Kılık ve kıyafette dinin dönüştürücü etkisi

Eskiden kadınlar başlarına yörelere özgü olarak yazma, tülbent, yemeni ve fes bağlarlardı. Bazı bölgelerde ise değişik renklerde çarşaf giyerlerdi. Yine bazı bölgelerde çarşafla birlikte yüzlerine peçe takalardı. Cumhuriyet döneminde erkekler için takke, poşu, kalpak, sarık yasaklanıp, yerine şapka giyme zorunluluğu getirilince, kentli ve öncü kadınların bir kısmı da şapka giymeye başladı.

Osmanlının son döneminde egemen olan Fransız giyim tarzı, kadınları önce şapkaya ve ardından da eşarba yöneltti. Kentli kadınların kullandıkları eşarp, 50’li ve 60’lı yıllardan itibaren kapitalizmin gelişmesine de paralel olarak, Türkiye’nin hemen bütün kentlerinde ve kasabalarında yaygınlaştı. İlginç bir gelişme bu süreç içinde eşarbın hızla türbana dönüşmesidir. İslami sermaye bu yöndeki dönüşümü de bir sanayi ve ticaret alanı haline getirerek süreci hızlandırdı. Eşarptan daha büyük ve geniş hacimli olan türban üretildi. Böylelikle eşarp yerine türban modası yaratılarak İslami sermaye için muazzam bir ticari pazar oluşturuldu.

“Türban”, “Eşarp”, “Pardösü”, “Pantolon” sözcüklerinin hepsi de Fransızcadan Türkçeye girmiş ve bir moda olarak Avrupa kökenli yaşam tarzının Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemi yansımaları olarak hayat bulmuştur. “Tesettür” ise Arapçadır ve İslami gelenekte “kadınların örtünmesi” anlamına gelmektedir. Bu konuda İslami cemaatlerin sıkça tekrarladığı Hadis-i Şerif şöyledir: “Kadın (örtünmesi gerekli olan) namahrem’lerdendir. Dışarı çıktığı vakit, şeytan onu (şehevi hareketlerle) teşvik için takip eder”.

Türbanla eşarbın her ikisi de başörtüsü olmakla birlikte, ikisi arasındaki temel farklılık ebatları ve üretilen kumaşlarıdır. Fransız tarzıyla yaratılan bu yeni “Tesettür modası” hala bir geçiş sürecini yaşamaktadır. Bu modayı tam bir tesettür olarak kullananlar ile eşarbın yerine ikame edenleri, makyajları ve diğer modern aksesuarlarıyla birbirinden ayırmak mümkündür.

Ancak bu ayırım, İslami geleneğin ve dinin “dönüştürücü” etkisiyle kadınlar için “başı açık” ve “başı kapalı” olarak yapılmaktadır. AKP ve cemaat sözcüleri ise tesettür sözcüğünü değil de, başörtüsü olarak telaffuz etmektedir. Oysa başörtüsü, eskiden beri birçok yerde kadınlarımızın başlarına taktığı yemeni, yazma ve tülbenttir. Bu bağlamda irdelenmesi gereken asıl sorun, kadınlar arasında yapılan bu İslami ayırımcılığın sınıfsal ve cinsel niteliği ile siyasal ve toplumsal tezahürleri olmalıdır.

Eşarptan türbana bu dönüşüm sürecinin siyasal ve toplumsal niteliği üzerine bazı vurgular yapmak gerekirse, sorgulamamız gereken asıl şey, dünyadaki siyasal ve toplumsal dönüşüm süreçleri olmalıdır. Öncelikle de, bu süreçlerin her yerde aynı nitelikte olmadığı ve bunun aynı zamanda bir Doğu-Batı sorunsalı olduğu gerçeğinin bilince çıkarılmasıdır.

Batıda yaşanılan burjuva demokratik devrim süreçlerinde Laisizm (din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması) gelişirken, aynı zamanda bütün dinlerin doğup geliştiği Doğu’da dini inanç ve gelenekler toplumun çimentosu oldu. Doğunun Hanları, Çarları, İmparatorları, Padişahları tanrı ile insanlar arasına girerek kutsal nitelik kazandı. Tanrının temsilcisi konumunda olarak toplumu istedikleri gibi yöneten tiranlar haline geldi. Bu nedenle siyasal ve toplumsal değişiminin ve dönüşümünün önündeki en büyük engeli oluşturdu.

20.yüzyılın sonunda bütün bir yüzyıla damgasını vuran sosyalizmin yıkılışı, emperyalistler tarafından ona karşı kullanılan siyasal İslam’ın daha da güçlenmesi ve yaygınlaşmasına neden oldu. Geçen yüzyılın sonunda yanıt aranan en önemli soru, bir medeniyetler savaşının çıkıp çıkmadığı idi. Sonraki tarihsel dönemde gelişen etnik ve kültürel dönüşümler bu imparatorlukların soykırım ve terör politikalarıyla oluşturdukları mozaiksel yapılar şu ya bu şekilde varlıklarını korudu. Modernleşmeci dönemde bu toplumlarda etnik ve dinsel dönüşümler daha kolay gerçekleşti. Bu tarihsel süreç için Türkiye iyi bir örnek oluşturdu.

Türkiye’de iki önemli bölgede ortaya çıkan dönüşüm/değişim refleksinden biri, Doğu Karadeniz gibi dinsel etkiyle etnik dönüşüme uğratılmış milliyetler, yani Rumlar, Ermeniler, Lazlar, Gürcüler vb toplumlarda görüldü. İkincisi de, tarihsel ve siyasal nedenlerle dinsel etkinin en yoğun olduğu Kürtlerde görüldü. 150 yıldan fazla bir zamandan beri sürüp gelen ulusal mücadelelerinin karakteri, aşiret yapısı ve dinin halk üzerindeki önemli etkisi ile Kürtler kendi geleneksel giyim tarzını devam ettirdi.

Siyasal İslam bütün bu toplumsal dönüşümü kendi karakterine uygun bir şekilde, dinin devlet ve toplum hayatındaki etkisi ve egemenlerin elindeki en güçlü araç olarak kullanılmasının bütün pratik tezahürleri kendini gösterdi. Siyasal İslam’ın pragmatist yaklaşımı öyle bir hal aldı ki, her gün yeniden yorumlanan Kur’an ve Hadis’ler günlük hayata bin bir şekilde uyarlandı ve uyarlanmaya devam ediyor.

 

Şaban İBA