Rüşvet, yolsuzluk, talan ve soygun politikası

“Her türlü otorite ve hiyerarşi sorgulanmalı ve bunların meşruiyeti ispatlanmalıdır… Meşruiyetini ispatlayamayan her türlü otorite gayrimeşrudur ve devrilmelidir.”

                                                                       Noam Chomsky

Talan, sözlük anlamı itibariyle yağmalama demektir. Yolsuzluk, yasaya, kurala, yönteme aykırı iş yapma ve bunda çıkar sağlamadır;  diğer bir deyişle kişisel çıkarlar için kamu gücünün kullanılmasıdır. Soygun ise hiçbir emek harcamadan yolsuzlukla elde edilen büyük kazanç veya silah zoruyla elde edilen büyük vurgundur. Bunları meşru kılan veya göz yuman politikalar da yukardaki tanımlama ile nitelenir.

Yolsuzluğun tarihçesi

Yolsuzluk sınıflı topluma geçişle birlikte ortaya çıkmıştır. Milattan 4000 yıl önce Sümerler’de yolsuzluk ile ilgili tabletlere rastlanmıştır. “Sümer Okul Günleri” adını taşıyan tablette okulunda başarısız bir öğrenciden bahsedilir: “Bu öğrencinin ailesi de çocuklarının derslerinde başarılı olmasını istiyorlar. Bu amaçla öğretmeni evlerine davet ediyorlar; öğretmeni yedirip içiriyor, hatta türlü hediyeler de veriyorlar. Bütün gecenin bu şekilde geçtiği yazılı tablette. Sonra ne mi oluyor? Sorusunun cevabı tabletin devamında veriliyor ve başarısız öğrenci birden sınıfın en başarılı öğrencisi oluveriyor. Sınıfın şefi yani başkanı yapılıyor.[1]

Antik Roma’da İkinci Pön savaşından sonra genişlemiş ve zenginleşmiş, Roma toplumuna para, zenginlik ve hırs hakim olmuştur Büyük bir köy olan Roma özellikle ikinci Pön savaşından sonra (M.Ö. 3. Yüzyıl) genişlemiş ve zenginleşmiş, Roma toplumuna para, zenginlik ve hırs hakim olmuştur. Romalı tarihçi M.Ö. 86 – 34 tarihleri arasında yaşamış Gaius Sallustius Crispus’un bildirdiğine göre lüks ve para düşkünlüğünün ahlakı sarstığından; hırsın, güveni, dürüstlüğü ve bütün iyi nitelikleri ortadan kaldırdığı, yolsuzluk ve rüşvetin ortaya çıktığını yazmıştır. [2]

Hemen hemen her dönemde ve her taşın altında yolsuzluk, rüşvet, talan ve soygun olgusu karşımıza çıkmaktadır. Bunların ortak yanı yetkileri elinde bulunduran kadroların bu ahlaksızlığa tevessül etmesi ile ilgilidir. Tüm bunlar başka bir platformda irdelenebilir.

Ülkemize gelince; Osmanlı döneminde 1840’larda tanımlanması yapılmayan ve 1850 yılında cins ve miktarı belirlenmemiş rüşvet ile ilgili bugüne kadar kapsamlı bir çalışma yapılmadığı gibi mevcut bilgiler de yetersiz kalmıştır. Ancak bununla ilgili arşiv kaynaklarının yetersizliği, mevcut bilgilerin sürekli tartışılması, hatalı, eksik ve özensiz çalışmalar nedeniyle elimizdeki mevcut kaynaklardan bazıları ile ilgili kısa bilgi vermek istiyoruz.

İlk kez III. Murat ilk rüşvet alan padişah olarak tarihe geçmiştir. 40.000 adet altın rüşvet söylentilerine rağmen ancak eldeki kaynak yetersizliği nedeniyle ayrıntılı bilgiye ulaşılamamıştır.

Memurlar ve üst düzey devlet adamları arasında “pişkeş, câize, ‘avâid, dest-âvîz, bohça, bohça bâhâ, hediye, hediye-bâhâ, kır hediyesi, tekaddüme, tuhfe-i hicâzî” adlarla adlandırılan hediye kategorisi olan, mal-para ile ilgili eşyanın tamamı rüşvet kapsamına girmiştir. [3] Bu dönemde sadrazamlar bile koltuklarını kaybetmemek uğruna saraydaki nüfuzlu memurlara ve padişahın gözdelerine hediyeler vermişlerdir. Tanzimat döneminde kadar vali ve taşradaki diğer yöneticiler de padişaha kulluk ve sadakatlerini göstermek amacıyla padişah, sadrazam ve sair yüksek devlet ricaline hediyeler sunmuşlardır. Osmanlı Devleti ortadan kalkıncaya kadar rüşvet ve yolsuzluk sorunu güncelliğini korumuştur.

Siyasi yolsuzluk

Siyasi yolsuzluk, siyasi yozlaşma sonucu ortaya çıkan bir olgudur. “Devletin elit kadrolarının veya bağlantılı kişi ve kuruluşların gayrimeşru kazanç elde etmek için güçlerini ve yetkilerini kullanmasıdır,” diyebiliriz. Zimmete para geçirmekten tutun da rüşvet, adam kayırma, haraç, baskı, uyuşturucu kaçakçılığı, kara para aklama gibi bir çok girişimleri kapsamakla birlikte salt bu faaliyetlerle sınırlı değildir.  Siyasi muhaliflerin baskı altına alınması, polis şiddeti, yargı aracılığıyla gözdağı verme, tehdit, şantaj gibi birtakım gücün kötüye kullanılması ve bu eylemin hükümet gücüne dayandırılması siyasi yolsuzluk olarak değerlendirilmektedir.

Dünya çapında, yalnızca rüşvetin yıllık 1.000.000.000.000 (1 trilyon) ABD dolarını kapsadığı tahmin edilmektedir. [4] Sınırsız politik yolsuzluk hali olarak tanımlanan “hırsızlar rejimi” kleptokrasi olarak bilinir.

Cumhuriyet döneminde de dönemin Ticaret Bakanı Ali Cenani Bey, zahire fiyatlarının yükselmesini engellemek için bakanlık bütçesinden 500.000 lira harcama yapmış, araştırma komisyonu raporu doğrultusunda yüce divana sevk edilmiş, milletvekili düşürülerek 1 ay hapis ve 170.000 lira para cezasına çarptırılmıştı. Bunun dışında bazı üst düzey devlet yetkilileri hakkında da davalar açılmış, milletvekili olanların dokunulmazlıkları kaldırılarak çeşitli cezalar verilmişti. İnönü döneminde de yolsuzluklar üzerine gidilmiştir. İkinci Celal Bayar hükümeti sırasında da Başbakan Celal Bayar’ın adının Tayyare yolsuzluğu ve Denizbank ile ilgili usulsüz ödemeler sonucunda Bayar hükümetinin ömrü bir yıl sürmüştü. Adnan Menderes hükümetinin de “örtülü ödenek” ile ilgili usulsüz harcamaları idamı sırasında boyun yaftasına yazılmıştı.

1950’li yıllardan başlayarak Türk siyasi tarihinde popülizmin yaygınlaştığı dönemden itibaren yolsuzlukların önüne geçilememiştir. Demokrat Parti’nin “Her mahallede bir milyoner yaratacağız” türü popülist söylemlerle yolsuzluğun devlet bürokrasisine yerleştiği dönemdir.

1960 sonrasında Süleyman Demirel’in meşhur bir sözü, yolsuzluğa göz kırpmıştır: “Bize plan değil, pilav lazım” diyerek plansız şehirleşmenin baş aktörü olmuştur. 1970’li yıllardan itibaren bürokrasinin siyasallaşması hızlanmış, partizanlık ve nepotizm yaygınlaşarak hayali ihracat yeni yolsuzluk türlerini [5] ortaya çıkarmıştır. 1980’li yıllarda Türkiye’nin neoliberalizme geçişiyle birlikte gelir dağılımının bozulması, kamu yönetiminde hakim olan askerler nedeniyle denetimsizlik yoğunlaşmış, teşvik primlerinde yolsuzluk ön plana çıkmış, hayali ihracattan hayali yatırımlar ortaya çıkmıştır.

Önceleri sunta yolsuzluğu ve hayali ihracatın mucidi olarak gündeme gelen yeğeni Yahya Demirel, 1990’lı yılların sonunda Egebank’ın içini boşaltmıştı. Verilen ceza, Yargıtay tarafından 17 buçuk yıl olarak onaylanmıştı.

Turgut Özal’ın “memurum işini bilir” söylemiyle yolsuzluklar adeta meşrulaştırıldı.  Tansu Çiller döneminde “Hurda kablo tahsisi” adı altında trilyonlarca liralık zarara yol açılmıştı. Tansu Çiller ailesine yönelik yapılan soruşturmalar, ne yazık ki Sümen altı edildi. Tansu Çiller’in eşi Özer Çiller’in Libya’da 100 milyon dolarlık müteahhitlik kazancı Türkiye’ye getirilmeyerek İsviçre bankalarına yatırılmıştı. Kaddafi ile yapılan anlaşmada Tansu Çiller, siyasi yetkisini kullanmıştı. Ayrıca üst düzey 70 bürokratına yapılan soruşturmaların da bir kısmı takipsizlik kararı ile düşürüldü. 28 Şubat süreci sonrasında Refah Partisi’nin 1998 tarihinde kapatılmasından sonra kaybolan 1.000.000.000.000 (1 trilyon) Türk Lirası davası sonrasında Erbakan ve 68 yöneticisi 1 yıl ile 1 yıl 2 ay arası değişen hapis cezasına çarptırıldı. Necmettin Erbakan da 2 yıl 4 ay hapis cezasına mahkum edilmiş ve ev hapsine çevrilmişti. Mesut Yılmaz hükümeti sırasında Türkbank’ta yapılan yolsuzluk belki de siyasi hayatını bitirmişti. Olayın gelişimini özeklersek “Türkbank, 1998’de Mesut Yılmaz’ın Başbakanlığı döneminde satış için ihaleye çıkarıldı. İhale  4 Ağustos 1998 tarihinde açık arttırma usulü ile gerçekleştirildi. Türkbank, ihalede 600 milyon ABD dolarıyla en yüksek teklifi veren Korkmaz İnşaat Taahhüt ve Ticaret A.Ş. üzerinde  kaldı. Ancak, ihaleden yarım saat sonra TMSF’ye Emniyet Genel Müdürlüğü’nden gelen bir yazı ile sürece “mafya” nın da devreye girdiği anlaşılınca, ihale iptal edildi. Skandalla birlikte Yılmaz Hükümeti sarsıldı ve düştü. [6]

2015 yılında Adalet Bakanlığı istatistiklerine bakıldığında Adli Sicil ve İstatistikler Genel Müdürlüğü tarafından paylaşılan veriler ve açılan davalar aşağıya çıkarılmıştır.

Bu davaların bir kısmı sonuçlanmış, bir kısmı sürüncemede kalmış ve bir kısmı da hala devam ediyor.

Yine aynı raporda “Riskli işlemler, suçlar ve yolsuzluğa açık alanlar” içinde gerek kamusal alanda ve gerekse özel teşebbüste görülen yolsuzlukların hassasiyet alanları şöyledir.

1-Kamu alanları ve devlet kontratları
2-Ruhsat ve lisans işlemleri
3-Sosyal yardımlar
4-Aracılık faaliyetleri ve vergi indirimleri
5-Gümrük işlemleri

Raporun geneli incelendiğinde tüm alanlarda güvenilir ve karşılaştırılabilir verilere ulaşmak oldukça zordur.

Esra Arslan’ın “yüzsüzler.com” adı altında yazdığı yazıdan bazı alıntılar[7] almak istiyorum.

  • Et kokarsa tuzlarsın. Tuz kokarsa ne yaparsın?
  • Dünyanın her yerinde kokuşmuş siyasetçi aynı şeyi yapıyor.

“Medyayı sansürle,”

“Muhalif yayınları kapat, kapatamadıklarını sansürle,”

“Medya içeriğini manipüle ederek doğruların kamuya ulaşmasını engelle,”

“Hak, hukuk, adalet savunucularını ve iktidardan hesap soranları suçlu gibi fişle, işsiz bırak ya da hapse tık; tıkamadıklarını tazminat davalarıyla süründür.”

  • Bu oyun çok bilindik ve çok kirli.
  • …Böyle yüzsüz yaşamak da nereye kadar.

 

Merhum Abdullah Çağlayan’ın 1943 tarihinde yazdığı “Hazine soyulurken…” adlı şiiri

Bir soğan soyulurken yaşarıyor da gözler,
Hazine soyulurken aldırmıyor öküzler.
Hayadan eser yoktur, nafile bütün sözler.
Beyhude inat etme, salla hemen başını,
Gerdan kır, belini bük, al gitsin maaşını.
 
Bir yolsuzluk görünce köpürme, isyan etme,
Bir hak için kendine, dik başlıdır dedirtme .
Doğru yolu dostuna göster ama sen gitme.
Ne derlerse huuu… diye salla hemen başını,
Dilini tut, uslu dur, al gitsin maaşını.

Unutma bu ocağın adı aşiyaptır,
Sen de bir dolap çevir, apartmanlar yaptır.
Hakikat nene gerek o memnu bir kitaptır.
Sana lazım olan şey, sallayarak başını,

El öpüp, etek öpüp almaktır maaşını.
 
Bu güvercin eder mi atmacalarla yarış,
Öğrenmeden dünyayı gezdim de karış karış .
Vazgeç hak sevdasından sen de kervana karış,
Ne derlerse huuu diye, salla hemen başını,
Gerdan kır, belini bük, al gitsin maaşını.
 
Abdullah Çağlayan (Antalya 1943)
 


[1] Rüşvetin ilk belgesi (Hürriyet Gazetesi, 10.07.1999, Sümerolog Veysel Donbaz’ın açıklamaları)

[2] Prof. Dr. Pervin Somer, Roma İmparatorluğunda Seçim Yolsuzlukları ve Ambitus (s. 37)

[3] Yüksel Çelik, Tanzimat Devrinde Rüşvet-Hediye ikilemi ve bu alanlardaki yolsuzlukları önleme çabaları Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 15 (İstanbul, 2016 s. 27)

[4] BBC NEWS, Business, African corruption ‘on the wane’ (10 July 2007)

[5] Ömer Yürekli, Türk Kamu yönetiminde yolsuzluğun analizi (Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi  İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi sayı: 4, sayfa: 245) 

[6] Mesut Yılmaz’ı Türkbank götürmüştü (Yeniçağ Gazetesi 21.12.2013)

[7] www.evrensel.net/yazi/80296/yuzsuzler-com

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları