Uçurum İçimizde

“İnsan, hayvan ve üstün insan arasına gerilmiş bir iptir. Uçurumun üzerinde bir ip.”

İnsanın cambazlığı ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Hayvani tarafımızın  bazan kendini dışa vurduğu oluyor iyi ki bilincimiz hemen devreye girip “Hey insan sen hayvandan üstünsün” diye fısıldıyor. İnsan aynı zamanda meraklı bir varlık ve ipin üzerinde cambazlık yaparken aklı hep uçurumda! Acaba aşağıda ne var? İp üzerinde geçen zamandan sıkılıp uçuruma atlamaktan da korkmuyor insan. Bakıyor ki uçurum sandığı kadar korkunç değilmiş. Bence uçurum insanın kendini bulduğu, keşfettiği  yerdir. Tutku var, mantık var.

Kendi doğamızla buluşma yerimizdir uçurum.

  Ben de şiirlerimde uçurum metaforunu kullanırım,  hatta yazdığım romanlarımda kahramanlarımı sık sık uçurum kıyısına gönderip yaşamlarını sorgulatıyorum. Uçurumun dibine gönderiyorum. Özellikle kriz anlarında , hayatın çalkantılı dönemlerinde ya da mantığı ve tutkusu arasına sıkışmış olduklarında illa ki bir uçurum çıkarıyorum karşılarına.

Uçurum demek korku ve heyecan demektir. Ama korkuyu da beraberinde getiriyor elbette. Korkmak;  Korkusuz insan var mıdır acaba?  Aç kalacağım diye, öleceğim diye, sevdiğimden ayrılacağım diye, işimi kaybedeceğim diye, hastalanacağım diye korkmuyor muyuz? Hem korkan hem de elinden geleni yapmak uçurumun üzerindeki cambaz insanın mı yoksa uçuruma atlayan insanın mı eylemidir bilemiyorum! Bence ölçülü davranan, sakıntılı insanlar korkmaz ki bu da hiç iyi değildir çünkü korkuları hayatlarına mal oluyor. Fakat zamanla her türlü korkuyla baş etmeyi öğreniyor insan.

 Ülkemize baktığımda da insanlar ipin üzerinde cambazlık yapıyor adeta.  Yoğun bir sis bulutunun ortasında sıkışmış yolumuzu arıyoruz. Yolun sonu uçurum ve uçurumda kendimizi bulacağımızı, farkındalığımızı yakalayacağımızı biliyoruz aslında ama cesarete ihtiyacımız var. Birilerinin illa ki bizi itmesi gerekmiyor korkumuza hükmedip biraz da cesaret yeterli bize.

Hayvandan üstün olan insanın eylemlerine bakınca da akıl tutulması yaşadığımız doğrudur. Hem akıllı ol hem akıl hastanesine, savaş alanına çevir yaşam alanını. Ne kadar trajikomik değil mi?

Arzu ve ihtiras! İnsan arzularını ve ihtiraslarını iyi yönetemeyince başının belası oluyor.  Hangi kitapta okuduğumu anımsamıyorum ama çok beğendiğim için ezberimde kalmış şu aforizmayı da paylaşmak isterim;“Kendine hakim olmanın yolları jant tellerine benzer, er ya da geç merkeze ulaşırlar”  Hepimizin ulaşmak istediği bir merkez var mutlaka lakin bu merkezde her zaman arzu ettiğimiz şeylerle karşılaşmayabiliyoruz. Bazan hüsran da çıkabilir karşımıza. Bitmek bilmeyen arzularımız tükenişe de neden olabiliyor.  Cambazlıkta üzerimize yok ama arzularımız ve ihtiraslarımız arasında dengeyi kuramıyoruz. Kuramadığımız için de aslında içimizdeki uçurumu göremiyoruz.  İplerin üzerinde cambazlık yapacağımıza uçuruma atlama cesareti verelim birbirimize.  Siz de merak etmiyor musunuz uçurumun dibindeki sonsuzluğu? Madem Nietzsche ile başladık söze yine  Nietzsche ile bitirelim sözümüzü. “Kuş olmayanın uçurum kıyılarına yuva kurmaması gerekir.”

 

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları