Popüler Kültür

Çağdaş Gül ÖĞÜT

Popüler kültür, toplumun çoğunluğunun bir seçim söz konusu olmaksızın benimsediği ve kapitalist endüstri biçiminin dayattığı, tüketme eylemi ile temellenen bir kültürdür. “Popüler kültür, kapitalizm tarafından sağlanan kültürel kaynaklar ile gündelik yaşam arasındaki ara kesimde üretilir.”[1] “Gündelik yaşamın kültürü olan popüler kültür geniş anlamıyla, belirli bir yaşam tarzının ideolojik olarak yeniden üretilme ön koşullarını da sağlar.”[2]

Sadece belirli bir kesim tarafından takip edilen sanatsal veya kültürel faaliyetlere, kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte toplumun tümü seyirci olarak katılmaktadır. Popüler kültürün bu sınıf farkını ortadan kaldıran, ortak beğeniler yaratan niteliği, özellikle yüksek sanat savunucuları tarafından şiddetle eleştirilmiştir. Eleştirilerde ortak yönler genellikle popüler kültürün, sanatın özünü sıradanlaştırdığı ve hatta sonlandırdığı yönündedir.

Yüksek kültürün karşı konulamaz popüler yaşam biçimini yargılamasının sebebi, kültürler arası rekabettir. Örneğin amerikan yaşam kültürüne ilgi duyan bireylerin, kendi tercihlerinden farklı sanat, müzik biçimlerini veya kentli kültürlerin kırsal kesim kültürünü bir kültürsüzlük olarak tanımlamaları, kültürel iletişim biçimlerinin varolma çabalarına işaret etmektedir.

Kitle kültürü, kapitalizmin halkın beklentilerine göre düzenlediği, paketleyip sunduğu bir kültürdür. Popüler kültür ise, kitlelerin popüler beğeni tercihleri ve sürekli tüketimi doğrultusunda kitle kültürünün belirleyicisi ve gerçekleştiricisi konumundadır. Kapitalist pazar mekanizması, toplumsal her faaliyete sızarak yeni tüketici arayışlarını sürdürmek amacıyla kitle kültürüne popülerin kalıp halinde biçimlenmesi ve üretilmesi işlevini yükler.

Batıdan Türkçe diline gelen “popüler” kelimesi kısaca çoğunluğun bildiği ve seçtiği anlamındadır. “Popüler”, kimi kaynaklara göre halkın benimsediği anlamına gelmektedir. Buna karşın popüler kültürle ilişkili “popüler” kavramı ve halkın benimsediği anlamdaki “popüler”, birbirinden farklı değerleri temsil etmektedir.

Popüler kültür, halkın seçimi ile belirlenmemekte, kitle iletişim araçları ile halkı etki altında bırakmaktadır. Örneğin; özellikle kırsal kesimde yaşayan bireylerin, hiç görmedikleri ve adını bile duymadıkları gösterişli marka ürünlerini talep etmeleri mümkün değildir. Popüler kültür, sınıfsal fark ayırt etmeden söz konusu ürünleri popülerleştirir ve tanıtır. Böylece, arzu ve statü kavramlarında yer değiştirmeler başlar. Bireyler arasındaki statü farkı ise, popüler kültür ürünlerine sahip olup olamamakla ölçülür. Bu aynı zamanda, özsever iletişim biçimlerini ortaya çıkarır.

Özsever iletişim, sürekli almak ve beklenti üzerine kurulu bir sistemdir. Öyle ki, bu sistemde, medyanın da önlenemez yükselişine çanak tutan, “ben” ve “ben” arasında geçen bir monolog başlıca unsurdur. Bu iletişim biçiminde, algı ve empati duyarlıklarının izine bile rastlamak mümkün değildir. Kısacası, popüler kültürün “popülerleşme” süreci ve sonrasının yarattığı olumsuzlukların kimlikte yarattığı bir tür paradoksun insanlar arası iletişimi de etkilediği açıktır.

Popüler olan, bir tüketim nesnesi veya kitle iletişim araçlarıyla tanınır hale gelen ünlü bir kişi olabilir. Çoğunluğun beğenmediği yani popüler olmayan ise Pazar mekanizması tarafından gerçek dışı nitelendirmelerle tanımlanır ve yok edilmeye çalışılır. Bu aynı zamanda ideolojik bir manipülasyondur. Medyanın kazandığı güç, halkın popüler olanı belirleyebilmesine bir son vermiştir. Bir tüketim ürününün çoğunluk tarafından benimsenmesi, yararlılığından çok medyada yer alan reklamı, imajı ve sloganlarının sürekli olarak tekrarlanması ile bağlantılıdır. Böylece doğru olsun veya olmasın, çoğunluğun seçiminin sözde hâkimiyeti, yabancılaşarak popüler tüketim sistemine güç kazandırır.

Popüler yaratma sisteminin karşıtı, bir direniş kültürü olarak, çoğunlukla emperyalizme karşı mücadele veren ülkelerin toplumlarının yaşam biçimlerinde var olur. İşçi sınıfı kültürü, Marksist kültür, sosyalist kültür ortak mücadele eyleminde birleşen direniş kültürlerinden bazılarıdır. Marksist bakış açıları, kapitalist tüketim ve üretim sisteminin insanı özüne yabancılaştırdığının ve insanı bir makinenin bir dişlisi haline getirerek, tüketirken yok eden bir kitle haline dönüştürdüğünün altını çizerek, sistem karşıtı tutumunu pekiştirir. Marksist düşünce yapısının tüketim toplumu analizi, reklamlar ile sürekli tüketime yönlendirilen toplumun büyük bir kısmının karşılaştığı kimlik çatışması ile kitle endüstrisi için çalışan kesimin kısıtlı iş olanakları ve düşük yaşam standartları tablosunu gözler önüne serer. “Ancak Marksist direniş kültürleri, çoğulculuğu kucaklayıp tarihe karışmıştır.”[3] Çünkü direniş ve modernleşme, popüler kültürün bilgi birikimine dayanmayan stratejilerinden bazılarıdır. Popüler başkaldırı, tüketim sistemine direnç gösteren her şeye karşıdır.[4] Ancak bu başkaldırı türü 1960 ve 1970 yıllarındaki, katı toplumsal sınıfları reddeden ve doğu kültürlerinden etkilenen başkaldırıdan farklıdır. 1960 yılını takip eden süreçte, karşıt fikirler ve tartışmalar halkın lehinde ve özgürlüğün arayışı içerisindeydiler. Popüler kültürdeki özgürlük arayışı ise karşılığını tüketimi temel alan bir post modernlikte bulmaktadır.

Kapitalizmin geldiği noktada popüler kültürün ve kapitalizmin birlikte işlediği görülmektedir.[5] Popüler kültür, sürekli; şiddet içermeyen, ılımlı taraf veya Amerikan rüyası örneğinde olduğu gibi rüya veren taraf olarak alan kazanmaktadır.[6] Kültür ve ekonomi arasındaki etkileşim, Theodor Adorno ve Max Horkheimer tarafından, kapitalist üreticiler ile kitle tüketimi ve kitle kültürünün üretimini tanımlamak için ‘Kulturindustrie’ (Kültür endüstrisi) terimiyle keşfedilmiştir. Bu yalın saptama 1944’te yazılmış olmasına rağmen, geçerliliğini korumaktadır.[7]

Popüler kültürün, bütün yönleriyle eleştirisi, Frankfurt Okulu üyeleri Adorno, Horkheimer, Marcuse gibi düşünürler tarafından yapılmıştır. Bu düşünürler, tespitlerinde, aydınlanma çağıyla başlayan modernizmin neden tüketim sistemine dönüştüğünü kavramaya çalışmıştır. Modern düşünce, hedeflendiğinden çok daha farklı bir noktadadır, hatta süreç tersine işlemektedir. Popüler kültür, üretim ve tüketim amaçlı toplumda, bireyselleşmeyi arttırarak, kolektif bilincin çökmesine sebep olur. Kültür ve sanat, ekonomik değeri dışında bir anlam ifade etmemektedir.

Frankfurt Okulu düşünürlerine göre, kent de kültür gibi standartlaşmıştır. Bütün yapılar birbirine benzemekte, kitleler olanaklar için merkeze sürüklenmektedir.[8]24 Popüler kültür, toplumun satın alacağı, tüketeceği, hayal edeceği her şeyi önceden planlamıştır. Böylece, düşüncelerinin, görünüşlerinin ve ideallerinin birbiriyle aynı olduğu bireyler, kendilerini bir tüketme yarışının içinde bulur.

Baudrillard’a göre, toplumsal değerleri yüceltiyormuş gibi görünen kitle iletişim araçları, kültürü göstergeler haline getirerek, yeniden çevrim yoluyla üretmektedir.


[1] John Fiske, Popüler Kültürü Anlamak, çev. Süleyman İrvan, ARK Yayınları, Ankara, 1999, 159 s.

[2] 18 Çağan, K., a.g.e., 22 s.

[3] 19 İrfan Erdoğan, Popüler Kültür Alanında Egemenlik ve Mücadele, http://politics.ankara.edu.tr/~erdoğan/makaleler.htm, (10.11.2007).

[4] 20 y.a.g.e.

[5] Ali Akay, Kapitalizm ve Pop Kültür, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2002, 178 s.

[6] y.a.g.e., 179 s.

[7] Geoff Cox, Joasia Krysa, Anya Lewin, Introduction “to the (Digital Culture Industry)”, http://www.data-browser.net/01/DB01introduction.pdf, (20.10.2007).

[8] Theodor Adorno, Max Horkheimer, The Culture Industry: Enlightenment as Mass Deception, http://www.marxists.org/reference/archive/adorno/1944/culture-industry.htm, (10.11.2007).