Sibel…

Bolluk ve bereket tanrıçasıydı Sibel. Yani Kibele… Doğanın bolluk ve bereketine şükranın sembolü olarak Anadolu’da kutsanmış en büyük tanrıçaydı. Geçen zaman içinde Anadolu’nun bolluğu ve bereketi nice medeniyetleri besleyip büyüttükçe, Tanrıça Kibele’nin ünü de büyümüş dört bir yana yayılmıştı.

Kibele mi Anadolu’yu büyüttü, Anadolu mu Kibele’yi sorusunun nasıl bir cevabı vardır bilemiyorum ama şu bilinen bir gerçek ki o Anadolu binlerce yılın milyonlarca çocuğunu besledi, büyüttü. Çok uzak yerlerden göçüp gelenlere yurt oldu. Toprağıyla aş, taşıyla vatan oldu. Çok güçlü kralların ordularının en amansız savaşlarına meydan, barışmalara sahne oldu. Bilinmez ya, belki de tozu dumana katan rüzgârlarıyla Kibele’nin bereketini uçsuz bucaksız diyarlara savurdu. Milyonlarca çocuk emzirdi ak pak göğsünde, binlerce efsaneye ruh verdi…

Devirler geçti, çağlar kapandı ama tarih Anadolu’yu da Kibele’yi de hep yazdı… Kibele bir efsane oldu, çok fazla kimsenin bilmediği kırk memesi olan bir heykelden, bir figürden ibaret oldu ve bu toprakların kız çocuklarına isim oldu: “Sibel”.  Sonra öyle bir gün geldi ki bolluğu bereketi doğadan çalmaya başladı insanoğlu. Bolluk ve bereket herkesin değil de sadece kendisinin olsun diye doğaya saldırır, onu öldürür oldu. Önce bir dal, sonra bir ağaç derken doğayı yavaş yavaş zimmetine geçirir oldu. Asırlar su gibi akarken sular azalır, göller, dereler, topraklar birer birer kurur oldu…

O anlı şanlı, eller üstünde tutulan Kibele’nin aklına gelir miydi hiç nankörlüğün bu kadarı? Kibele direnemedi ama Anadolu direndi… Direniyor…Yine de beslemeye, büyütmeye çalışıyor bağrına gelen her yavruyu. Zimmetli bolluklar ve bereketler dünyasının modern insanlarının elleri, bolluk ve bereket için hâlâ duaya açılmaya devam ediyor. İhtiyaçtan fazlası, gereğinden ötesi için… Doğa ise kimini daha çok, kimini daha az doyuruyor, kimine ise güç yettiremiyor artık…

Ve bir gün gazetede görüyorsun ki on binlerce yıl sonra bu topraklarda bir Sibel, gencecik, tazecik bir Sibel, bolluğa berekete doyamamış bir Sibel, belki bir gün kavuşabileceği bolluk ve bereketten ümidini kestiği için daha birçok şeyin yanında isminin anlamını da o bir türlü doyuramadığımız gözlerimize sokarak son vermiş hayatına…

Doyuramadığımız gözlerimizden göz yaşı akıtmaya utandıran ne kadar çok şeyimiz var öyle değil mi Sibel’in hikayesi karşısında? Her biri Sibel’i kurtarabilecek olan… Tam başkalarına kızacak neden ararken yüzümüzde şamar gibi patlayan… Sibel’in gözlerine bakabilmemize engel olan…

Elif Demirbaş TOPCU

Latest posts by Elif Demirbaş TOPCU (see all)

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları