Barış Sever miyiz?

Önce içinde bulunduğumuz ve tüm dinleri ve toplumları kendine kul yapmış olan sermayeci medeniyetimizi seviyor muyuz diye sormak gerek. Bu medeniyeti seviyor isek, barışı sevmemiz mümkün değildir. Çünkü genel olarak medeniyetlerin tarihi, savaşların ve yıkımların tarihidir. ‘Bizim medeniyetimiz savaş ve istila medeniyetidir’ diye övünenler yanlış birşey söylemiyorlar. Medeniyet mülkiyettir ve Göbekli Tepe’den günümüze kadar süren medeniyetler, sahiplik güdüsü temelinde insanın insana, insanın doğaya zulmünden ibarettir.…

Çift maaş ve bir devletin ve toplumun teorisi

Osmanlının son zamanlarında insanların (elbette Paşa babası, dedesi veya akrabası olanların) önüne makam mevki seçme imkanı doğarsa eğer, seçecekleri işin bahşiş (rüşvet) alma imkanının olup olmadığına bakarlarmış. Balkan harbini Alman hükümetine rapor eden Osmanlı ordusunda görevli bir Alman subay, Osmanlı ordusunun Balkanlarda cephede savaşırken değil, ikmalsiz kaldığı için kırıldığını yazar. Ona göre, ikmalin gecikmesinin nedeni de, yetkili subay ve memurlara bahşişlerinin uygun tutarda ve zamanında verilmemesidir.…

Göbekli Tepe İzlenimleri (IX)

Karayiplerdeki Haiti yerlileri ölen birinin bedeninin kötü ruhlar tarafından mezardan kaçırılıp götürmesinden korkarlarmış. Kötü ruhların ölüyü mezardan alıp götürmemesi için ölüyle beraber biraz ip, bir de deliği olmayan bir iğne koyarlarmış. Cadı, ölüyü alıp götürmek üzere geldiğinde iğne ile ipliği görür ve ipliği iğneye geçirmeye uğraşmaya başlar. İpliği geçirmek için iğnede deliği bulmaya uğraşırken mezardaki ölüyü unuturmuş. Biz de günümüzden Göbekli Tepeye bakarak, Göbekli Tepede gömülü olanı almaya çalışırken,…

Göbekli Tepe İzlenimleri (VIII)

Göbekli Tepe tam olarak Urfa (Rûha)’nın neresindedir diye merak ederseniz size Örencik Köyünün hemen yanındaki bir tepe olduğunu söyleyeceklerdir. Ama oranın yerleşikleri buna muhtemelen şöyle bir itirazda bulunacaktır; Örencik diye bir yer yoktur, orası Xerawreşk köyüdür, çünkü orada yaşayanlar orayı kurduğunda bu ismi vermişlerdir. Ayrıca aradığınız yer Göbekli Tepe değil, Girê Miraza'dır. Girê Miraza! Kürtçede ‘muratların, dileklerin gerçek olduğu tepe’ demek. Orada yaşayanların, özellikle de Xerawreşk köyündeki…

Göbekli Tepe İzlenimleri (VII)

Göbekli Tepenin güneydoğu yamacındaki, arkeologların D yapısı diye adlandırdıkları, en iyi korunmuş ve şimdilik en gizemli mabedin yanı başında, medeniyetlerin kiriyle kirlenmiş uzaklara bakarken ceddimizin bu tepeye varış macerasını merak etmemek mümkün değil. Dünyanın oluşumunun 4-4,5 milyar yıl önce başladığı tahmin edilmektedir. Dünya yüzeyinde ilk mikroorganizmaların 3,5 milyar yıl önce belirdiği, yaklaşık 1 milyar yıl önce de görünür yaşam biçimlerine geçiş olduğu, ilk hayvanların ve bitkilerin ise yaklaşık 500 ila…

Göbekli Tepe İzlenimleri (VI)

Göbekli Tepenin zirvesindeki ziyaret ağacının dibinden etrafa bakıyorum. Üzeri metal konstrüksiyonla kapalı alanda kazılar devam ediyor anlaşılan, çünkü o tarafa geçiş yok. Arkeolog Klaus Schmidt’in dediğine göre, bir yerleşim yeri değil, münhasıran bir tavaf kompleksi (moda deyimle Külliye!) olduğu anlaşılan bu tepede yapılan jeomanyetik araştırmalar, açılmayı bekleyen onlarca mabette yaklaşık 200 tane daha dikili taş gömülü durmakta olduğuna işaret etmektedir. Göbekli Tepe kabartmalarına bakıp, “burası muzır yabanıl…

Göbekli Tepe İzlenimleri (V)

Bundan önceki yazılara “Göbekli Tepe İzlenimleri” adını koyup, yazının birinde “günümüzden Göbekli Tepeye bakıp söyleyebileceğimiz pek bir şey yok, o halde Göbekli Tepeden günümüze bakmaya çalışsak nasıl olur?” sorusuyla bitirmiştik. Dolayısıyla mevzu artık Göbekli Tepeye bakıp gördüklerimiz değil, Göbekli Tepeden bakarken gördüklerimiz haline dönüşmüştür. Hal böyle olunca, bir twitten daha kalabalık bir metni okuyacak vaktimiz yokken, pehlivan tefrikasına dönme riski taşıyan bu yazıya başka bir başlık koymak daha uygun…

Göbekli Tepe İzlenimleri (IV)

Yazarlardan biri, Göbekli Tepedeki dairesel mabetlerin her birinin ortasındaki  “T” biçimli çift dikilitaşların hepsinin de o zamanlar dünyanın kutup yıldızı konumunda olan, samanyolu galaksisindeki kuğu takımyıldızının en parlak yıldızı Deneb'e doğru baktığını, mabet girişlerinin de kuzey yönünden olduğunu, göğün en parlak yıldızlarından biri olan Deneb'in, samanyolunun uzanıp yatmış bir kadını andıran gövdesinin kasık bölgesinde yer aldığını, dolayısıyla Göbekli Tepeyi inşa edenlerin astronomiyi bildiklerini ve Göbekli…

Göbekli Tepe İzlenimleri (III)

Göbekli Tepenin yaklaşık ikibin yıl boyunca kullanıldıktan sonra üzerinin taş ve molozlarla kapatılıp terkedildiğini işin ehli olanlardan okumuş, duymuştum. Hasankeyf'in ise, ilk yerleşimden itibaren zaman içinde inşa edilen bir kısım tarihi yapılarının üzeri toprak ve taş doldurulduktan sonra, beton blokların içinde olduğu yerde sulara  gömülmeye hazırlandığını gazete haberlerinden biliyordum. Bu ilginç benzerlik, Göbekli Tepeden önce beni Hasankeyf’e doğru yönlendiriyor. “Hasankeyf Tepe”in gömülmüş haline bakarken, Göbekli…

Göbekli Tepe İzlenimleri (II)

Göbekli Tepeyi tavaf etmeden önce, Göbekli Tepe'nin kâşifi ve yıllarını buranın kazısına vermiş olan emektarı Antropolog Klaus Schmidt’in yazdıkları dahil, birçok çalışmayı okudum. Farklı yorum ve yaklaşımlara bakarken, Schmidt'in Göbekli Tepeyi yorumlarken çok dikkatli davranılması ve sorumlulukla hareket edilmesi gerektiği yönündeki uyarılarını aklımda tutmaya çalıştım. Göbekli Tepe mabetlerinin sadece erkek üyeler kabul eden ilk masonik kardeşlik mabedleri olduğu iddiası okuduğum yorum ve iddiaların en ilginçlerinden…

Göbeklitepe İzlenimleri (I)

Sırt çantamı alıp baharla birlikte gezmeye Göbeklitepe-Harran'dan başlamaya karar kılıp Göbeklitepeye doğru yola çıktım. Hiç de fena bir gece geçirmediğim Kurtalan Ekspresinde, Mezopotamya’nın en kuzey ucundaki Ergani’de uyanıyorum. Oysa, tren Hazar Gölü kıyısına ulaştığında uyanmayı ummuştum. Hazar Gölünü dönüşe bırakıp Ergani düzlüğünde Kotê Berçem (Kürtçede Nehir boyundaki yükselti demek, Türkçede Çayönü) höyüğünü arıyorum. Bir gün de burayı ziyaret etmeliyim. Göbeklitepe kültünün ilk yerleşimleri olan başka yerler de var…

Hesap uzmanı matematiği

Meslektaşım, sevgili Ali Serdar üstadım ile sohbet ediyorduk. Facebook'ta paylaştığım mesleki bir anıdan bahisle, meslekten, mesleki anılardan konuştuk. Sohbet ederken de meslekteki anılardan ziyade mesleğe olan yolculuğumdan bir kesit hatıramda zil çalıp duruyordu o arada... Laz Mehmet abinin bana uzattığı zarfın üzerinde "Mehmet Şirin Öztürk, Yayla Bakkaliyesi Mehmet Yayla Eliyle, Malazgirt, MUŞ" yazıyordu. Açtım, sınav sonuç belgesiydi ve anladığım kadarıyla Siyasal Bilgiler Fakültesine girecek bir puan almıştım. Mehmet…

Araçlar amaçların katilidir…

“Alem senindir de, sen alemden aciz kalmışsın. Senden daha mahrum kimseyi kim görmüştür ki!” Şebusterî İnsansoyunun, onu diğer mahlukattan ayıran temel özelliği, umutsuz oluşudur. Umutsuz olduğunu çok erken yaşta fark eder; ölümü yani, ölümlü olduğunu... Tüm umut arayışları, tüm tahayyülleri bu mutlak umutsuzluktan kaçış çabasıdır özünde. Katedraller, mabetler, tapınaklar, tahtlar, saraylar, insanın aklıyla akıl ettiği, eliyle yaptığı ve yarattığı hemen her şey, kendi ölümlülüğünün eseri ve mutlak umutsuzluğun…

Tanrı ve Şeytan İkileminde İnsan

"Anlamak, anlamaktan aciz olduğumuzu anlamaktan ibarettir. Apaydın gece, kapkara gün içinde." Mahmud-î Şebusterî Tahayyülümüzdeki tanrı bize benziyor, insanbiçimli yani. Tanrının varlığını reddedenin tahayyülündeki tanrı da insan biçimli. Bu bakımdan inananla inanmayan arasında hiçbir fark yok. (Laf aramızda ateistlerin de ateistlikleri tahayyüllerince olduğu için her şeye rağmen tanrıya mahkumdurlar). Tahayyülümüzdeki tanrı pek tabi olarak bizim tahayyülümüze, soyutlama ve muhakeme kapasitemize sığacak kadar bir tanrı…

Romantik, çok romantik bir öykü…

Külyutmaz güvenlikçileri aşıp siteye giren cılız sokak köpeği, siteyi baştan başa dolaşmaya kararlıydı. "Dikkat Köpek Var" yazılı bahçe çitlerine özellikle yakın geçiyor, evlerin bahçelerinden ona doğru çılgınca havlayıp duran besili köpeklere hiç aldırış etmeden, aheste aheste yürüyordu . "Bilirim ben sizi! Sokağa çıksanız herbiriniz bir arabanın altında telef olursunuz. Sokakta yürümesini bile bilmezsiniz siz" dedi içinden, "ama hakkınızı da yememeliyim, güçlü hoperlörlerden yükselen akşam ezanında müezzinin güzel sesine…

Dünden beri gülüyorum…

Dün sabah neler oluyor diye baktığımda, faiz, döviz, kriz haberlerinin arasında Cübbeli Ahmet Hoca'nın Nakşibendi Şeyhinin protez kolunu tavaf ettiğine dair haber de vardı. Güldüm. Ana akım medyada yer almayan haber, sosyal medyanın ve Cumhuriyet, Sözcü, Sputnik, Birgün gibi haber sitelerinin ilgisini cezbetmişti. Ha bir de bu vesileyle psikiyatrik rahatsızlığın yurdumuzu domine etmesinden kaygılı Levent Üzümcü'nün. Daha çok güldüm. Cübbeli hazretlerinin mübarek protezi alnına koyup öptüğü görsel, hemen hemen her yerde…

Mercedes Kadir’in Ülkesinde 12 Eylüller

"Simgeler İmparatorluğu"nda Roland Barthes şöyle yazar; "muhayyel bir halk dizayn etmek istesem, ona uydurma bir ad verebilirim, onu açıktan açığa romansı bir nesne olarak ele alabilirim, tahayyülümde hiçbir reel ülkeye gölge düşürmeyecek şekilde, yeni bir Garabagne ülkesi kurabilirim... Hiçbir şekilde en ufak gerçeği gösterme ya da analiz etme iddiasında bulunmadan...dünyada bir yerlerde bir takım çizgiler tayin edebilir ve şuurlu olarak bu çizgilerle bir manzume oluşturabilirim." Eski bir bakanın evlatlarının mutlu…

Bir bisiklet öyküsü

Önümde bir fotoğraf karesi duruyor. Talan edilen mağazalara üşüşen talancıların arasında biri dikkat çekiyor. Beyaz gömlekli, temiz giyimli, bıyıklı, gençten biri. İki kolu olabildiğince yüksekte, bir bisikleti tutuyor. Muhtemelen demonte ithal gelmiş, bir Ermeni yahut Rum'a ait atölyede monte edilerek, az öncesine kadar bir Yahudi yahut Süryaniye ait bir mağazasının vitrininde müşteri bekleyen bir bisiklet. Kimbilir, bu beyaz gömlekli dışında daha kimler o mağazanın önünden geçerken bu bisikleti oğluna ya da kızına almayı…

Cehalet mi cesaret veriyor mensubiyet mi?

Toplum sorunları üzerine düşünen üreten bir dostum,  Dunning-Kruger Sendromu diye bilinen, Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD'li psikiyatri uzmanının çalışma sonuçlarından bahisle, "cahiller cesur olur" demiş ve devamla, "televizyon izlerken birilerine bakıp da "yahu bu adam bu sığlıkla nasıl buralara kadar gelebilmiş" diye düşündüğünüz oldu mu hiç, ya da işyerinizde sizinle aynı ya da daha üst aşamada bir görevde olan bazıları, sizde büyük bir şaşkınlık uyandırdı mı, onlara bakıp "bu cahillik, kendini bilmezlik…

İdeoloji ve ideolojisizlik meselesi

Murat Sevinç 16/08/2018 tarihinde Diken'de "İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?" başlıklı bir yazı yazdı. Ardından, Levent Gültekin'in yine aynı yerde 26/08/2018 tarihinde "Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?" başlığıyla bir yazı yazdı. Bu yazılar kadar okundu bilmiyorum. İdeolojiyi problem olarak gördüğümden her iki yazıyı da aynı dikkatle okumaya çalıştım. Murat Sevinç yazısında, herhangi bir koşulda, herhangi bir ülkede ve zamanda, muhalif olduğunu düşünenlerin, ‘İdeolojileri bir yana bırakalım’…