasıl da zoraki bir nefret oyunu olduğunu düşünüyor, aylardır yaşanan kâbusun anlamsızlığını artık daha iyi anlıyordu. 

Savaş boyunca hiç kimsenin ölmediği tek gündü o ve yine savaş boyunca herkesin huzur içinde uyuyabildiği tek gece…

Bu olay Herman’ı çok değiştirdi. Yıllar sonra çocuklarına ve torunlarına bir mucize yaşadığını anlattı: “Bu mucizenin sırrını bulmak büyük bir keşif olurdu. Savaşı bir günlüğüne durduran bu sır, aslında tüm savaşlara tamamen son verebilirdi. Ben, o günü yaşadım, içimin derinliklerinden gelen ve yüreğimden taşan sevgiyi hissettim. O sevginin insanları nefretten ve korkudan uzaklaştırabildiğini gördüm. Bizlerle aynı şarkıları söyleyen düşman askerleriyle gerçekte nasıl da yakın olduğumuzu anladım. Sevginin neler yaptırabileceğini biliyorum. Lütfen bunun yolunu bulun.”

Ne yazık ki Herman’ın bir gecede idrak ettiği bu gerçeği, güç için yaşayan ve bu uğurda savaşlar çıkarmaktan çekinmeyen insanlar idrak edemediler. Onlar “Gri Adamlar”dı. Tek amaçları sahip olmaktı. Hırsları her türlü değerin üstüne geçecek denli kuvvetliydi. Politik anlamda güçlü olmak adına aldıkları kararlarla yeni savaşlara neden oldular, ekonomik anlamda ilerlemek adına yaptıkları yatırımlarla dünyayı sömürdüler, sözde din ve tanrı sevgisi adına verdikleri vaazlarla insanları zehirlediler. Korku, sadece korku saldılar çevrelerine. Bizleri ego bilinciyle yaşamaya mahkum ettiler. Özümüzü unutturdular. Oysa öz, farklılıkların, çeşitliliğin sinerjisini kullanır. Dışarıdan bakıldığında ayrı gözüken şeylerin derinindeki birliği ve uyumu yakalar. Farklı dinlerdeki, kültürlerdeki ortak ruhu ve insanî unsuru görür. İnsanları birbirine yakınlaştırır, kaynaştırır. Ego bilinci ise farklılıklara takılır. Dualiteye saplanır; iyi-kötü, güzel-çirkin, zengin-fakir, bilgili-bilgisiz, dindar-ateist diye ayırır. Bu bakış açısının yarattığı gerilimle beslenir. Öz yaratır, ego yok eder. Öz ortak bir ruh oluşturur, ego ayrıştırır. Öz barış ister, ego, savaşları başlatır.

“Sevginin neler yaptırabileceğini biliyorum. Lütfen bunun bir yolunu bulun.”

Herman’ın bu arzusu gerçekleşir mi bilemem, ama “yol” dediği şeyi herkesin kendi içinde bulabileceğini biliyorum. Bir geceliğine yaşanan o mucizenin bir gün tüm zamana yayılabilmesi ve dünyaya hakim olabilmesi için insanların önce kendi içlerinde yaşadıkları savaşa bir son vermeleri gerektiğinden ise hiç kuşkum yok. Korku ve sevgi arasındaki savaşa…

Kiraz GÖKIRMAK
Latest posts by Kiraz GÖKIRMAK (see all)
RELATED ARTICLES
- Advertisment -
Google search engine

Most Popular

Recent Comments