Auschwitz, Ölüm Kampı

Auschwitz-Birkenau, Nazi Almanyası tarafından kurulmuş en büyük toplama kampıdır.

Polonya’da yaşayan yaklaşık 3 milyon Yahudi’nin yok edilmesinin başlangıç sinyali olan operasyon “Reinhard” kod adı ile kuruldu. Auschwitz-Birkenau ve Majdanek toplama kaplarında da iki imha kampı daha kuruldu. Altı imha kampının tümü de eski Polonya topraklarında yer alıyor ve sadece kitle katliamını amaçlıyordu.

Tümü de son derece organize olan imha kamplarının fabrikalara olan benzerliği tüyler ürpertici boyutlardaydı. Bununla birlikte, gelişmiş gazla zehirleme tesisleri ve krematoryumları ile sadece Auschwitz-Birkenau yüksek teknolojiye sahipti. Yahudilerin katledildiği yeraltındaki gaz odalarından tutunda cesetlerin yakıldığı I ve II numaralı krematoryumlara çıkan asansörler bile konulmuştu. Altı imha kampı çok kısa bir süre içinde inşa edildi.

Aralık 1941 ve Aralık 1942 tarihleri arasında, Chelmo, Belzec Treblinka, Sobibor, Auschwitz-Birkenau ve Majdanek kamplarının tümü de demiryolu hatlarının yakınında bulunuyordu. Kamplar özellikle Alman ve uluslararası kamuoylarının ilgi alanlarının dışında bulunan, uzaklardaki Polonya’nın sessiz kırsal bölgelerinde olmalarından ötürü seçilmişti.

Polonya’daki Krakov kentinin 60 kilometre güneybatısındaki Auschwitz, 1940 yılının ilkbaharında inşa edildi. 1941 yılının Eylül ayında toplama kampının komutanı Rudolf Höss, tutukluların öldürülmesi için zehirli Züklon B temin edilmesini istedi. Aslında bir dezenfeksiyon maddesi olan Züklon B; kapalı alanda yaydığı buharla dakikalar içinde ölüme sebebiyet veriyor. Auschwitz toplama kampı ya da bir diğer adıyla bu ölüm kampında hayatta kalmayı başarabilenler 27 Ocak 1945’te Sovyet birliklerince kurtarılmıştı.

Auschwitz toplama kampının acı geçmişinde yaşananları soykırım tanıkları anlatıyor: “Baltık Denizi ve Karpatlar arasındaki Doğu cephesinde 13 Ocak sabahı Sovyetler büyük bir operasyon başlattı. Cephe 1000 kilometre boyunca alevler içinde.” Operasyon sabahı Alman radyosundan bu haber veriliyordu. Kızıl ordu karadan ilerledikçe, Auschwitz toplama kampındakilere özgürlük biraz daha yakınlaşıyordu. Ancak özgürlük için daha iki hafta beklemeleri gerekliydi. Sovyet birlikleri 27 Ocak 1945’te nihayet kampa ulaştı. Fanatik Alman birliklerinin direnişi ile karşılaşan Kızıl Ordu’nun 231 askeri, kampı özgürlüğe kavuştururken hayatını kaybetti. Kamptaki yaklaşık 60 bin kişiden 7 bin 500’ü ise zaten adeta birer ölü gibi görünüyordu. Ve onlar uzun sürecek yürüyüşe katılamadı. Kamuoyunun Auschwitz’te yaşananları öğrenmesi hemen mümkün olmadı. Kamptan kurtarılanlarla ilgili ilk haber İngiliz yayın kuruluşu BBC’nin Almanca servisi tarafından 1945 Nisan’ının ortalarında aktarıldı. Kurtarılanlardan biri de Anita Lasker’di. Lasker yaşadıkları şöyle anlatıyordu:

“Kampa yenileri getirildiğinde başlarında bir doktor ve komutan bulunuyordu ve hepimizin gözleri önünde tasnif ediliyorlardı. Yaşları ve sağlık durumları soruluyordu. Yeni gelenler ise ne olduğundan habersizdi ve sağlık sorunlarını söyleyerek aslında kendi ölüm fermanlarını imzalıyorlardı. Özellikle yaşlılar ve çocuklar ne olduğunu anlamıyordu. Sağ taraftakiler hayatta kalıyor, sol taraftakiler ise gaz odasına gönderiliyordu…”

Auschwitz’e getirilenlerin tümü gazla öldürülmüyordu. Hayvan taşımacılığında kullanılan vagonların içinde sıkış tepiş kampa getirilen insanlar, Nazi terminolojisine göre “tasnif” ediliyordu. Kimin gaz odasına gönderileceği kimin gönderilmeyeceğine SS doktorları karar veriyordu. “Auschwitz’in Azraili” olarak adlandırılan Josef Mengele de bu doktorlardan biriydi. Mengele, “tasnif” işinin yanı sıra kampta aralarında çocukların da bulunduğu çok sayıda kişinin üzerinde vahşi deneylerini de gerçekleştiriyordu. Mengele savaş sonrasında önce Arjantin’e ardından da Paraguay ve oradan da 1978 yılında bir deniz kazasında öldüğü Brezilya’ya kaçtı. Kamptan Sovyet askerleri tarafından kurtarılanlardan biri olan Anitta Lasker doktor Mengele’yi şöyle anlatıyordu:

“Dr. Mengele orda çeşitli deneyler yapıyordu. Kadınlar, deneylerin yapıldığı Auschwitz’in ünlü 10’uncu bloğuna getiriliyordu. Ve kadınlar deneylerde kobay olarak kullanılmak üzere kısırlaştırılıyordu… İkizlerle ilgili de yapılan deneyler vardı. Dilleri tamamen dışarı doğru çekilerek koparılıyordu, burun delikleri de zorla açılıyordu.”

BBC’nin Almanca servisine olanları anlatan ve bu kamptan kurtarılanlardan biri olan Charlotte Gruno da şunları anlatmıştı:

“Tasnif’ adı verilen işlem her hafta yapılıyordu. Saatlerce çağrı yapılıyor ve insanlar saatlerce o korkunç blokların önünde bekliyordu. Ardından doktor geliyor, onların başında da Mengele bulunuyordu, el hareketleriyle kimin yaşayacağına kimin öleceğine karar veriyordu. Sonra insanlar 1, 2, 3 diye numaralandırılıyor ve 25’inci bloğa getiriliyorlardı. 25’inci blok ölüm bloğuydu.”

Auschwitz’teki tutukluların ölüm bloğuna gidip gitmeyeceğine karar veren Doktor Mengele ve Auschwitz’te Nazilere bağlı SS güçleri tarafından yaklaşık 1 milyon 100 bin kişi öldürüldü. Suçlular Kızıl Ordu yaklaşırken ölüm izlerini yok etmek için gaz odalarını 1944 yılının sonunda havaya uçururken, tutuklular da kamptan tahliye edildi ve batıya doğru tehcire zorlandı. Aşağı Saksonya Eyaleti’ne getirilen Charlotte Grunov ve Anitta Lasker, 1945 Nisan’ında İngilizler tarafından kurtarıldı.

Auschwitz korkunun ve Nazi sisteminin en büyük toplama ve imha kampıydı. Burada mükemmel şekilde işleyen korkunç Nazi sistemi daha da geliştirilmişti. Kitlesel ölümlerin organizatörü ise Adolf Eichmann’dı. Eichmann, Reich Ana Güvenlik Baş Dairesi (RSHA) olarak adlandırılan kuruluşun Yahudi işlerinden sorumlu yöneticiydi. Bu daire SS yapılanmasının bir nevi terör aracıydı. Eichmann 2. Dünya Savaşı’nın sonunda Vatikan’ın desteğiyle Arjantin’e kaçtı. Ancak İsrail gizli servisi, 1960 yılının Mayıs ayında peşini bırakmadığı Eichmann’ın izini buldu ve onu İsrail’e kaçırdı. İsrail’de hakim karşısına çıkarılan Eichmann, Yahudilerin soykırıma uğratılmasında büyük rol oynamadığını iddia etti, ancak mahkemeyi ikna etme konusunda başarılı olamadı. Eichmann yargılama sonunda suçlu bulundu ve 1962’de idam edildi.