Mesele Bu Değil Asıl Meseleye Bakalım Biz

Ellerinde, helal ve dijital yumurtaları, ilahiler eşliğinde siyasi ve iktisadi besliyoruz ülkenin besili tosuncuklarını. Onlar da hayallerimizin üstüne kırıyor yumurtalarını. Kuşların bile izinsiz uçamadığı hava limanlarından bir eyvallah demeden uçup gidiyor vefasızlar. Sekiz kez değil, yüzyirmisekiz kez nereye gittiler diye sorsan da fayda etmez. Ama mesele bu değil, asıl meseleye bakalım biz.

Pek yakında, uzay gemiciklerimizle astral bir kovalamacaya çıkarız tosuncukların peşinde. Mars’ta vereceğimiz kısa bir mola esnasında, rida ve izara bürünmüş halde buluruz onları belki de. Sorarız, nereyedir yolculuk diye. Nasipse hacı olmaya gidiyoruz derler Mekke’ye. Tekkede kim varsa, Mekke’de de o olacak elbet. Ama mesele bu değil, asıl meseleye bakalım biz.

Tekkenin himmetiyle hazineden iyi yatırım yaptık pamuk tıkayıcılarına. Bu korona devrinde pamuk tıkayıcı bulma derdimiz yok hiç değilse. Pamuk tıkayıcılık maharet isteyen bir meslek. Ölünün bokunu çıkarmak da var eğer mahir değilse. İçlerinde pek hayırsever olanlar var bir de. Hazineden payına düşenin meteliğine dokunmadan, kıçımıza tıkamak için kaliteli pamuğa yatırım yapmak gayretinde. Ama mesele bu değil, asıl meseleye bakalım biz.

Helal haram nedir bilmeyen güruh, pamuk tıkayıcıların hazineden paylarına düşene haram diye ileri geri kelam edesiymiş bir de. Kelam etmek için helali ve haramı bilmek lazım önce. Hüküm sahibi kimse ona namaz kılmalı, yanlış kişiye kılınan namaz haramdır mesela. Hafızın fetvasına göre, sevgiliyle içiliyorsa helaldir şarap, ama sevgilinin olmadığı yerde haramdır mesela. Bunun gibi verginin de helal olduğu haller var, haram olduğu haller var. Ve payını verginin helal kısmından alır pamuk tıkayıcılar. Para itibari bir şey üstelik ve para gibi günah da itibaridir haliyle. Ama mesele bu değil, asıl meseleye bakalım biz.

Borç batağı, pandemi yatağı, mali kriz, faiz, döviz… Aslı astarı yok! Okur yazarız biz de. Anadolu Ajansını takip ediyoruz neticede. Ama mesele bu değil, asıl meseleye bakalım biz.

Birilerinin namazına gaz sıkılmış camide. Yanlış kişiye namaz kılıyordu belki de! Kudret kimdeyse ona namaz kılınır. Sıkılan gazlar dezenfektanlı olsa iyi olurdu yine de. Ne de olsa, tevatüre göre azledilmiş bakan, ihtiyatlı davranıp devlet stoklarını doldurmuş ithal dezenfektan. Ama mesele bu değil, asıl meseleye bakalım biz.

Çinliler, sükunet devrinde köpek olmak, kötülük devrinde insan olmaya yeğdir demiş. Sanki kötülüğü insan değil de, uzaydan gelen küçük yeşil yaratıklar becermiş. Kaotik kötü devirde tilkiyi kümese idareci yapmışlar. Bir de ne görsünler; horozlara tavuk pazarlıyor, pazarlığın karı da kendine. Ama mesele bu değil, asıl meseleye bakalım biz.

Sahi, azledilmiş ticaret bakanı iş kadını ne etmiş ki arkasından binbir türlü laf edilmekte. İddia o ki vergi ödememek için mevzuat yapmış kendine. İftiradır bence. Bezirganın değil, devenin yüküdür KDV. Vergiden ona ne? Üstelik, kaliteli dezenfektan, kaliteli pamuk kadar mühimdir bu pandemide. Yok iltimasmış, yok kudretin kutsiyetinden istifadeymiş. İyi de işler başka nasıl yürür ki iş aleminde? Başarılı bir kadına patriarkal bir saldırıdır bu, söylentiler bahane. Ama mesele bu değil, asıl meseleye bakalım biz.

Aşk masallarını severiz. Aşık kişi halden haber versin isteriz; deyişle, şiirle, kelimeyle, neyle. Saza, söze gelmeyen aşk, yok hükmündedir nezdimizde. Mecnun’un bağırtıları da bu yüzden. Kimse Leyla’ya sormaz aşkı. Leyla kim ki? Hem sorsalar bile Leyla der ki; bir dahlim ve günahım yok benim bu gidişten, gidin Mecnuna sorun, ekmek yiyen odur bu işten. Ne de olsa tüm patriarkal vasıtalar Mecnunun mülkiyetinde. Hal böyleyken toprak başına Mecnunun aşkına sempati duyan feministin de. Ama mesele bu değil, asıl meseleye bakalım biz.

İşçi bayramı pandemiye takılmış. Hoş pandemi olmasa da takılacaktı ya, neyse. İşçilik iyi bir şey olmalı ki bayramı da kutlanıyor. İşçilik bayramlıksa sermayedarlık da öyle. Leyla ve Mecnun meselesidir bu da. Biri olmadan ötekinin hükmü olmaz. Emek kutsaldır. E kutsalsa kimin gücü yetiyorsa o el koyacaktır. Sana da kutsallığından söz etmek düşer sadece. Ama mesele bu değil, asıl meseleye bakalım biz.

İşçi olmayı kutsayınca, kutsalın iktidarı da hak olur tabiatıyla; böylece memur ruhbandan oluşan politbüro idaresinde proletarya diktatörlüğüne! Aliyevler de Politbüro memurluğundan gelme, Putinler de, Rasputinler de. Ama mesele bu değil, asıl meseleye bakalım biz.

Arzu ve hayallerimizdir ışık sızdırmayan hapishanemiz. Yeni kuşakların hayalleri de tosuncukların yumurtalarına takılı. Tertelelerden bakiye emval-i metrukeyi pay ederken yaş haddinden tekaüt edilmiş kudretlilerin, şimdi kudretsiz ve fersiz kalmış bakışlarıyla bakar dururlar kaçan tosuncuklara çaresiz. Ama mesele bu değil, asıl meseleye bakalım biz.

Terteleler coğrafyasında yaşıyoruz neticede. Ermeni Tertelesi, Dersim Tertelesi, Zilan Tertelesi, Süryani, Ezidi, Nasturi Tertelesi… Bunlara ad verme kavgası yaşanıyor bir de; soykırım, katliam, felaket, hıyanet… Verilen isim, dağ kuytularında, nehir boylarında, vadilerde, mağaralarda, ölüme giden yollarda can verenlerin dinmeyen çığlıklarını dindirecek sanki, Zap’tan Dicle’ye, Munzur’dan Fırat’a, Zilan’dan Van Gölüne akan bebek kanları bedenlerde hayat bulacak sanki. Hem bu çığlıkların duyulduğu mahalleler de var hiç duyulmayacağı yerler de. İnsan hallerinden ilahlar bile muzdarip olsa, acıları evrensel kılmaz yine de. Ama mesele bu değil, asıl meseleye bakalım biz.

Tiranların dünyasında yaşadık ve gördük ki, hakkı Hakk tayin etmez, Dahhak tayin eder ve devran böyle döner. Bugün sayısız kelleye pala indirmekte, dün bilenmiş iktidar bıçağını ensesinde hissedenler. Dahhak ne derse hak odur. Hakkın olduğunu düşünüyorsan Dahhak’tan kurtulmaya bak, yoksa kıyamete kadar sürer gider hak aramak. Ama mesele bu değil, asıl meseleye bakalım biz.

Bir hayal müzesi açmalı, benim bağkurumla değil elbet. Şöyle kocaman, havadar bir yer. Üzerine hayallerin yerleştirileceği estetik kaideler. Her kuşaktan hayallere uygun galeriler. Delfi tapınağının girişindeki kirişin üzerinde “kendini bil” yazıyormuş. Bizim müzede, “kendini bilmesen de olur, hayaller orijinal olsun yeter” yazmalı. Hayal bırakmak serbest, çalmak yasak olmalı. Ama mesele bu da değil, asıl meseleye bakalım biz.

M. Şirin ÖZTÜRK