“Yalnızlık benim yuvam”

İnsanın, insan ve  doğa üzerinde egemenlik kurma hırsı beni çok korkutuyor. Kıran kırana bir savaş içindeyiz. Kırıp dökmek, talan sınır tanımıyor. Yıkım ve sevgisizlik çığ gibi büyüyor. Herkes herkesi sevmek zorunda değil elbette. Ama teorik olarak temel hakların korunma noktasında daha hassas olmak zorundayız ve söz konusu tek tek kişiler olunca   önem arz ediyor.

Çünkü haksızlık karşısında susup dilsiz şeytana dönmek kişilerin kendilerine karşı olan saygısızlığıdır ve yarın öbür gün aynı haksızlık onun kapısını çaldığında susup gidenlere kızmaya hakkı olmaz.

Bu konuları sorgulamak isteyenler için en iyi eserdir “Böyle Buyurdu Zerdüşt”. Nietzsche Zerdüşt eserinde; “İnsanlar arasında yaşamayı, hayvanlar arasında yaşamaktan daha belalı” bulmuş. Ve “Yalnızlık benim yuvam” diyerek yollara düşmüş, ruhunu ve bedenini bir mağaraya hapsetmiştir.

Nietzsche’yi yola çıkaran “Başını yastığa koyduğunda gönlün rahat mı?” sorgulamasıdır. Son zamanlarda ülkemizde yaşananlara baktığımda aklım duruyor. Tutuklanmalar, kayyumlar, ölümler ve savaş karşısında “iyi olmuş” demek hangi vicdanla açıklanabilir bilmiyorum. Aynı mahallede, aynı işyerinde, aynı kentte yaşadığımızı, aynı havayı soluduğumuzu, aynı güneşin altında olduğumuzu nasıl olur da unuturuz anlaşılır gibi değil!

Bizden olmayanı hemen kovmak ne kadar insanidir? Neden böyle yapıyoruz diye hiç mi sormuyoruz kendimize? Ya Zerdüşt’ü okuyanlara ne demeli?  Unuttuk mu beyni sürekli sorularla doluydu Zerdüşt’ün. Anımsayalım; Zerdüşt’ü kimse anlamaz, sevmez, gittiği her kentten kovulur. Çünkü Zerdüşt, on yıl yaşadığı mağarasından kendi külleri ile inmiştir insanların arasına ve sizde bilirsiniz yanınızda kendi küllerini avuçlarında taşıyan insanlara tahammül etmek farklı bir varoluş biçimidir.

Elbette şehvet, bencillik, haset, egemenlik ve ün sahibi olmak için herkesin birbirini boğazladığı günümüzde kendi küllerini avuçlarında taşıyanları beklemek de Godoto’yu beklemekten farksızdır. Zerdüşt’ün aynalara koşan bu hastalara da söyleyecek sözü vardır. “Her kim ün sahibi olmak isterse bırakmalı şerefi.” Demiştir. Ün sahibi olmak gelecekten yoksun olmaktır, mağaraya doğru yola çıkma cesareti göstermemektir.

Kendi adıma içinde yaşadığımız korku ve otorite çağında her duyarlı insanın bir mağaraya ihtiyacı olduğunu düşünenlerdenim çünkü o mağarada kendimizi, eylemlerimizi sorgulamaya, insanlarla yeniden bağ kurmaya ve küllerimizi avuçlarımıza almaya yeniden insan olmaya yol alma cesareti göstermek zorundayız.

Bırakın ülkemizi, dünyanın sürüklendiği bu kör karanlık gerçekten boğucu. Kimsenin konuşmadığı, suskunluğu yeğlediği günümüzde hiç değilse bağ kurabildiklerimizle duvarları yıkmalıyız diye düşünüyorum. Herkesin vicdanına göre eyleme geçmesini beklemek size göre saflık olabilir ama kendi adıma başka çaremizin olmadığını düşünüyorum.

Her ne kadar gözlerimizin önündeki sürgünlere, ölümlere, işkencelere, savaşlara, açlığa, yoksulluğa karşı suskun kalmaya alıştırıldıysak da daha fazla alışmak yerine vicdanımızı biraz olsun yoklamak ve aramızda ellerinde külleriyle gezenleri görme cesareti göstermek çok mu zor?

 

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları