Tevhidi Tedrisat’tan Ulusal Eğitime

3 Mart 1924 günü, siyasi tarihimiz, parlamento tarihimiz ve eğitim tarihimiz açısından hayli önemli bir gün. Aynı gün, 429 numaralı kanunla Şer’iyye ve Evkâf ve Erkân-ı Harbiyye-i Umûmiyye Vekâletlerinin İlgasına Dair Kanun, 430 sayılı kanunla Tevhîd-i Tedrîsât Kânunu, 432 sayılı kanunla kanunla Hilâfetin İlgâ ve Hânedân-ı Osmâniyye’nin Türkiye Cumhûriyyeti Memâliki Hâricine Çıkarılmasına Dâir Kânun kabul edilecektir.

Tevhid-i Tedrisat, tedrisatın, eğitimin birleştirilmesi, bir kurum altında eşgüdümlenmesi daha doğru düzgün söyleyecek olursak ulusal eğitim anlayışının kabul edilmesi anlamlarına geliyor.  Eğitim, genç Cumhuriyetin en ehemmiyet verdiği konuların başında geliyordu; belki en iddialı olduğu ama geçen onyıllar içinde de yine en tartışmalı, en sorunlu hatta dilim varmasa da en başarısız –hadi daha az başarılı diyelim- olduğu alanlardan biri de eğitim konusu oldu. Erken Cumhuriyet eğitime teknik bir mevzu olmanın ötesinde anlamlar yüklüyordu; beklentisi, yeni neslin bir takım temel bilgileri öğrenmesi ve ilerleyen eğitim süreçlerinde meslek sahibi olmasının ötesindeydi. Bir medeniyet projesi, “cumhuriyet nesli” yetiştirmenin manivelası olarak bakıyordu eğitime.

Lafı uzatmayayım. Erken Cumhuriyet’in eğitimden beklentilerini değil de, günümüzde bu beklentilerin ne kadarının karşılandığını konuşmak daha iyi olacak. Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) verilerinden yararlanarak 1924 yılından beri yerleştirmeye çalıştığımız ulusal eğitim düşüncesinde ne yol almışız, bugün neredeyiz bir göz atalım.  TUİK’ten derlediğim tüm bu istatistikler 2018 yılına ve 6 yaş ve üzeri nüfusa ait. TUİK’te 2019 yılına ait fazla bir veri yok. En yaygın ve güncel veriler 2018 yılına ait olanlar. 6 yaş üzeri nüfusun dikkate alınması ise okullaşma ile ilgili. 3 yaşındaki nüfusun %100’ünün okuma yazma bilmemesinden hareketle siyasi, pedagojik vb. analizler yapılması saçma olur, değil mi? Türkiye’nin 2018 yılındaki nüfusu 82 milyon kişi (82.003.882)  bunun 6.484.986’sı 0-4 yaş aralığında, 6.358.920’ı ise 5 ila 9 yaş aralığında. Bu iki rakamdan hareketle Türkiye’de 2018 yılında yaklaşık 75 milyon kişinin 6 yaş ve üzerinde olduğunu söylemek mümkün.

TUİK verilerine göre 6 yaş üzerinde Okuma Yazma Bilen Fakat Bir Okul Bitirmeyen 7.739.232 kişi var. Yanlış okumadınız, 7 milyon 7 yüz bin yazıyor. Unutmadan,  Okuma yazma bilen ama bir okul bitirmeyen demek, pratikte, parayı tanıyan, dükkân tabelalarını, otobüs duraklarını okuyan hadi hadi televizyondaki yayınlanmakta olan programın adını okuyabilen,  çalan telefonu açmadan kimden geldiğini okuyabilen, zar zor da olsa atılan mesajı okuyabilen kişi demek; zinhar bundan ötesi değil. 2.198.088 kişi ise bunu bile yapamaz durumda.  Şimdi toplayın bu iki rakamı, 9 milyon 937 bin 320 kişinin ya yazılı hiç ama hiçbir şeyi okuma, anlama becerisi yok ya da oldukça, oldukça, oldukça sınırlı düzeyde. Türkiye’nin 6 yaş üzeri nüfusunun 18 milyon 282 bin 367’si ilkokul mezunu, 9 milyon 725 bin 445 kişisi ise ortaokul veya dengi meslek ortaokul mezunu. Hadi şimdi bunları toplayalım mı? Türkiye’nin 2018 yılındaki 6 yaş ve üzeri yaklaşık 75 milyon nüfusunun 37 milyon 945 bin 132 kişisi ortaokul mezunu ya da daha düşük –ve hiç- eğitime sahip.

Üniversite mezunu rakamlarına bakmadan önce, Türkiye’nin son 10-15 yılda üniversite sayısındaki göz kamaştırıcı (!) artışını anmadan olmaz. 1967 yılında 11 olan üniversite sayısı, 1980 öncesinde 21’e yükseliyor. 1980 sonrası toplu üniversite açılışlarının başladığı yıllar. 1982 yılında 6, 1992 yılında bir anda 23,  1997’de 8, üniversite açılır. Hepsini yazmadım,   aradaki yıllarda da açılan üniversiteler mevcut. AKP’nin iktidarı döneminde ise 2006 yılında 16, 2007 yılında 21, 2008 yılında 13 ve sadece 2018 yılında 23 üniversite açılmış.  2019 yılı itibariyle artık Türkiye’de 206 üniversite var ve buralarda okumakta olan öğrencilerin sayısı 7,5 milyona yaklaşmış durumda. Tabii bu rakamın 3 milyon 880 bin 9312inin açık Öğretim fakültelerinde okuyor olmaları, özellikle İktisadi ve İdari Bilimler fakültelerinin neredeyse kapanma noktasına gelmeleri ise kimin umurunda. 2018 yılı itibariyle Türkiye’de üniversite mezunu sayısı ise 9.754.499 kişi. Vahameti (ya da başarı mı dersiniz bilmem)  şöyle anlatayım. 2018 yılı itibariyle hayatta olan ve 2 yıllık yüksekokullar ve açıköğretim fakülteleri dâhil herhangi bir yükseköğretim kurumundan mezun insan sayısı 10 milyona yakınken, 2018 yılı itibariyle okullarda öğrenci olarak kayıtlı bulunan öğrenci sayısı 7,5 milyona yaklaşmış durumdadır. Ne güzel değil mi artık neredeyse her yıl 7,5 milyon mezun vermeye de başlayacağız.

1924’ün Tevhid-i Tedrisat kanunundan 2020’ye handiyse 100 yılı devirmiş ulusal eğitim politikamızda geldiğimiz nokta, hal-i pürmelalimiz böyle.

 

Mete Kaan KAYNAR
Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları