Zaman kendi döngüsünde akarken yeni bir yıla vardık. 2025 yılını “Çürüme” başlıklı yazıyı kaleme alarak bitirmiştim. Yeni bir yılın ilk günlerinde ise tekinsiz bir dünyanın orta yerinde bulduk kendimizi. 2 Ocak günü 3 Ocak’a evrilirken dünya, günün şafağında Amerika tarafından bombalanan Venezuela ve esir alınan devlet başkanı Maduro’nun görüntüleriyle uyandı. Amerika, bir başka ülkenin egemenliğini hiçe sayarak, devlet başkanını esir alıyordu.
ABD’nin, 3 Ocak’ta Venezuela’nın başkenti Karakas’taki sivil ve askeri tesislere düzenlediği saldırılarda, 23 Venezuela askeri, 32 Kübalı asker ve 2 sivil olmak üzere toplam 57 kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor Venezuela basınında. Lakin, bu saldırının bilançosu, sömürgecilik tarihinin derinliklerindeki karanlığı yeryüzüne taşıyacak kadar büyük…
Başka bir deyişle, bu saldırının bilançosu dünya siyaseti açısından çok daha vahim bir anlam taşıyor. Amerika uluslar arası hukuku yerle yeksan ederken, ikinci dünya savaşından sonra oluşan insanlık değerleri de Amerika postallarının altında eziliyordu. Oysa insanlık, emperyalist paylaşım savaşlarının ardından, tarihten dersler çıkararak kendi değerlerini oluşturmaya çalışmıştı. O değerler, elbette büyük mücadelelerle yaratılmıştı.
Kapitalizmin belki en karanlık çağında yaşıyoruz. Uzun süredir dünya var olan değerlerini yitirirken, çürümenin kokusu tüm yeryüzünde hissediliyordu. Donald Trump, bu çürüme halinin üzerine “tüy dikti” adeta. Egemen güçler artık kendi yasalarını bile çiğniyor. Uluslar arası hukukta güç tanımı ve kullanımı yeni bir mecraya doğru yol alıyor. Buna, “kimin gücü kime yeterse hukuku” diyebiliriz. Hukukun gücünün bittiği yerde, gücün hukuku başlar. Ki, o da alenen haydutluk hukukudur.
1970’lerde dünya piyasaları neo-liberal politikalarla şekillenirken, özelleştirme politikaları lehine propaganda yapılıyor ve serbest piyasanın rekabet gücü pohpohlanıyordu. İdeolojik olarak kuşatma altına alınan sosyalizm, SSCB’deki reel sosyalizmin sorun ve hataları üzerinden bombardımana tutuluyordu.1991 yılında Gorbaçov’un tarihi konuşması SSCB’nin çöküşünü ilan ederken, neo-liberalizm zaferini kutluyordu.
Neo-liberalizmin efendileri zafer kutlamaları yaparken, serbest piyasada her girişimcinin önünün açılacağı, bireyin zengin olma hayalinin artık an kadar yakın olduğu fikirleri tüm topluma empoze ediliyordu. Ve Amerika zengin olma hayalleriyle gidilen, macera dolu bir rüya ülkesi olarak sunuluyordu. Evet, Amerika macera doluydu ama kimse Cosby ailesindeki gibi yaşamıyordu. Bizler, her hafta Dallas dizisinde dönen entrikaları heyecanla beklerken, yeni bir dünya şekilleniyordu.
Nitekim, Türkiye’de 1980 Amerikancı askeri faşist darbe ile “24 Ocak kararları” devreye girmiş ve ardından Özal’lı yıllar başlamıştı. Özal’lı yıllarda “gemisini kurtaran kaptan” argümanı ile toplum bireyselciliğe sürüklenirken, sosyal devletin çivileri sökülüyor ve kamu
sektörlerinde özelleştirme politikaları tüm hızıyla uygulamaya konuluyordu. Rayına oturmuş dönüyordu dünya. Hem Amerika’ya gidip köşeyi dönen, zenginleşen Türkler de vardı. Onlar yazları ülkelerine kovboy şapkasıyla tatile gelirken, “Sosyalizm de neymiş canım, serbest piyasa cennet, Amerika ise fırsatlar ülkesi” propagandasının can bulmuş hali olarak sokaklarda geziniyorlardı. Güzel yurdum insanı « canım Amerika fırsatlar ülkesi, ahh ben de bir zengin olsam diye içinden geçirerek Amerikan dizilerini izliyordu hayranlıkla.” Hem zaten artık küçük Amerika olacaktık. Derken Hayat Ağacı dizisinde Sam’i izlerken 90’lı yıllara vardık. Amerikan kültürü hayatın her alanına empoze edilirken, MC Donald’s şubeleri açılmış, hamburger hayatımıza girmişti.
Neyse konuyu fazla dağıtmayayım. ‘68 kuşağının “Tam Bağımsız Türkiye” perspektifiyle yola çıktığı, eşitlik ve özgürlük mücadelesi dar ağaçlarında idam edilmesine rağmen tohum topraktaydı ve yeşeriyordu. ‘70’lerde yükselen toplumsal mücadelede, sol partiler ve solun değerleri kitlelerde karşılık bulurken ‘80 darbesiyle birlikte ülke koca bir hapishaneye dönüştü. Bir kuşağın hayalleri Amerikancı askeri darbenin postalları altında kalmıştı. ‘90 yıllar ise reel sosyalizmin kalesinin yıkılmasıyla başlayacaktı. Artık dünyada güç dengeleri değişmişti. Soğuk savaş yıllarının iki kutuplu dünyası değil, tek kutuplu bir dünyaya yol alınacaktı. Neo-liberalizmin ideologları durumdan pek memnundu. Sözüm ona dünyaya barış gelecekti. Oysa, kapitalizm en vahşi aşamasına doğru evriliyordu.
Rüya ülkesi Amerika’nın kovboy şapkasından ise ezilen halkların kanı damlıyordu. Latin Amerika, Afrika, Ortadoğu sömürgeciliğin farklı versiyonları altında eziliyordu. Amerikan rüyası, ezilen halkların sokağında “Freddy’nin kabusu”na dönmüştü. Sam amca, Elm sokağında elinde testere ile ezilenlere demokrasi götürüyordu. Amerika nereye demokrasi götürse orası kan gölüne dönüşüyordu. Kan gölünden beslenen bir “demokrasi” eninde sonunda tüm toplumu çürütecektir. Nihayetinde öyle de oluyor ve dünya üçüncü emperyalist paylaşım savaşına doğru hızla yol alıyor.
Dünyanın gözü önünde bir başka ülkenin egemenliğini hiçe sayan Amerika, tüm dünyaya orman kanunlarını dayatıyor. Amerika emperyalizmi, haydutluk aşamasını alenen ilan etti. Artık, hiçbir ülke güvende değil. Şimdilik, Trump’ın tehdit listesinde, Kolombiya, Küba, Meksika, Grönland, İran var. Dünya sistemi küresel bir diktatörlüğe doğru yol alırken, her an herkes menüde olabilir. Bu mevcut gidişata son verecek olan halkların ortak mücadelesidir.
« Bize göre komünizm ne yaratılması gereken bir durum, ne de gerçeğin ona uydurulmak zorunda olacağı bir ülküdür. Biz, bugünkü duruma son verecek gerçek harekete komünizm diyoruz. Bu hareketin koşulları, şu anda var olan öncüllerden doğarlar.” (K. Marx, F. Engels – Alman İdeolojisi)
Zaman kendi döngüsünde ilerken, her çağ geçmişin, bugünün ve geleceğin sorunlarını taşıyor bağrında. Emperyalizmin haydutluk aşamasında, elbette bu karanlık duruma son verecek olgular ve mücadeleler yeşerecektir. Yeni olan, her zaman eskinin bağrında gelişir.
- Emperyalizm Haydutluk Çağı - 7 Ocak 2026
- Çürüme - 30 Aralık 2025
- Varoluş Hakkı - 27 Ekim 2025
Nokta Haber Yorum sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
















