Yemeklerden Yaşama Uzanmak

Dilek Özkan’ın Birkaç Porsiyon Hayat isimli kitabı, geçtiğimiz günlerde Kaos Çocuk Parkı Yayınları Dip serisinden okurla buluştu. Özkan, gerek daha önce yayımlanan Bir Uçurum İçe kitabında, gerekse Birkaç Porsiyon Hayat’ta yaşamdan damıttıklarını şiire taşıyor. Kitap Sultan Kebabı, İmam Bayıldı, Hünkar Beğendi, Babagannuş, Kadınbudu, Maklube, Revani, Hanım Göbeği gibi yemek ve tatlı isimlerinin başlığa taşındığı otuz şiirden oluşuyor.

Birkaç Porsiyon Hayat’ın, Dilek Özkan’ın daha önce takip ettiğimiz şiirlerinden bir farkı var; kitap yemek tariflerinden yaşama uzanırken yemeklerin dünyasına, kişisel ve toplumsal olanı taşıyarak iki farklı dünya arasında geçişkenlik kuruyor.
Domates, soğan, un, yağ, yoğurt, yumurta gibi yemek malzemelerine ruh katıp canlandırmak ve oradan tekrar toplumsal yaşama uzanmak şiirimizde alışık olduğumuz bir biçem değil. Bu bakımdan Özkan’ın kitabı şiirimizde bir ilki oluşturuyor.

Şiirde Akılcı Buluşlar
Bazen akılcı bir buluş, şairi özgün bir bir şiire yöneltip fark yaratabilir. Birkaç Porsiyon Hayat’ın kalkış noktası da böylesi bir buluştan el alıyor. Aslında riskli bir işe girişmiş Özkan. İlk bakışta yemek tariflerini yaşamın farklı görüngüleriyle ilişkilendirerek nasıl bir şiir yazılabilir, diye düşünmeden edemiyor insan. Bu nedenle tematik bakımdan marjinal ve şiirselliğe uzak, riksli bir alan bu.

Şiirsele uzak olanı, şiire taşıma çabası akla Garip akımını getiriyor. Orhan Veli, Okay Rıfat ve Melik Cevdet Anday, Garip şiirini inşa ederken şairaneliği, imgeyi, vezni şiirden kovarak o güne değin şiirimizde bilindik kalıpların dışında yeni bir şiir inşa etmişlerdi. Ancak Garip şiiri bunu, kavramsal ve biçemsel açıdan ele almış, tematik bakımdan yine bilinen gündelik hayatın sınırları içinde kalmıştı. “Nasır” gibi şiirsel olmayan sözcükleri şiire taşıyarak, şiirimizde devrim yapmıştı Garip Akımı. Garip şiirinin bu ayrıksılığı zamanında, yalınlığın sürrealizmi çerçevesinde çokça tartışıldı. Gerçi kısa sürede Garipçilerin kendileri de bu şiiri terk ettiler ama akım şiirimizde hep tartışıldı, başka şairlere şu veya bu özelliğiyle ruhunu geçirerek yaşadı. Birkaç Porsiyon Hayat’ta yer alan şiirlerin, poetik açıdan Garip şiiriyle bir akrabalığı yok elbette. Olsa olsa yaşamı merkez alan tematik yapısıyla bir ilişki kurulabilir. Ancak şiire uzak bir temadan şiire ulaşmaya çalışan bu deneysellik, Garip şiirini çağrıştırıyor ister istemez.
“Her şeyin şiirinin yazılabileceği” savsözünden yola çıkarak gözünün dediği, elinin dokunduğu her şeyi şiirleştiren İlhan Berk’i anmak gerekiyor bu noktada. İlhan Berk, evrenin şiirsel varoluşuna ulaşarak rakamlardan nesnelere kadar pek çok şeyi şiire taşımıştı. Dilek Özkan da yemeklerin dünyasında benzer bir çabaya giriyor. Üstelik kitap oylumunda yapıyor bunu. Veysel Çolak’ın, Özkan’ın kitabı hakkında yaptığı değerlendirmeyle bu, ‘şairin simyacı gibi aranması’…

Yemeklerin Dünyasıyla Yaşam Arasındaki Geçişkenlik
Bunun riskli bir alan olduğu tartışılmaz. Bu parakdosu, dilindeki sahicilikle, yemeklerin dünyası ile insan yaşamı arasındaki geçişkenliği- bu iki paralel evren arasındaki organik bağları- sıcak bir dil ve yerini bulmuş teşhis intak ve istiarelerle aşıyor Özkan. Şiirin dilsel yapısı, kırılma noktalarının üzerini başarıyla örterek yeni bir şiir kurgusuna yol açıyor.
Birkaç Porsiyon Hayat’taki şiirlerde un, yağ, şeker, patatesler, patlıcanlar, soğanlar, domatesler, nohutlar cana geliyor; insan ruhuna bürünüyor; onların da umutları, acıları, düşleri, yoksullukları, kırılmaları var. Alegorik imgelerle yaratılan bu geçişkenlik, tencerinin içinde başka bir yaşam kuruyor. Bu yaşam, ardından toplumsal olana akıyor. Bu açıdan maddi bakımdan düalist, sentez bakımından panteist çağrışımları var Birkaç Porsiyon Hayat’ın.

Yaşamın Sürrealist Portresi
Kitapta yemek malzemeleriyle canlı yaşam görüngüleri ve portreleriyle karşılaşıyoruz. Bu nedenle sürrealist bir bakış açısıyla yazılmış kitap. Örneğin, Aşure isimli şiirde Tarlabaşı’nın yeraltı yaşamının renkli bir sokağına uzanıyor, Meyhane pilavı’nda bir meyhane masası komposize ediliyor, Turşu ve Pırasa’da Neronların, Kleopatraların, İskender’in ordularının sofrasına konuk oluyor okur. Kimi zaman, aşkın halleri,kimi zaman hüzün, kimi zaman mutluluk, kimi zaman yoksulluk, kimi zaman savaşta aç kalan çocuklar şiirde özneleşerek yemek dünyasıyla ilişki içine giriyor. Yemek malzemelerinin bu özne hali, çağrışım anlamları, şairin imge dünyasında yer bulan farklı ruh hallerini imliyor; nane bahtiyarlık, domates melankoli ve hüzün, soğan acı, nohutlar bıçkınlık, çilek mutluluk…

Şiirde Alegorik Anlatımlar
Birkaç Porsiyon Hayat’ta yer alan şiirlerin başka bir özelliği de sözcüklerin gerçek anlamları dışında alegorik anlamlar yüklenmesi. Bunu teşbih, teşhis, intak ve kinayeli anlatımlarla sağlıyor Özkan. Zeytinyağının dünyaya göz süzmesi, soğanın yanaklarının pempeleşmesi, ıslanan pirincin gelin olması, yoğurdun kahkahası, salkımsaçak krepler, yumurtanın cüretkâr sarısı, limonun çığlığı, güngörmüş baharatlar, göbeği delik hamur bu söz sanatlarının kitapta bolca geçen örneklerinden birkaçı…
Kitap, mutfaktaki kadın duyarlılığının, kendini evin sınırlarına hapsetmeden şiirde karşılığını bulması aslında. Bu nedenle, bu şiirleri ancak bir kadın yazabilirdi, diye düşünüyorsunuz. Zaten dilin çağrışımsal kodları ve işleniş biçimi, kalemin kadın kimliğini hemen dışavuruyor. Yerli yerinde kullanılan imgeler, sağlam dizeler, geçişken kurgusu ve tematik yapısıyla özgün bir kitap Birkaç Porsiyon Hayat.

Birkaç Porsiyon Hayat/ Dilek Özkan/ Kaos Çocuk Parkı Yayınları-Dip Serisi/ 88 s.

Bunları da beğenebilirsin