İçimizdeki maymun…

“Bir cevabım var, sorusu olan yok mu?”

Bu girizgâhla başlıyor Üç Maymun…

Bazen bir soruyla başlar her şey. Soru sormayı unuttuk epeydir. Cevaplarımız çok ancak sorusunu doğru yerden sormadığınızda verdiğiniz cevaplar da yönsüz, hedefsiz, boğuntulu bir iç döküme dönüşüyor. Edilgenleşmenin en kestirme hali bu… Oysa sorulardır biraz cevaplara anlam kazandıran.

Sormakla başlıyorsunuz hayata. Sorularınız ne kadar can yakıyorsa, cevaplarınız da o kadar yaşamda karşılığını aramaya zorluyor sizi. Buna praksis diyorlar.

Bir soru bekliyor Üç Maymun… Hayatın akışını değiştirecek bir bilinç dönüşümüne gebe bir soru…

Şantiyeye dönüşmüş bir işçi mezarlığında yaşıyoruz epeydir. O şantiye ki, kimileri için banka hesaplarında hiçbir zaman kullanamayacağı nominal hesaplar, kimileri için ise ölümün işçi yüzü…

Her gün iş cinayetlerinde ölen işçilerin haberlerini okuyoruz. Bilincimize değmiyor. Kapalı devre bir dünyanın labirentlerinde, sokaklardan, caddelerden azade ölüp gidiyorlar, gölgesiz…

Havalimanı işçileri, tersaneleri işçileri, Soma işçileri, Torunlar inşaat işçileri, çadırlarda yanan işçiler,  tarlalarda linç edilen mevsimlik işçiler…

Ölü işçilerden söz ediyorum.

Hayatımızda nasıl bir izleri var, ne kadar acıtıyor bizi bu kuralsız ölümler. Rakamlar açıklanıyor, binlerce işçi iş cinayetlerinde ölüyor. İşin fıtratı, diyorlar.

Şuna inanırım ben… Toplumsal bilinciniz belirler sizin nasıl bir sistemde yaşayacağınızı.  Esnek çalışma modelleriyle,  kaçak işçilikle, sendikasızlaştırmayla,   taşeronlaştırmayla, yoğunlaştırılmış emek sömürüsüyle küresel kapitalizmin en barbar kategorisinde yer alırken bir soru bile soramıyorsanız “üç maymun”dan birini seçebilirsiniz kendinize.

Kemal Özdemir’in yazdığı Galip Görür’ün yönettiği Üç Maymun isimli tiyatro oyunu soru sormaya davet ediyor sizi.  Üç Maymun elbette uzun zamandır örneğine rastlamadığımız bir işçi tiyatrosu. Politikanın alanının daraldığı yerde sanat uzlaşmaz karakteri ile yeni bir itiraz üretiyor kendi içinden. Provalarını izledim, oyunun bir dünya güçlükle mücadele ederek nasıl bir özveri ile hazırlandığına tanık oldum.  Zaten DİSK ile “Tiyatro İşçileri” Topluluğu’nun el ele vermesi ile vücuda gelmiş oyun. Türkiye’de işçi sınıfının içinde bulunduğu hal,  çuvaldızı kendine batırarak irdelenirken, estetik düzeyden hiç taviz vermemiş. Bir tiyatro oyunu sağlam bir metin,  iyi oyuncular ve özverili bir çabayla sanatsal değerini kıskanarak ancak bu kadar sarsıcı işlenebilirdi. Klişelere yaslanmıyor, ajitasyona yüz vermiyor, sanatsal çıtasını hep gözeterek yaşamı sanatın dünyasına taşıyıp sanatla yaşamsal gerçeğe itiraz ederek var ediyor kendisini.  Oyun bir yabancılaşma kozmosu içinde kendi yabancılaşmasıyla yüzleştiriyor izleyeni,  kendinizdeki maymunu konuşturmaya, görmeye, duymaya zorluyor, kendi hikâyenizi yaşıyorsunuz. Yaşamın gerçeği içinde kendini kalıplara sıkıştırmadan,  emek sömürüsünün siyasi bir jargonun ruhsuz ajitasyonuna dönüştürmeden tüm canlılığı ile önce işçi sınıfını eleştirerek ele alıyor oyun.

Sen soru sormazsını bilemezsen cevapların havada asılı kalır. Yeni bir dünya öncelikle kendi içindeki eski dünyayı içinin mezarlığına gömmekle mümkün.

“Gömün onu” diye sesleniyor gözleri açılan üç maymundan biri.

“Yeni bir yaşama başlamak için gömün onu.”

Üç Maymun isimli tiyatro oyununun ilk gösterimi 16 Mart 2018 tarihinde Ataşehir Mustafa Saffet Kültür Merkezinde sergilenecek. Epeydir unuttuğumuz dayanışmanın seçkin bir örneğini de sunuyor Tiyatro İşçileri.  Nevzat Çelik bir şiirinde “El eli çoğaltmayınca bir yerde uçurumlaşıyor avuç çizgisi de” der. Avuç çizgilerini, çoğalan ellerin sıcaklığı ile kapatmanın zamanı değil mi?

Siz de işçilerle dayanışanlarla dayanışmaya ne dersiniz?!

Kendi maymunumuzu hep birlikte görmeye, duymaya, bilmeye…

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları