Kavramlar sınıfsaldır


Güncel siyaset yurttaşların düşüncelerini, gelirini giderini, eylemini etkiler. Karşı karşıya kaldığımız devletleri yönetenlerden ve içinde yaşamaya, var olmaya çabaladığımız sistemden kaynaklanan sömürü, hak ihlalleri ve haksızlıklar bizi zorbalıklara karşı çıkmak ve mücadele etmeye çağırır. Bu mücadeleyi, siyasetin gerçeği, gerçek düşüncelerimizi yansıtmayan, ama siyasetin dışına düşmek istemeyeceğimiz için kullanmak zorunda kaldığımız, bize dayatılan bir dille, kavramlarla yürütmek zorunda kalırız. Bir süre sonra o kavramlarla düşünmek ağır basar, düşüncelerimizin fikirlerimizde o yanlış kavramların yansıttığı ideolojinin çemberi içinde kaldığımızı fark ederiz.

Fark eder miyiz?

Büyük bir olasılıkla fark etmekte zorlanırız. O yanlış, gerçeği yansıtmayan kavramlarla kendi ideolojik bakışımızı dünya görüşümüzü anlatmaya çalışırız; bu da bir süre sonra bizi sistemin isyankâr görünen tebaasına dönüştürür. Son yıllarda edebiyat dergilerinde okuduğumuz kimi şiiriler bu durumu pek güzel yansıtıyor. Şairlerin ilerici, demokrat ya da sosyalist olduklarından kuşku duymuyorum, ama şu sıralarda yeniden moda olduğu anlaşılan anlamı tümüyle terk etmiş ürünler-şiirler kanımca tutucudurlar. Anlamı gizlemeyi, gerçeği yok etmekle özdeşleştiren, insanın sırrını, bilinmezliğin esrarıyla karıştıran, “algıdır gerçektir” saçmalığıyla gerçeği sisteme kurban eden, geçmişi anlamakla ona teslim olmayı karıştıran edebiyatın post modernizmin ömrünü uzattığı anlaşılıyor.

Güncel siyasetten kopmak doğru değildir. Çünkü kavga bu alanda somutlaşır; insanın kurtuluşuna giden yolda adım atmak, arılığa ulaşmak istiyorsanız kirlenme pahasına mücadeleye girişmekten kaçınmamalısınız. İlericiler, demokratlar, komünistler bir paradoksa işaret eden bu durumu doğru bir biçimde görüyor, saptayabiliyorlarsa, post modern tuzaklardan kendilerini kurtarabilirler. Ama nasıl?

***

Politik mücadelenizin dayanması gereken temel gerçekleri unutmamak sık sık dönüp ayaklarımızın o sağlam zemine basıp basmadığını denetlemek gerekecektir. Tarih içinde yoğunlaşan birikimlerle kendini geliştiren bilimin devrim denilebilecek değişimlerle ulaştığı sağlam sonuçları görmekle başlayabiliriz. Bu ön kabullerden en önemlisi şöyledir: Bilim, nesnel olarak aklı öne alır, inancı karşısına almasa da dışlar ve onu metafiziğin gizemli dünyasına gönderir. Din ise geri dönmek, tıpkı Orta Çağ’da olduğu gibi aklın yerine geçmek, bilimi denetlemek, yönlendirmek, kuşatmak ister.

Ama bu artık imkansızdır.

Unutmamakta yarar var; bilimin gelişmesini kendi çıkarları için kullanmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyen, vazgeçmeyecek olan kapitalizm bugüne kadar bilimsel gelişmeyi yönlendirmeyi onu sistemin çıkarları için, özellikle de militer amaçlar için kullanmayı, hep öne aldı. Halkın kullanımına sunulan kazanımlar ise ekonominin çıkarlarını gözeten tüketimin hizmetinde, ekonomik amaçların türevi oldu. Yine de bilimin nesnel ve insanlığın geleceği ile yakından ilişkili gelişimi durdurulamıyor. Peki kapitalizm bu durumda kendine nasıl bir çıkış yolu buluyor, bulabiliyor mu? Hayır, dinin, hurafenin, köktenciliğin etkisinin sürüp gitmesi için çabalamaktan vaz geçmiyor. Bu kuşkusuz eski zamanlara göre daha zor oluyor. Yine de yığınlardaki baskı rejimlerine boyun eğme eğilimin ya da duyarsızlığın, aklı değil dogmalardan güç alan cehaletin sürüp gitmesi için tüm gücü ve olanakları ile çabalıyor. Otoriter rejimlere kapıların açılması, faşizmin, sağ, kabul edilebilir bir ideoloji olarak meşrulaştırılmak istenmesi bu kapsamdadır.

Kapitalizm, bilimsel gelişmeyi kitlelerin gözünde eskitiyor, eski menkıbeleri “modernleştirerek” dinsel kılıklara büründürmek için tüm olanakları kullanıyor. Hollywood Nuh’un gemisini modern bir transatlantiğe dönüştürüyor. İnsanın “modern”, bilimsel görünümlü “matrix” masallarına inanması teşvik ediyor. Acılarla sevinçlerle dolu zengin hayat Metaverse’ün sanal oyun dünyasına dönüşüyor. Bilimin en gelişkin alanlarından birisi olan kuantum fiziğini metafiziğe bağlama nafile çabaları ise sistemin inatla peşine düştüğü bir hedeftir. Vazgeçilmez iletişim aracı cep telefonu gerçeğinden kendini kurtaramayacağını bilen dini bütün yurttaş da inancını çağa uydurmak istiyor, cep telefonunu Hz. Nuh’un, peygamberin kemerine iliştiriveriyor.

***

Makro ve mikroyla, atomun derinlikleri ve uzayla ilgili bilgilerimiz derinleştikçe tanrılar evrenin sonsuzluğunda kaybolur; insanlardan uzaklaşır, bilim kurgunun yeni tanrılar yaratma çabası bu boşluğu doldurmak içindir ama bu artık çok zordur. Evrene ille de bir sınır çizme çabası, sonsuzluğun inkârı, bir başlangıç arama telaşı, bilimin kendi özüyle çeliştiği için çaresiz tutuculuktan, durabildiği yerde durmaya heveslenen muhafazakarlıktan başka bir şey değildir. Tarih geleceğe direnemez; kendimizi nostaljinin avutucu kucağında teselli etsek de her geçen gün kendini geçmişe teslim ederek mitolojiye, destana dönüşerek bizden uzaklaşır. Eskiyle kalmak istesek bile geri dönüşü olmayan zaman bizi geleceğe sürükler. Bütün dinler ve dinlerin insana bir “ata” yaratma çabası, aslında çok eskidiği halde insanın var olma hikayesine bir başlangıç arama, böylece kendini koruma güdüsü nedeniyle, acılarına bir sığınak oldu, bugüne kadar varlığını korudu. Tarih boyunca bütün dinlerin kutsal kitaplarında küçük değişikliklerle yinelenen, inançların gerçeği olan hikayeler insanın uzun sürmüş doğumundan ve evrimleşmesinden çok sonra kurgulandığı için masala dönüştü,

Geçmiş geleceği öngörür, bugün geçmişi yanında taşır, geleceğe aktarır. Bunu anlamak eskiyi muhafaza etme derdimiz nedeniyle zordu, ama artık gelecek kendini açıkça gösterdiği, bilimin ufku genişlediği, gözü derinleştiği için görece daha kolaydır. Uzaya baktığımızda bugünden uzaklaştıkça geçmişi, geçmişin ışıklarını görürüz. Daha doğrusu geçmişin ışığı bize, bugüne ulaşır. Bu devasa evrenin içinde biz de her gün geçmişin ve geleceğin buluşmasına tanıklık ederiz. Bu gerçek tarihtir; tarihin içinde devinirken yıllar yüzyıllar boyu alt edemediğimiz baskının yeni cinsleriyle acılar çekerek mücadele eder, gelişmeyi ilerlemeyi her şeye rağmen sürdürürüz. Şimdi ise sömürünün baskının koyusu içinde mücadelemizi bilimin geri dönülmez gelişiminden de güç alarak onun tıpkı zaman gibi tersinmez olduğuna güvenerek sürdürüyoruz.

***

Bu nedenle sosyalistlerin mücadelesi bilimseldir. Bilimsel olabilmenin en temel koşulu sistemin düşünce örgüsünün dışına çıkabilmek, egemen ideolojinin, siyasetin dayattığı dilin, kavramların tuzağına düşmemektir. Sosyalizmin gelişmeye açık bilimsel doğası da bu anlayışa dayanır. Marx 1844’te “daha şimdiden, bilimlerin gelişimi insani yaşamın temeli durumuna gelmiş bulundukları gibi; yaşam için bir temel ve bilim için bir başka temel vardır demek apriori bir yalandır” diye yazmıştı. Bu şimdi çok daha belirgindir. Yaşamın ve bilimin kavramları şimdi birbirini beslemekte epeyce mesafe almıştır.

Diyalektiğin ve tarihsel bakışın bilimsel özü, bizi kavramlar, onların canlı yaşayan dille bağının kopartılmaması, gerçeğin ifadesi olmalarına özel dikkat gösterilmesi gerektiği konusunda uyarır. Çünkü egemen sınıfın ideolojisi uygulanan politikanın çıkarlarına hizmet eden ve güncel politikada dayatılan kavramlarla yol alır. Kimi zaman işsizlik gibi, enflasyon gibi, barış gibi, terör gibi, laiklik gibi aynı sözcüklerle ifade edilen kavramların içerikleri sınıfsal bakış açılarına göre farklılıklar gösterir; öyleyse o kavramların anlamı üzerinde açık ve net olmakta, her zamankinden daha özenli davranmakta, onların dayatılan anlamlarını açıkça reddetmekte, ikircikli davranmamakta büyük yarar vardır…

Çünkü kullandığınız dil de kavramlar da sınıfsaldır.

Güray ÖZ