Korku Felsefesi…

Dikkat ettiniz mi?

Korku edebiyatında ve onun modern sunumları olarak korku sinemasında, saçma ve olağandışı gibi görünen tüm ögelerine karşın sırtını az-çok tutarlı bir felsefeye dayandırırlar.

Örneğin Wampirler…

Soyludurlar, kanla beslenirler; karanlık gizemli şatolarda otururlar; gündüzleri son derece nazik, kültürlü davranışlarına karşın geceleyin bir canavara dönüşen iki yüzlü yaratıklar!..

Bu bize tam da bir ARİSTOKRASİ eleştirisi vermez mi?

Burjuvazinin, aristokrasilerden kopuşunu ve onlara nefretini ifade eder gibidir.

Ama o da ne?

Bu soylu sınıfın kan emicilğine karşı mücadelede yanına aldığı en büyük yardımcı, feodalizmin temel kurumlarından olan KİLİSE SOYLULARI olur.

Rahipler onların yardımına da koşar; kötü ruhlarla kirlenmiş olan bu düşkünlere, ilahiler eşliğinde Haç çıkararak büyük bir darbe vurur.

Ama kan emici aristokrasinin gerçek ölümü AYDINLANMA’dır; ışık, onları küle çevirir…

Yine de korku devam eder…

ZOMBİ’ler’in sınıfsal karakteri ise daha açıktır.

Marks’in “zincirlerinden başka kaybedecek birşeyleri olmayan” dediği proleterler! Ölümden mi korkacaklar? Hayır, zaten ölüdürler!..

Onlar yoksul ve sefil insanlardır; yaraları hep kanar; ezilen sınıflardır; savaşta korkunç biçimde katledilmiş askerlerdir; katliama uğramış yığınlardır…

Burjuvazinin gözüyle bakarsak ZOMBİ istilaları korkusu; kafaları, bilinçleri olmasa da kitleler halinde isyan edip ayağa kalkan, ölümden korkmayan proletaryanın / halk kitlelerinin eyleminden korkuyu ifade etmez mi?

Marksist solun “bilinçli proletarya” imgesine karşı; proletaryayı tamamen bilinci olmayan yaratıklar olarak resmeder.

Belki de iyimser bir yorumla kendi zulümlerinden zarar görmüş kitlelerin yarattığı suçluluk duygusu ordusudur zombiler, bir türlü yakalarını bırakmaz.

Burjuvazi bu istila karşısında korkar ama güvenini yitirmez; isyanı ortaya çıkaran nedenleri biraz bilimin, biraz dinin, biraz da güç kullanımının yardımıyla çözer; onları ait olduklardı yere mezarlarına geri döndürmeyi başarır…

Ama korku devam eder…

Korku edebiyatı ve filmlerinin arkasındaki SINIF gerilimlerine dikkat etmenizi öneririm.

Bununla birlikte insanın bireysel KORKU’sunun nasıl temellendiğine dair önemli eserler de vardır: Örneğin yönetmen Wes Craven’in “FREDDİ’NİN KÂBUSU (Elm Sokağında Kâbus)” dizisi tutarlı psikolojik çözümlemeler içerir.

İnsanlar rüyalarına giren cehennem kaçkını korkunç Freddy’i ile mücadeleye girişirler. Freddy’den korkup kaçtıkça o, daha çok üstlerine gelir ve onları öldürür. Rüyasında öldürülen kişi gerçekte de ölür…

Freddy’nin alt edilmesinin tek yolu, onun sizi boğmasına izin vermemektir, rüyada yenilen Freddy, gerçekte de yenilir, yok olur.

Korkularımızı kendimizin yarattığına, kendi yarattığımız korkularla yine kendimizin baş edeceğine dair tutarlı bir felsefe…

…ama yine de KORKU devam eder.

Peki ama korkunun, insanları bireysel ya da kitlesel olarak yönlendirme kolaylığı sağlaması dışında objektif bir temeli yok mudur?

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları