“Büyük Menderes Nehir Havzasının Yönetim Eylem Planı”na yakından Bakmak

Büyük Menderes havzası için Tarım ve Orman Bakanlığının 2018 yılı 21 Kasımında yayınladığı Büyük Menderes Nehir Havzası Eylem Planında gözümüze takılanları paylaşmak istedim. Öncelikle havzanın su potansiyeli, bakanlığın aşağıdaki verilerinde görülüyor. Bu su potansiyeli, yine bakanlığın tespit ettiği kirlilik etkileri ve alınması gereken tedbirlerden bahsedilmektedir. Ancak bu tedbirler için gözle görülür bir çalışma yapılmamaktadır. Nehir ve diğer yüzey sularının her geçen gün dahada kirlendiğini üzülerek izlemek zorunda kalıyoruz.

Yönetim Planında şöyle denilmektedir; “Büyük Menderes Havzasının tahmini toplam yüzey akışı, yüzey ve yeraltı suyu kütleleri dahil yıllık 2.673 hm3 ’tür. Büyük Menderes Havzasının toplam yüzey akışıyla (yolda 2.673 hm3 ) karşılaştırıldığında, temel senaryoda tahmini brüt su talebi yılda 2.670 hm3 ’tür: Bunun yılda 2.414 hm3 ’ü sulama, yılda 184 hm3 ’ü konut kullanımı ve yılda 72 hm3 ’ü endüstriyel kullanım içindir.” Burada hazır su kütlesi ile tüketilen su kütlesi eşit durumdadır. Bu denklik pekte iyimser bir durum değildir.

Yine sulak alanlar ve bu alanlarda yaşayıp üreyen kuş türleri ve ekosistemi açısındanda önemlidir. Ancak havzadaki çeşitli etkinlik ve faaliyetlerden dolayı büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır.

 Bu yönetim planında buna da şöyle değiniliyor: “Sulak alanlar, kuş türleri için üreme alanları ve biyoçeşitlilik ve ekosistemler için sıcak bölge olmaları açısından önemlidir. Sulak alanlar, Türkiye’deki en çok tehdit altında olan ekosistemler arasında bulunmaktadır.” Menderes havzası ise en çok tehditin bulunduğu bir alan durumuna gelmiştir. Böyle devam ederse kuş türleri, zengin Biyoçeşitlilik ve Ekosistem yok olabilecektir.

Şimdi sıra ile menderes Havzasını tehdit eden faktörlere sıra ile bakalım. Yönetim Planında önce Evsel Atıkları ele almış ve tehditi belirleyip tedbirleri ise şöyle sıralamıştır: “Bu tedbirler; yeni  (*)AAT’lerin inşasından, mevcut AAT’lerde arıtmanın iyileştirilmesinden, mevcut AAT’lerin bakımı ve onarımından, kullanma suyu altyapı inşasından ve foseptik tanklarının inşası, iyileştirilmesi veya onarımından oluşmaktadır.” Toplam 198 tedbirden söz ediliyor. Bu tedbirler için bir maliyette çıkarılmış. Ama bizim için önemli olan Evsel atıkların arıtılma işlemlerinin hala tam olarak yapılmaması ve foseptiklerin hala yoğun bir varlık olarak önümüzde durmasıdır. “Kentsel Atıksu Arıtım Tesislerinin inşası”nın hala öncelikli olarak ortada olması, “Mevcut Kentsel Atıksu Arıtım Tesislerinde arıtmanın iyileştirilmesi amacıyla İkincil Arıtmadan N (Azot) ve P (Fosfor) Giderimine geçilmesi” ki, var olanların hala büyük eksikliklerini olması, “Mevcut kentsel AAT’lerin bakım ve onarımı” denilmesi ile hala büyük oranda onarım sorunlarının olması, “Foseptik inşası, iyileştirilmesi ya da onarımı” yanında, “Kanalizasyon altyapısının inşası” gibi 198 adet tedbir ve işlemlerden söz edilmektedir. Bunlar giderilinceye kadar, havza kirlilik yükü artarak taşınacaktır.

Çeşitli Sanayi tesisleri ve OSB’lerin atık arıtmaları ile yaşanan yüklüce sorunlar ortada durmakta ve Havzanın kirlilik yükünü Kimyasal ve Biyolojik olarak artırmaktadır. Bu konu ile ilgili olarak ise şöyle ele alınmaktadır: “Endüstriyel deşarjlara ilişkin Tedbirler Programının kapsamında yer alan temel tedbirler, endüstriyel atık arıtma tesislerinin inşasından oluşmaktadır: Endüstriyel deşarjları geçerli mevzuat tarafından belirlenen standartlara uygun hale getirmek için gerektiğinde yeni atık su arıtma tesislerinin inşa edilmesi. Baskı-Etki Analizine göre havzada 71 adet önemli endüstriyel deşarj bulunmaktadır. Bunlardan 38’ı, çıkış sularını ortama deşarj etmeden önce arıtırken, geri kalanı herhangi bir atık su arıtma olmaksızın doğrudan deşarj etmektedir.

Baskılar; (i) biyobozunur atıksu, (ii) (**)EED kapsamına giren faaliyetlerden kaynaklanan atıksu ve (iii) biyobozunur olmayan atıksu ve EED faaliyetlerinden kaynaklanmayan atıksu olarak ayırt edilebilir. AAT’lerin inşası, endüstrilerin kendi sorumluluğundadır.” Buradada 12 ek tedbirden  söz edilmektedir. 33 endüstri alanında atık arıtma tesisinin bulunmaması büyük bir sorun ve kirlilik yükü oluşturmaktadır.

 

Endüstriyel faaliyetlerin yanında madencilik faaliyetleride havzada önemli bir sorun oluşturmaktadır. Bu çalışmada bu konuda ise şöyle söz edilmektedir: “Baskı-Etki Analizine göre madencilik faaliyetlerine ilişkin sekiz adet önemli deşarj bulunmaktadır ve bunlardan sadece ikisi AAT’ye sahiptir.

Baskı-Etki Analizine göre noktasal kaynaklı önemli baskılar teşkil eden ve halihazırda herhangi bir AAT’si bulunmayan maden sahalarında AAT’lerin inşasına yönelik tedbirler tanımlanmıştır. AAT’lerin inşası, endüstrilerin kendi sorumluluğundadır.” Denilerek maden şirketleri işaret edilirken, bunların arıtma tesislerini yapmaları için ise bir yaptırım uygulanmamaktadır. Maden şirketleride hem partikül madde, hemde kullanılan kimyasallarla çevrelerini kirletmeye  ve yüzey sularını, hemde yer altı sularını istedikleri şekilde kirletmeye devam etmektedirler. Maden işletme sahalarındaki yüzeydeki yeşil dokuda yok edildiği için, ayrıca doğal denge kirliliğin artması yönünde bozuluyor. Bu yüzden havzanın kirlilik yükü daha da artıyor.

 

Yine bu çalışmada Zeytin Karasuyu ile ilgilide önemli bilgiler önümüze koymaktadır; “Büyük Menderes Havzası’nda zeytinyağı tesislerinden kaynaklanan 147 deşarj, Baskı-Etki Analizinde önemli baskılar olarak dikkate alınmıştır.

Zeytinyağı fabrikalarından kaynaklı kayda değer baskıya maruz kalan her yerüstü ve yeraltı su kütlesi için tedbirler belirlenmiştir. Zeytinyağı fabrikaları için aşağıda yer alan dört çeşit tedbir tanımlanmıştır. Sofra Zeytini ve Zeytin Yağı Üretimi faaliyetlerinden kaynaklanan sıvı ve katı atıklar için gazlaştırma tesisi inşa edilmesi Zeytinyağı fabrikalarından çıkan atık suyun gazlaştırma tesislerine transferi Zeytinyağı tesisleri atık su lagünlerinin inşası veya iyileştirilmesi ve su yalıtımı Üç aşamalı süzme işlemli zeytinyağı fabrikaları yerine iki aşamalı zeytinyağı fabrikalarının inşa edilmesi” ni önermektedir. Ancak bu Zeytinyağı tesisleri çevrelerine bıraktıkları kirlilik ile havzayı daha çok riske sokmaktadır. Bunlar için ise sadece öneri sunulup, işin takibi ve ivedilikle bu önlemleri almaları için yaptırım uygulamalarına hala gidilmemektedir.

 

Bir diğer önemli kirlilik baskı faktörü de katı atıkların depolanması sorunudur. Bu sorunda güzel bir şekilde ortaya konmuş, çözüm önerileri de sunulmuş. Bunların yapılması için ne yapılacaksa bir an önce yapılmasının sağlanması için bir adım atılması gerekmez mi? Ama hayır. Sorun ortada ve şöyle izah ediliyor: “Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik (27533 sayılı ve 26/03/2010 tarihli Resmi Gazete) uyarınca 30 adet temel tedbir özetlenmiştir. Düzensiz katı atık depolama sahalarının kaldırılmasına ve transfer istasyonlarının inşasına ilişkin tedbirler, ilçeye göre tanımlanmış olup, yeni düzenli katı atık depolama sahalarının inşasına ilişkin olan tedbirler tesise göre tanımlanmıştır. Katı atık depolama sahalarına ilişkin iki tür tedbir tanımlanmıştır: Düzensiz katı atık depolama sahalarının kaldırılması, ve düzenli katı atık depolama sahaları ile bağlantılı yeni transfer istasyonların inşasını kapsayan tedbirler. Dinar, Tavas, Çivril, Kavaklıdere ve Nazilli’deki 5 yeni düzenli katı atık depolama sahasının inşası, işletilmesi, izlenmesi ve kontrolü” önerisi sunuluyor. Ancak bunlar yapılıncaya kadar, mevcut katı atık depoları toprağı, suyu ve havayı kirletmeye devam edecektir.

 

Asıl önemli baskı ve kirlilik faktörü oluşturan Jeotermalleri de irdelemiş. Buradaki veriler 2018 yılının Kasım ayına kadar olan veri sayılardır. Bilindiği gibi santral sayısı 28’e çıkmış. Kuyularda o oranda artmıştır. Burada da sorun ortaya konmuş. Ama çözümü için yasaların uygulanması sağlanmadıkça şirketler çevreye olandan fazla zarar vereceklerdir. Planda jeotermallerle ilgili olarak şunları ortaya koymuşlar: “Jeotermal atık su, metal içeriği açısından zengindir ve yüksek sıcaklıktadır. Termal kirlilik, oksijen dengesinde bozulmaya ve ekolojik sorunlara neden olur. Belirli kirleticilerden Arsenik (As), bor (B), florür (F) ve silis (Si) jeotermal sularda bulunan ortak elementlerdir. Jeotermal deşarjlara yönelik 2 farklı tür tedbir belirlenmiştir:

Elektrik santrallerinde, jeotermal atık suyun alındığı formasyona reenjeksiyonu. Bu tedbir, jeotermal atık suyun reenjeksiyonu için kuyuların inşasını, bunların işletimini ve bakımı kapsamaktadır.

Turistik amaçlarla veya enerji haricinde herhangi başka bir amaçla bir kuyudan çekilen ve kullanılan jeotermal sulara ilişkin olarak, jeotermal atık suyun yer üstü sularına deşarj edilmeden önce arıtılması.

Büyük Menderes Havzası’nda 21 adet elektrik santrali bulunmaktadır (bu santrallerle ilişkili 431 adet kuyu vardır). Baskı-Etki Analizine göre bu santrallerin 18 tanesi, önemli baskı teşkil etmektedir. Buna ek olarak, 35 kuyu diğer kullanımlar için jeotermal su çekmektedir (termal turizm, sera kullanımı, evsel sıcak su ve ısıtma).

Dört tedbir, jeotermal tesislerin bulunduğu aşağıda verilen su kütlelerinden suyun çekildiği oluşuma jeotermal atıksuyun reenjeksiyonu için tanımlanmıştır: Orta Büyük Menderes, Aşağı Büyük Menderes 1, Köşk 2 ve Moralı. Dört tedbir; Aşağı Büyük Menderes 1 ve yan kollarında (Moralı), Orta Büyük Menderes ve Büyük Menderes ve yan kollarında (Aşağı Çürüksu ve Aşağı Dandalas), Bafa Gölü ve Küfi A yan kolunda kullanıldıktan sonra jeotermal suyun arıtımı için tanımlanmıştır.” Bu uzun alıntıdan sonra jeotermal atık suların arıtılması, yada reenjekte edilmesini önermektedir. 21 Santralin 18’inin çevreye büyük baskı oluşturduğunu bu belgede kendileri yazmaktadırlar. Kurallara uyulmadığının itirafı gibidir. Ancak dönem dönem bu atık suların arıtılmadan, soğutulmadan doğal ortama bırakıldıkları gözlemlenmektedir. Bu ise doğadaki ve çevredeki tahribatı ve kirlilik yükünü ne kadar artırdığını gözler önüne sermektedir. Böyle giderse, Menderes havzası artık hep sorun üretme alanı olabilecek. Aşırı kirlilikten dolayı üretim kapasiteside aşırı düşecektir. Bakanlığın Yönetim Planlarını uygulatması gereklidir. Bu plana aykırı davranan, yada yerine getirmeyenlere büyük yaptırımlar uygulayarak yöre insanı ve diğer canlıların yaşam haklarını korumalıdır…

Kaynak:

https://www.tarimorman.gov.tr/SYGM/Belgeler

(*) AAT: Atık Su Arıtma Tesisi.

(**) EED: Endüstriyel Emisyonlar Direktifi.

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları