Şeytan İnsanı Gölgesinden Yakalar


Gölgesiz Schlemihl’e ilk ne zaman denk geldim hatırlamıyorum. Bu ilginç hikayeyi fukara İngilizcemle kaşını gözünü yararak okumaya çalışmıştım bir zamanlar. Meğer Almanca aslından Sabahattin Ali tarafından Türkçeye çevrilmişmiş.

İşsiz güçsüz, beş parasız Schlemihl, bir iş bulmak umuduyla kapısını çaldığı zengin adamı, konuklarına; “bir milyonun sahibi olmayan kimse, itin tekidir” dediği esnada bulur ve orada “terzinin iğnesinden kurtulmuş tireye benzeyen” biriyle karşılaşır. Tek taraflı kısa bir pazarlıktan sonra, sihirli altın kesesi karşılığında gölgesini bu kılıksız adama satar.

Kişinin kendisinin hiçbir işine yaramayan gölgesini, tükenmez bir hazineye değiştirmesi iyi bir pazarlık diye düşünülebilir. Schlemihl de başlangıçta öyle düşünmüş. O “zenginleşmek için iflasını ilan etmiş tüccarların” bile boy ölçüşemediği, herkesin ona hizmet etmek için yarıştığı bir zengindir artık. Zengindir ama bir korkuluğun, bir köpeğin, bir çalının, bir kuru dalın bile bir gölgesinin olduğu bir dünyada gölgesiz bir zengindir.

Gölgesiz olmanın feci bir şey olduğunu kavramış kısa sürede. “Daha önce servete nasıl vicdanımı feda ettiysem, şimdi de gölgemi salt para için verdim” diye hayıflanır ama soranlara gölgesizliğinin gerçek nedenini söylemek yerine, çoğu servet, güç ve statü sahibinin yaptığı gibi, türlü yalanlar uydurur. Kim, onu gün yüzüne çıkamayacak hale sokan şeyin şeytanla bir pazarlığın sonucu olduğunu söylemek ister ki zaten?

Gölgesizlik gizlenmesi zordur ve gölgesizliğin biricik dostu ve koruyucusu karanlıklardır.

Schlemihl de gölgesiz olduğu anlaşılmasın diye güneşten kaçar, karanlıklara sığınır.

Konağının, arabasının camından el sallamakla, gülücük dağıtmakla, nutuk çekmekle yetinir.

Tüm varlığını gözden çıkarsa da bir gölge etmez ve yapacağı tek şey, gölgesinin olmadığının anlaşılmaması için yerinden kıpırdamamaktır.

Anlayacağınız azametlilerin ve tepeden bakışlıların, tenezzül etmez hallerini onların kibrine, üstünlük ve yücelik vehimlerine bağlamak doğru değildir her zaman. Ekseriyeti gölgesini yitirdiği için yerinde kıpırdamaz, burnundan kıl aldırmaz. Biz de meselenin iç yüzünü bilmediğimizden onların davranışını kibir ve azametlerine bağlarız. Oysa yerlerinden kıpırdasalar, beş para etmez birer gölgesiz olduklarını görür, onlara değer vermiş olmaktan dolayı kendimizden utanırız.

İnsanların postlarına, makam ve mevkilerine, servet ve statülerine bağlanıp kalmalarının, bir adım bile atmaya cesaret edememelerinin sebebi, bu gölgesizlik. Yine de gölgeleri varmış numaralarının bin türlüsünü yaparlar; dikkati gölgesizliklerinden uzak tutacak, törenler, kültürel ve sosyal faaliyetler düzenlerler, sosyal sorumluluk projeleri, fakirlere yardım dernekleri, ahlak ve erdem vakıfları, vesaire kurarlar.

Schlemihl’in de düşündüğü gibi en ünlü ressamı bulup kendimize, gerçeğinden ayırdedilemeyen gölge çizdirebiliriz. Ama yerimizden kıpırdadığımız an, özene bezene yapılmış gölgemiz yerinde kalır. En maharetli terziye bir gölge diktirebiliriz ama kıpırdadığımız an, o gölge bir çaput olarak peşimizde sürüklenir. Kopan kolu, yarılan kaşı dikmek mümkün, çıkan gözün yerine taklit bir göz yerleştirmek de mümkün ama ya gölge? Bir çanta değil ki imitasyonu da iş görsün. Bir fikir değil ki birinden edinilip tepe tepe kullanılsın.

Toplumun ekseriyetinin gölgesini şeytana sattırıp, onları da kendisi gibi birer gölgesiz yapmayı başaramadığı sürece, ne yaparsa yapsın, gölgesizin gölgesizlik ayıbını sadece zifiri karanlıklar örtebilir, bir de sadık uşaklar. Schlemihl’in sadık uşağı Bendel de böyle biridir. Gölgesiz biri olduğunu bildiği efendisini terk etmeyecek ve “dünya ne derse desin, bir gölge yüzünden efendimi bırakmam, size gölgemi ödünç veririm” diyecektir. Hep böyle olur, gölgesini satmışların hizmetine koşanlar, gölgelerini ödünç vermeye her daim hazırdırlar.  Her birimizin bir şeylere, bir yerlere ve bir kimselere gölge olmaya gönüllü olduğumuz gibi. Uşaklar gölgesini çekecek olursa, gölgesizlere sığınacak gölge kalmayacaktır ama, imkan ve ikbal gördükleri sürece, gölgelerini niçin çeksinler ki?

Denebilir ki, her uşak aynı şekilde davranmaz, gölgesizlik bir ayıpsa, bu ayıbı taşıyan birine uşaklık etmeyi reddedecek kadar gölge sahibi insanlar da vardır. Elhak, aradığımız gölge sahibi uşak profili, Raskal’da karşımıza çıkar. Efendisi Schlemihl’in karşısına dikilir ve “bir uşak çok dürüst bir adam olabilir ve gölgesiz birine hizmet etmek istemeyebilir” diyerek, Schlemihl’in çuvallar dolusu altın teklifine de kulak asmadan, çekip gider.

Ama öyle mi acaba? Bu erdemli gösteriyi, Schlemihl’den tırtıkladıklarından hatırı sayılır bir servet yapıp, sonra da onun gölgesiz biri olduğunu herkese söyleyip, üstüne de Schlemihl’in sevdiği kızı kapmak için yapmış olamaz mı? Bir noktadan sonra, hizmet ettiği kişinin yüzüne onun ayıplarını haykırarak yürüyüp gidenlerin bu davranışının altında erdem aramakta acele etmemek gerek her zaman.

Şeytan bu, “şeytan insanı gölgesinden yakalar”, deyip, olanların suçunu şeytana atmak mümkün ama şeytanın pek öyle olağanüstü bir mahareti yok; alttan alır uşak gibi davranır. Arzularımızı içerden bildiğinden, bunların yerindeliğini onaylamakla kalmayıp, arzu ve tutkularımızın gerçekleşmiş halinin parıltılı bir tablosunu da yapar. Bütün bu hizmeti sunarken de bizim kadar insafsız ve haris davranmaz üstelik. Nitekim Schlemihl’e şöyle diyecektir; “Gerçekten sizin kadar insafsızca düşünmüyorum. Ben yalnızca sizin düşündüğünüz gibi davranıyorum.” Gölgesinden emin, güneşe özgürce çıkabilmenin keyfi başka hiçbir şeyde yok. Şeytan, kimseyi gölgesiz komasın, gölgeyi geri verme karşılığında daha fazlasını ister ama insanın gölgesinden daha değerli nesi var ki? (Schlemihl’in hikayesini okurken, gölge kelimesi yerine vazgeçilmez olduğu düşünülen başka vasıflar koyarak da okumuştum.)

M. Şirin ÖZTÜRK
Latest posts by M. Şirin ÖZTÜRK (see all)