Mermer Madenciliğinin Ekosisteme Verdiği Zararlar

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre; Ülkemiz “doğal taş bakımından, jeolojik yapısı itibarıyla zengin bir potansiyele sahiptir Bugünkü verilere göre 4 milyar m3 işletilebilir mermer, 2,8 milyar m3 işletilebilir traverten, 1 milyar m3 granit rezervi bulunduğu belirtilmektedir. Bu değerlere göre Türkiye dünya doğal taş rezervinin yaklaşık %40’ına sahiptir.

Ülkemizde yapılan araştırmalarda, 650’ye varan renk ve dokuda mermer çeşidinin bulunduğu belirlenmiştir… Başlıca doğal taş türlerimiz, çeşitli renk ve desenlerden olup, bunlar şöyle adlandırılmaktadır; Süpren, Elazığ Vişne, Akşehir Siyah, Manyas Beyaz, Bilecik Bej, Kaplan Postu, Denizli Traverten, Ege Bordo, Milas Leylak, Gemlik Diyabaz ve Afyon Şeker’dir.

Mermer sektöründe, küçük ve orta ölçekli yaklaşık 2.000’in üzerinde fabrika ve 9.000’in üzerinde atölyede bulunmakta ve yaklaşık 300.000 kişi istihdam edilmektedir. Üretimin tamamına yakın kısmı özel sektör tarafından yapılmaktadır. Türkiye’de 2018 yılında yaklaşık 16,5 milyon ton doğal taş üretimi yapılmıştır.”

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü verilerine göre  Türkiye’nin potansiyel doğal taş rezervi 5.161.000.000 metreküp. 2018 yılı verilerine göre Türkiye’de toplam işletme izni alan 2.241 ocak bulunmaktadır. Ocakların en çok bulunduğu iller ise sıra ile şöyledir; Burdur 202 adet, Antalya 195 adet, Afyon ve Bursa 132’şer adet, Isparta 130 adet, Muğla 123 adet, Bilecik 100 adet, Balıkesir 99 adet, Denizli 87 adet, Konya 77 Adet, Mersin 70 adet, Eskişehir 61 adet, İzmir 60 adet ve Manisa 60 adet ile sıralanmaktadır. Burada dikkati çeken en önemli öğe en fazla mermer ocağının bulunduğu iki havza dikkati çekiyor. 1. Havza Antalya, Burdur, Isparta, Muğla, Denizli, Mersin ve Konya illeri. Ki bunlar sınır komşu iller ve en fazla orman, bitki örtüsü ve su havzalarının bulunduğu bir havzadır. 2. Havza ise Bursa, Bilecik, Balıkesir, Afyon, Eskişehir, İzmir ve Manisa illeridir. Bu iki havzada toplamda 1528 mermer ocağı bulunuyor. Kısaca yaklaşık üçte ikisi bu iki havzada bulunuyor. Bu kadar ocağın bulunmasının vahametini artık sizler hesaplayın. Buralar sadece mermer sektörü değil, Önemli su havzası olması ve taş ocakları, çeşitli madden ocakları ve Kömür ocakları ile farklı sektörlerle de dikkatti çekmektedir. Bunların hepsinin toptan yarattığı tahribat daha üst boyutlardadır.

Mermer madenciliğinde ocakların işletilmesi için üst bitki örtüsünün sıyrılıp yeryüzü şeklinin yeniden şekillendirilmesi gerekmektedir. Böylece işletilen bölgenin doğal ekolojik yapısı ve görünümü değişmektedir. Toz oluşumu ise mermerin ocaktan bloklar halinde kesilerek alınma işleminden itibaren başlayan bir olaydır. Bu özellikten dolayı en zengin bitki örtüsüne sahip havzalarda toplanmış olmaları, bu zengin bitki örtüsünü hızlı bir şekilde yok etmektedir. Ocaklardaki işlemlerden dolayı yer altı su yollarının değişmesi toz, çamur ve partikül maddelerle su varlığını tehdit etmektedir. Sularda biriken bu partikül madde kökenli çamur su canlılarına da zarar veriyor. Özellikle balıkların solungaçlarını tıkayarak onların havasız kalmasına neden olmaktadır.

Mermer ocaklarının çevreye verdiği zararları şöyle sıralamak mümkündür:

  • Arazinin orijinal morfolojisinin bozulup, estetik görüntü yok edilmektedir.
  • Yeraltı ve yerüstü su dengesinin bozulması, su yollarının değişimi ve su kaybının oluşması,
  • Tarım ve orman bölgelerinin bozulması,
  • Gürültü kirliliği ve toz bulutlarının oluşması
  • Toprağın tortulaşması ve erozyonu,
  • Katı atıkların oluşması ve bertaraf edilmemesi sonucu görüntü kirliliğinin oluşması,
  • Hava kirliliği,  Su kirliliği,  Flora ve Faunanın tahrip edilmesi,
  • Kamyon nakliyatından ötürü trafik artışı,   Kilometrelerce yeni yol yapımı ve yolların doğal alanlarda oluşturduğu parçalanma ile yaban hayatını olumsuz yönde etkilemesi.
  • Orman alanlarında açılan mermer ocaklarının alan ve yakın çevresinin yerel iklim ve mikro klimasında değişimlerin olabilmesi, topraktaki canlıların yok olması, nemli ve verimli toprak kaybının abiyotik minerallerin, materyal yığınları ve şevlerin üzerlerinde kalması, yaşam ortamına verilen zararlar nedeniyle faunanın etkilenmesi, toprak suyunun kaybı ağaçların büyümesini olumsuz yönde etkilemektedir.

Yine yukarda en fazla mermer ocağı bulunan iller, aynı zamanda orman varlığı bakımında da en zengin illerdir. En zengin orman alanına sahip olan ilk on il arasında, *Antalya, Mersin, Muğla, Balıkesir, Denizli ve Manisa yer almaktadır. Bu illerdeki orman varlığı, Türkiye’deki orman varlığının üçte birinden fazla bir orman örtüsüne sahiptir. İşte bu mermer ocaklarının yoğunluğu, diğer yandan taş ocağı ve diğer madden ocakları da eklendiğinde bu illerdeki orman varlığını kötü bir son bekliyor demektir. Türkiye’deki orman alanı toplamda 22.6 milyon hektardır. Adı geçen illerdeki orman varlığının alanı ise 7.8 milyon hektardır.

Mermer ocaklarında toz sürekli vardır. Mermer kütlesinin kesiminde, yüklenmesinde, taşınmasında da toz çıkar. Bu ağır metal içerikli tozlar yakın yerleşim alanlarında ilgisi olmayan insanların sağlığını olumsuz etkiler. Bu tozlar bitki yapraklarını kaplayarak solunumu ve fotosentezi engeller. Çiçeklenme döneminde döllenmeyi önler ve meyve oluşumunu azaltır.  Biyolojik çeşitliliğin yok olması veya azalması riski de doğmaktadır. Özellikle endemik türlerin neslinin tükenmesi açısından daha da önem arz etmektedir.

*Antalya 1milyon146 bin hektar, Mersin 835 bin hektar, Muğla 829 bin hektar, Balıkesir 732 bin hektar, Denizli 588 bin hektar, Manisa 542 bin hektar, Konya 558 bin hektar,Bursa 485 bin hektar, İzmir 475 bin hektar, Eskişehir 410 bin hektar, Isparta 386 bin hektar, Burdur 331 bin hektar, Afyonkarahisar 278 bin hektar, Bilecik 240 bin hektar orman alanına sahip. Bu veriler OGM’den alınmıştır.

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları