Malum Pazartesi… Hava soğuk… Hava İzmir’de bile soğuk…

Memleketimde sıkıntı büyük… Memleketim derken İzmir’i kastettim aslında. Ulaşamıyoruz. Yani ulaşımımız felce uğratılıyor… Neler oluyor böyle olunca. İş kaybı oluyor… Zaman kaybı oluyor.  Güven kaybı oluyor. Ama beklenen oy kaybı olur mu bilmiyorum… Son toplantıda toplanan güruha bakınca taşıma suyla dönen çarktan, hileli oyla alınan şehirden size yar olmaz, zorla güzellik buralarda hiç olmaz diyorum. Yani nice hırslar bu şehre bir şey yapmadı. Elin oğlu bayrak dikti yine olmadı… Bize demokrasi getirecek olanlara kısaca şöyle demeli tecahülüarif ince sanattır.

İzmir biraz rahattır. Söylenir filan ama rahatına düşkündür. Biraz da hırssız bir şehirdir. Şehre saldıranlar hep yabancıdır. Biz bakarız gelene gelirken de giderken de… Çünkü burası gayet aşk meşk dolu bir şehirdir. Aşkın şiir olduğu şehirlerde çok hırs olmaz… Hırsı olan bu şehirde bir süre sonra yok olur gider…

Sıkıntı tarihe dar zamanlarla bakmaktır. Oysa 10-15 yıllar koca tarih için devede diken sürelerdir…

Aslında bir bıraksak kendimizi… Arınsak hırstan, yarışlardan, çekememezliklerden, egolardan çok zor dimi… Çok zor SEVMEK, kendini sevmeyen dünyayı nasıl sevsin… İşte o sebeple dünyayı kendini sevmeyenler yönetiyor… Dışardan bakınca kendinden başkasını sevmez görünen bu insanların asıl sorunu aynadakini bile sevmiyor olmaları aslında… Çünkü yönetme hırsı zaten sevgisizliğin getirisidir…

Akıl fikir diliyorum insanlara Pazartesi ile… Ama olumlu düşünelim öyle olsun… Moda bu…

Takıldım ben bu ara olumlamalara…

Afirmasyon (olumlama) zihnimizde bilinçaltımıza yerleşmiş bazı negatif kalıpların, pozitif kalıplar sayesinde yani olumlamalar aracılığıyla değiştirilmesidir.

Bilinçaltı zihin telkin ve imgeleme yoluyla iknaya açıktır. Bilinçli zihnin aksine sorgulamadan önerileni kabul eder. Tekrarları olumlama olarak kabul eder. Pekiştirir.
Halk lisanında gerçekleşmesini istediğimiz cümleleri tekrarlayıp bunları bilinçaltımıza inandırmaktır…
Lisanı düzeltip negatif cümleler kurmamaktır… Benim için hala sorun yok… Gerçekten de dilde buna çok ihtiyaç var ama kullanımda bir sorun bana göre…
Bir yanlış anlaşılma durumu var sanki…

Mesela şimdi ben zenginim deyin. Ne oldu içinizdeki ses haklısın sen zenginsin dedi mi? Yoksa neren zengin borçlar diz boyumu dedi… Problem genelde birçok onaylama bilinçaltı ile çeliştiği için çok kişide çalışmamasıdır. Neden? Çünkü gerçekten inanmadığınız bir şeye kendinizi ikna etmeye çalışılıyor olabilirsiniz.

Bilinç bariyerini saf dışı bırakarak birisine sen değerlisin, kendine sonsuz hürmet duy gibi bir onaylamayı defalarca yaptığınızda ne oluyor peki… Olması gerekeni elbette biliyorum… İnsan kendini değerli hissedecek sonra herşeyi hak ettiğine inanacak, sonra “herşey düzelecek” dünya algımız kadar… bla bla bla…

Ama soru şu sonra ne oluyor… Hazımsız bünyeye bunu verdiğinde ortada bir sürü daha da hasta insan oluyor sanki… Kibir devreye giriyor… Çok kibir… Hadsiz kibir… Aslı bomboş olan insana, hiçbir değere sahip olmayana, herşeyi emanet olana “sevgi, saygı, hürmet, değer, övgü” gibi taşıma su değerleri yüklemeye çalışırsan adamı zalimliğe sürüklüyor… Adamı bozuyor, haddini aşırtıyor…

Arkadaş önce testiyi doldur da, sonra içindeki su’yu şarab’a çevir…

Peki bunu telkin eden şu anda her köşe başında bir adet bulunan talebin yarattığı arz’dan fazlasıyla dolu olan şey yani mantar gibi biten kişisel gelişimci olmak durumuna ne yapmalı… Boş adamın eğitmenliğinden ne olacak… Al ezberi, oyna rolünü… Emanet kişisel gelişim fantezisi… Kendini eğitene, içinde güzellik ışık olana bunu paylaşana değil lafım elbette ama kötü tüccarları var bu yolun… Sapla saman karışmış vaziyette… Kişisel gelişmeyelim Allah aşkına… Kişiliğimizi geliştirelim… Bilgi, eğitim filan…

Kendi dibine ışık vermeyenin başkasına eğitim vermesi hadsizliktir… Sonrası işte memleketin hali… Her yanımızda mum yanıyor. Ama görünen o ki hacıyatmaz bir yanımız var. Bu hamur çok su kaldırıyor. Gelen giden yükleniyor, özgürlüklere, eşit yaşam hakkına, eşit kazanç hakkına, ulaşım hakkına, yazmaya, çizmeye ve hatta aldığımız nefese dur diyen bunca engele rağmen “biz bitmiyoruz”

Peki;

  • Biz ne zaman adam(insan oluruz, abi?

  • Adam olma kriterlerini bir cümleye sığdıramıyacağımızı idrak ettiğimiz zaman, yavrum…

-“Zihniyetimiz değişince” … Dikkat edilirse tarih vermiyorum. Belki yarın belki yarından da yakın… Belki asla…

  • Asgari ücret, orta halli bir Avrupalının köpek bakımına ayırdığı paradan düşük olmadığında… İnsan gibi yaşadığımızda.

-İşçinin, memurun, sanatçının, öğretmenin, polisin, doktorun, hâkimin, savcının, avukatın, askerin, bakanın, bakmayanın, fikrin, zikrin tüm halkın “Cumbaşbakantekbakanherşeyebakanın” önünde eğilip bükülmediği, aksine, tersinin gerçekleşebildiği zaman…

-Özetle “bir memlekette namuslu insanlar da en az namussuzlar kadar cesur olduklarında…”

  • Ne zaman adam (insan)  oluruz?

  • Cevabı sorunun içinde gizli zaten oğlum…

  • Hani lan nerde gizli?

  • Artık ne biçim saklandıysa, bulamıyoruz işte…

O sebeple olumlamakla değil yola eğitimle,  emekle, dirençle, mücadele ile düzelir bu işler… Sözden önce kafayı düzeltelim biz…

Velhasıl İzmir’den çıktık yola…

Bunları da beğenebilirsin